|
Gelir
Vergisi
Gelir Vergisinin konusu, gerçek kişilerin
geliridir. Gelir Vergisi, modern vergi sistemlerinde gözönüne
alınan vergi ödeme gücü, vergide şahsiyet ve
vergi önünde eşitlik ilkelerini en iyi şekilde gerçekleştirebilecek
bir niteliktedir. Yurdumuzda Gelir
Vergisini koyan ilk kanun, 5421 sayılı olarak
1949 yılında çıkartılmış ve 1950 takvim yılı
başında yürürlüğe girmiştir. 11 yıllık bir
uygulamadan sonra bu kanun kaldırılmış ve yerine
1960 yılında, bazı değişiklikler ve eklere rağmen
aynı ilkeleri taşıyan 193 sayılı kanun kabul
edilmiştir.
Gelir Vergisi Kanunu’nda esas itibariyle üretime
dayanan yeni değerler gelir sayılmakta ve Danıştay
kararlarında da, prensip olarak, bu temele uyulmaktadır.
Gelir Vergisi Kanunu’na göre vergiye tabi
gelirlerin nitelikleri kısaca şöyledir:
1.
Gelirin, bir gerçek kişiye ait olması: Gelir
Vergisi mükellefleri yalnızca gerçek kişilerdir.
Buna göre; kişilik ölümle sona erdiğine göre,
gelir vergisinde de vergi borçluluğu, ölümle
biter.
Hukukumuzda gerçek kişilerden başka tüzel
kişiler de hak ve borçlara ehil varlık olarak kabul
edilmiştir. Ancak gelir vergisi, yalnız gerçek kişilerin
gelirlerini vergiye tabi tuttuğuna göre, tüzel kişilerden
sermaye şirketleri gelir vergisi dışında kalırlar.
Bu şirketlerin kazançlarından Kurumlar Vergisi alınır.
Yalnız, tüzel kişiliği olmakla beraber kollektif
ve adi komandit şirketlerin ortakları, gerçek kişi
olarak, gerek ortağı bulundukları şirketten gerek
bunun dışında elde ettikleri gelirler dolayısıyla
gelir vergisine tabidirler.
2.
Gelirin, bir takvim yılı içinde hasıl olması: Gelir
vergisinde vergilendirme dönemi geçmiş takvim yılıdır.
Buna göre bir gerçek kişinin 12 aylık dönem içinde
elde ettiği gelirler toplamı vergiye tabidir.
Ölüm halinde, ölenin vergileme dönemi,
takvim yılı başından ölüm tarihine kadar geçen
zamana inhisar eder. Mirasçılar, ölenin işlerine
takvim yılı sonuna kadar devam etseler dahi meydana
gelecek gelirlerini, ölümden önceki dönem
gelirleriyle birleştiremezler ve elde ettikleri borçlarını
da ölümden önceki gelirden düşemezler.
Memleketi terk halinde, ilgili mükellefin
terkden önceki döneme ilişkin gelirleri üzerinden
vergilendirmesi kabul edilmiştir. Memleketi terkden
önceki gelirler ayrı ve sermaye iradı dar mükellefiyete
göre ayrı vergilendirilecektir.
3.
Gelirin, elde edilmesi: Gelir, hukuki tasarruf ve
fiili tasarruf sonucu elde edilir. Hukuki tasarruf,
gelirin istenilmesinde bir hakkın doğmuş olmasıdır.
Bir hizmetin yapılması veya bir malın satılması
karşılığı, kişinin bir alacak hakkının doğması,
hukuki tasarruftur. Fiili tasarruf, gelirin para veya
ayın olarak kişinin malvarlığına girmesi, diğer
bir deyişle gelirin tahsilidir. Fiili tasarruf,
nakden veya hesaben elde etme olarak iki şekilde gerçekleşebilir.
Nakden elde etme, bir kazanç veya iradın para olarak
alınmış olması, hesaben elde etme, kazanç veya
iradın kişinin kullanabileceği bir hesaba geçmiş
olmasıdır.
