Konular
Ana Sayfa
Kamunun Fonksiyonları
Kamunun Ekonomiye Müdahalesi 
Pareto Optimumu
Dışsallıklar ve Dışsallık Türleri
Dışsallıklarda Piyasa/Kamu Çözümleri
Kollektif Karar Alma Mekanizması
Kamu Harcamaları: Türleri ve Analizi
Kamu Gelirleri: Türleri ve Analizi
Yerel Yönetimler
KİTLER
Parafiskal
Sosyal Güvenlik Kuruluşları
Fonlar
Ögrenciler için
spacer.gif (67 bytes) spacer.gif (67 bytes)
 YRD.DOÇ.DR. İSMAİL GÜNEŞ 
spacer.gif (67 bytes)KAMU MALİYESİ WEB SİTESİ
Ders İçeriği Konu Listesi Sınav Sonuç Projeler Sorularınız Kaynaklar Bağlantılar Ana Sayfa

Gelir Vergisi  Kurumlar Vergisi Harcama Üzerinden Alınan Vergiler KDV Servet Vergisi      

Gelir Vergisi

            Gelir Vergisinin konusu, gerçek kişilerin geliridir. Gelir Vergisi, modern vergi sistemlerinde gözönüne alınan vergi ödeme gücü, vergide şahsiyet ve vergi önünde eşitlik ilkelerini en iyi şekilde gerçekleştirebilecek bir niteliktedir. Yurdumuzda Gelir  Vergisini koyan ilk kanun, 5421 sayılı olarak 1949 yılında çıkartılmış ve 1950 takvim yılı başında yürürlüğe girmiştir. 11 yıllık bir uygulamadan sonra bu kanun kaldırılmış ve yerine 1960 yılında, bazı değişiklikler ve eklere rağmen aynı ilkeleri taşıyan 193 sayılı kanun kabul edilmiştir.

            Gelir Vergisi Kanunu’nda esas itibariyle üretime dayanan yeni değerler gelir sayılmakta ve Danıştay kararlarında da, prensip olarak, bu temele uyulmaktadır. Gelir Vergisi Kanunu’na göre vergiye tabi gelirlerin nitelikleri kısaca şöyledir:

            1. Gelirin, bir gerçek kişiye ait olması: Gelir Vergisi mükellefleri yalnızca gerçek kişilerdir. Buna göre; kişilik ölümle sona erdiğine göre, gelir vergisinde de vergi borçluluğu, ölümle biter.

            Hukukumuzda gerçek kişilerden başka tüzel kişiler de hak ve borçlara ehil varlık olarak kabul edilmiştir. Ancak gelir vergisi, yalnız gerçek kişilerin gelirlerini vergiye tabi tuttuğuna göre, tüzel kişilerden sermaye şirketleri gelir vergisi dışında kalırlar. Bu şirketlerin kazançlarından Kurumlar Vergisi alınır. Yalnız, tüzel kişiliği olmakla beraber kollektif ve adi komandit şirketlerin ortakları, gerçek kişi olarak, gerek ortağı bulundukları şirketten gerek bunun dışında elde ettikleri gelirler dolayısıyla gelir vergisine tabidirler.

            2. Gelirin, bir takvim yılı içinde hasıl olması: Gelir vergisinde vergilendirme dönemi geçmiş takvim yılıdır. Buna göre bir gerçek kişinin 12 aylık dönem içinde elde ettiği gelirler toplamı vergiye tabidir.

            Ölüm halinde, ölenin vergileme dönemi, takvim yılı başından ölüm tarihine kadar geçen zamana inhisar eder. Mirasçılar, ölenin işlerine takvim yılı sonuna kadar devam etseler dahi meydana gelecek gelirlerini, ölümden önceki dönem gelirleriyle birleştiremezler ve elde ettikleri borçlarını da ölümden önceki gelirden düşemezler.

            Memleketi terk halinde, ilgili mükellefin terkden önceki döneme ilişkin gelirleri üzerinden vergilendirmesi kabul edilmiştir. Memleketi terkden önceki gelirler ayrı ve sermaye iradı dar mükellefiyete göre ayrı vergilendirilecektir.