Bir kimsenin hak ettiği bir gelirinin
vergileme zamanı, onun fiili tasarrufuna geçtiği
zaman, yani takvim yılı olmak gerekir. Çünkü bu
kişinin vergisini ödeyebilmesi, onun geliri fiilen
elde ettiği zaman için söz konusu olabilir.
Bazı ticari ve sınai işletmelerin yıllık
gelirleri, istekleri üzerine, takvim yılından ayrı
12 aylık bir dönem için tespit edilebilir. Buna özel
hesap dönemi denilmektedir.
4.
Gelirin, kazanç ve iratların safi tutarı olması: Kazanç,
bedeni ve zihni bir çalışma veya emeğin bir
sermaye ile birleştirilmesiyle sağlanan değer; irat
ise böyle bir çalışmayı gerektirmeyen, menkul
veya gayrimenkul mallar dolayısıyla elde edilen değerlere
verilen addır. İşte gelir, bu anlamda bir gerçek
kişiye ait gerek kazanç, gerekse iratlardır; ancak
vergiye tabi tutulacak miktar, bunların safi tutarıdır.
Gerçek gelir, bir para veya mal olarak belirli
bir değerin elde edilmiş olması demektir. Burada
belirli ve bilinen gelirler gözönüne alınmaktadır.
Oysa bir kısım hallerde, mükelleflerin kazançlarının
belirtilmesine ve bilinmesine olanak bulunmayabilir.
Gelir Vergisi Kanunu’na göre devletin
vergileme yetkisi içinde saydığı gerçek kişiler
bakımından iki çeşit mükellefiyet vardır. Bunlar
kısaca;
Tam mükellefiyet:
Gerçek kişilerin, Türkiye içinde ve dışında
elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden
vergiye tabi tutulmalarına tam mükellefiyet denir.
Tam mükellefiyete tabi olmak için gerçek kişinin;
¾
Türkiye’de yerleşmiş olması veya,
¾
Resmi daire ve müesseselere bağlı olup, adı
geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin
işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk
vatandaşı olmak gerekir. Ancak, bazı şartlar altında
bulunan yabancılar, ülkemizde bir takvim yılında
altı aydan fazla kalsalar dahi, Türkiye’de yerleşmiş
sayılmazlar.
Yani Türkiye’de
ikametgahı bulunan veya belirli bir süre Türkiye’de
oturan gerçek kişiler, vatandaş veya yabancı
olsun, Türkiye içinde veya dışında elde ettikleri
kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergiye
tabidirler. Ancak aynı kanunla kazanç ve iratların
menşei de gözönüne alınarak bu ilkeye bir istisna
getirilmiş ve işleri dolayısıyla yabancı ülkelerde
oturan bir kısım Türk vatandaşları da tam mükellefiyete
alınmıştır.
Dar
mükellefiyet: Gelir
Vergisi Kanunu’nda dar mükellefiyet, tam mükellefiyete
girmeyen gerçek kişilerin, Türkiye’deki
faaliyetleri nedeniyle, yalnız Türkiye’de elde
ettikleri kabul edilen gelirlerinin yurt dışındaki
gelirleriyle bir bağlantı kurulmaksızın
vergilendirilmesi usulüdür.
Bu
prensibe uygun olarak, Türkiye’de yerleşmiş
olmayan gerçek kişilerin sadece Türkiye’de elde
ettikleri Gelir vergisine tabi kazanç ve iratları üzerinden
vergilendirileceklerini tespit etmektedir (Erginay,
1995: 149-164).
Gelir
Vergisi Kanununun tanımını verdiği ve sınırlarını
tesbit ettiği gelir çeşitlerine, gelir unsurları
denir. Gelir unsurları Kanunda aşağıdaki gibi sayılmıştır.
1.
Ticari Kazançlar, a.)
Maden, taş ve kireç ocakları, kum ve çakıl
istihsal yerleri ile tuğla ve kiremit harmanlarının
işletilmesinden; b.)
Coberlik işlerinden; c.)