            3. Gelirin, elde edilmesi: Gelir, hukuki tasarruf ve fiili tasarruf sonucu elde edilir. Hukuki tasarruf, gelirin istenilmesinde bir hakkın doğmuş olmasıdır. Bir hizmetin yapılması veya bir malın satılması karşılığı, kişinin bir alacak hakkının doğması, hukuki tasarruftur. Fiili tasarruf, gelirin para veya ayın olarak kişinin malvarlığına girmesi, diğer bir deyişle gelirin tahsilidir. Fiili tasarruf, nakden veya hesaben elde etme olarak iki şekilde gerçekleşebilir. Nakden elde etme, bir kazanç veya iradın para olarak alınmış olması, hesaben elde etme, kazanç veya iradın kişinin kullanabileceği bir hesaba geçmiş olmasıdır.

            Bir kimsenin hak ettiği bir gelirinin vergileme zamanı, onun fiili tasarrufuna geçtiği zaman, yani takvim yılı olmak gerekir. Çünkü bu kişinin vergisini ödeyebilmesi, onun geliri fiilen elde ettiği zaman için söz konusu olabilir.

            Bazı ticari ve sınai işletmelerin yıllık gelirleri, istekleri üzerine, takvim yılından ayrı 12 aylık bir dönem için tespit edilebilir. Buna özel hesap dönemi denilmektedir.

            4. Gelirin, kazanç ve iratların safi tutarı olması: Kazanç, bedeni ve zihni bir çalışma veya emeğin bir sermaye ile birleştirilmesiyle sağlanan değer; irat ise böyle bir çalışmayı gerektirmeyen, menkul veya gayrimenkul mallar dolayısıyla elde edilen değerlere verilen addır. İşte gelir, bu anlamda bir gerçek kişiye ait gerek kazanç, gerekse iratlardır; ancak vergiye tabi tutulacak miktar, bunların safi tutarıdır.

            Gerçek gelir, bir para veya mal olarak belirli bir değerin elde edilmiş olması demektir. Burada belirli ve bilinen gelirler gözönüne alınmaktadır. Oysa bir kısım hallerde, mükelleflerin kazançlarının belirtilmesine ve bilinmesine olanak bulunmayabilir.

            Gelir Vergisi Kanunu’na göre devletin vergileme yetkisi içinde saydığı gerçek kişiler bakımından iki çeşit mükellefiyet vardır. Bunlar kısaca;

            Tam mükellefiyet: Gerçek kişilerin, Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergiye tabi tutulmalarına tam mükellefiyet denir. Tam mükellefiyete tabi olmak için gerçek kişinin;

¾       Türkiye’de yerleşmiş olması veya,

¾       Resmi daire ve müesseselere bağlı olup, adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşı olmak gerekir. Ancak, bazı şartlar altında bulunan yabancılar, ülkemizde bir takvim yılında altı aydan fazla kalsalar dahi, Türkiye’de yerleşmiş sayılmazlar.

Yani Türkiye’de ikametgahı bulunan veya belirli bir süre Türkiye’de oturan gerçek kişiler, vatandaş veya yabancı olsun, Türkiye içinde veya dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergiye tabidirler. Ancak aynı kanunla kazanç ve iratların menşei de gözönüne alınarak bu ilkeye bir istisna getirilmiş ve işleri dolayısıyla yabancı ülkelerde oturan bir kısım Türk vatandaşları da tam mükellefiyete alınmıştır.

 Dar mükellefiyet: Gelir Vergisi Kanunu’nda dar mükellefiyet, tam mükellefiyete girmeyen gerçek kişilerin, Türkiye’deki faaliyetleri nedeniyle, yalnız Türkiye’de elde ettikleri kabul edilen gelirlerinin yurt dışındaki gelirleriyle bir bağlantı kurulmaksızın vergilendirilmesi usulüdür.

Bu prensibe uygun olarak, Türkiye’de yerleşmiş olmayan gerçek kişilerin sadece Türkiye’de elde ettikleri Gelir vergisine tabi kazanç ve iratları üzerinden vergilendirileceklerini tespit etmektedir (Erginay, 1995: 149-164).

Gelir Vergisi Kanununun tanımını verdiği ve sınırlarını tesbit ettiği gelir çeşitlerine, gelir unsurları denir. Gelir unsurları Kanunda aşağıdaki gibi sayılmıştır.

1.         Ticari Kazançlar, a.) Maden, taş ve kireç ocakları, kum ve çakıl istihsal yerleri ile tuğla ve kiremit harmanlarının işletilmesinden; b.) Coberlik işlerinden; c.) Özel okul ve hastanelerle benzeri yerlerin işletilmesinden; d.) Gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden; e.) Kendi nam ve hesaplarına menkul kıymet alım-satımı ile devamlı olarak uğraşanların bu faaliyetlerinden; f.) Satın alınan veya trampa suretiyle iktisap olunan arazinin iktisap tarihinden itibaren 5 yıl içinde parsellenerek bu müddet içinde veya daha sonraki yıllarda kısmen veya tamamen satılmasından; elde edilen kazançlardır (Yaklaşım Yayınları, 1998: 29).

2.         Zirai Kazançlar, zirai muhasebe tekniği bakımından tesbitin güç ve özellikle büyük sayılara varan çiftçilerin gelirlerinin küçük olması ve köylerde şehirlere nazaran kültür ve eğitimin az gelişmiş bulunması nedenleriyle, modern gelir vergisi sistemlerinde zirai kazançlar sınırlı ölçüde vergilendirilebilmektedirler. Küçük çiftçiler zirai kazançtan muaftırlar.

3.         Ücretler; a.) Emeklilik, malüliyet, dul ve yetim aylıkları, b.) Evvelce yapılmış veya gelecekte yapılacak hizmetler karşılığında verilen para ve ayınlarla sağlanan diğer menfaatler, c.) TBMM, İl genel meclisi ve belediye meclis üyeleri ile özel kanunlarına veya idari kararlara göre kurulan daimi veya geçici bütün komisyonların üyelerine ve yukarıda sayılanlara benzeyen diğer kimselere bu sıfatları dolayısıyla ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler, d.) Yönetim ve denetim kurulları başkanı ve üyeleriyle tasfiye memurlarına bu sıfatları dolayısıyla ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler, e.) Bilirkişilere, resmi arabuluculara, eksperlere, spor hakemlerine ve her türlü yarışma jürisi üyelerine ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler, f.) Sporculara transfer ücreti veya sair adlarla yapılan ödemeler ve sağlanan menfaatlerdir (Yaklaşım Yayınları, 1998: 51).

4.         Serbest Meslek Kazançları, bir işverene tabi olmaksızın kişilerin kendi uzmanlıklarıyla ilgili işlerinden elde edilen kazançlardır. Bu da gerçek usulde ve götürü usulde olmak üzere iki şekilde tespit edilir.

5.         Gayrimenkul Sermaye İratları, medeni kanunumuza göre gayrimenkul olarak kabul edilmeyen bir kısım mallardan elde edilen iratlar da gayrimenkul sermaye iradı sayılmıştır.

6.         Menkul Sermaye İratları, bu kanunumuzda şöyle tanımlanmaktadır. Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkil sermaye dolayısıyla elde ettiği, temettü, faiz, kira ve benzeri iratlar, menkul sermaye iradıdır.

7.         Sair Kazanç ve İratlar. Bunlar, bünyesi itibariyle bir devamlılık göstermeyen ve belirli zaman aralarına dayanmayan kaynaklardan kişilerin malvarlıklarında meydana gelen artışları gösteren gelirlerdir (Erginay, 1995: 167-240).

Kanunda aksine hüküm olmadıkça, bu kazanç ve iratlar, gelirlerin tesbitinde gerçek ve safi miktarları ile gözönüne alınır. Kanunda aksine hüküm bulunan haller, bir kısım ticari ve zirai kazançlarla, bazı ücret ve serbest meslek kazançlarının götürü usule göre vergiye tabi tutulacağının belirtilmiş olmasıdır. Belirttiğimiz bu gelir unsurlarının, vergiye tabi miktarlar itibariyle nasıl tesbit edilecekleri, kanunun ilgili maddelerinde açıklanmıştır.