Özel okul ve hastanelerle benzeri yerlerin işletilmesinden;
d.) Gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle devamlı
olarak uğraşanların bu işlerinden; e.)
Kendi nam ve hesaplarına menkul kıymet alım-satımı
ile devamlı olarak uğraşanların bu
faaliyetlerinden; f.)
Satın alınan veya trampa suretiyle iktisap
olunan arazinin iktisap tarihinden itibaren 5 yıl içinde
parsellenerek bu müddet içinde veya daha sonraki yıllarda
kısmen veya tamamen satılmasından; elde edilen
kazançlardır (Yaklaşım Yayınları, 1998: 29).
2.
Zirai Kazançlar, zirai muhasebe tekniği
bakımından tesbitin güç ve özellikle büyük sayılara
varan çiftçilerin gelirlerinin küçük olması ve köylerde
şehirlere nazaran kültür ve eğitimin az gelişmiş
bulunması nedenleriyle, modern gelir vergisi
sistemlerinde zirai kazançlar sınırlı ölçüde
vergilendirilebilmektedirler. Küçük çiftçiler
zirai kazançtan muaftırlar.
3.
Ücretler; a.)
Emeklilik, malüliyet, dul ve yetim aylıkları, b.)
Evvelce yapılmış veya gelecekte yapılacak
hizmetler karşılığında verilen para ve ayınlarla
sağlanan diğer menfaatler, c.)
TBMM, İl genel meclisi ve belediye meclis üyeleri
ile özel kanunlarına veya idari kararlara göre
kurulan daimi veya geçici bütün komisyonların üyelerine
ve yukarıda sayılanlara benzeyen diğer kimselere bu
sıfatları dolayısıyla ödenen veya sağlanan para,
ayın ve menfaatler, d.)
Yönetim ve denetim kurulları başkanı ve üyeleriyle
tasfiye memurlarına bu sıfatları dolayısıyla ödenen
veya sağlanan para, ayın ve menfaatler, e.)
Bilirkişilere, resmi arabuluculara, eksperlere,
spor hakemlerine ve her türlü yarışma jürisi üyelerine
ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler, f.)
Sporculara transfer ücreti veya sair adlarla yapılan
ödemeler ve sağlanan menfaatlerdir (Yaklaşım Yayınları,
1998: 51).
4.
Serbest Meslek Kazançları, bir işverene
tabi olmaksızın kişilerin kendi uzmanlıklarıyla
ilgili işlerinden elde edilen kazançlardır. Bu da
gerçek usulde ve götürü usulde olmak üzere iki şekilde
tespit edilir.
5.
Gayrimenkul Sermaye İratları, medeni
kanunumuza göre gayrimenkul olarak kabul edilmeyen
bir kısım mallardan elde edilen iratlar da
gayrimenkul sermaye iradı sayılmıştır.
6.
Menkul Sermaye İratları, bu kanunumuzda
şöyle tanımlanmaktadır. Sahibinin ticari, zirai
veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya
para ile temsil edilen değerlerden müteşekkil
sermaye dolayısıyla elde ettiği, temettü, faiz,
kira ve benzeri iratlar, menkul sermaye iradıdır.
7.
Sair Kazanç ve İratlar. Bunlar, bünyesi
itibariyle bir devamlılık göstermeyen ve belirli
zaman aralarına dayanmayan kaynaklardan kişilerin
malvarlıklarında meydana gelen artışları gösteren
gelirlerdir (Erginay, 1995: 167-240).
Kanunda
aksine hüküm olmadıkça, bu kazanç ve iratlar,
gelirlerin tesbitinde gerçek ve safi miktarları ile
gözönüne alınır. Kanunda aksine hüküm bulunan
haller, bir kısım ticari ve zirai kazançlarla, bazı
ücret ve serbest meslek kazançlarının götürü
usule göre vergiye tabi tutulacağının belirtilmiş
olmasıdır. Belirttiğimiz bu gelir unsurlarının,
vergiye tabi miktarlar itibariyle nasıl tesbit
edilecekleri, kanunun ilgili maddelerinde açıklanmıştır.
|