|
SERVET
ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLER
Olağanüstü
Servet Vergisi
Olağanüstü servet vergisi, kişilerin
servetinin tümü üzerinden, önceden belirlenmemiş
bir tarihte alınan ve gelecekte tekrarlanmayacağı
umulan bir vergi türüdür. Genellikle savaş gibi
olağanüstü dönemlerde ya da bunu izleyen
tarihlerde alınan bir vergidir.
Olağanüstü servet vergisi, kamu oyunda fazla
bekleyiş yaratmadan uygulamaya konulabilmişse ve mükelleflere
gelecek dönemde tekrarlanmayacağı hususunda güven
sağlanmışsa bu durumda verginin bir ikame
etkisinden bahsetmek mümkün olmaz ve tüm etkisi
gelir etkisinden ibaret kalır. Yani, vergi iktisadi
sistemin işleyişini fazla değiştirmeden özel
kesimden kamu kesimine gelir aktaran bir vergi niteliği
taşır.
Olağan
(sürekli) Servet Vergisi
Olağan servet vergileri vergi sisteminin içine,
sürekli olarak uygulanmak üzere sokulmuştur.
Servete yönelen bir verginin sürekli uygulanabilmesi
için, uzun dönemde servet farklarını bir ölçüde
azaltsa bile, kişisel serveti yok etmemesi zorunluluğu
vardır. Şu halde, böyle bir vergi, servet üzerinden
alınsa, diğer deyişle matrahını servet teşkil
etse bile, esas olarak, kişilerin gelirinden ödenebilmelidir.
Dolayısıyla, olağan bir servet vergisi oranının
buna imkan verecek kadar düşük tutulması gerekir (Uluatam,
1991: 288).
Emlak
Vergisi
Bir kimsenin malvarlığı içinde bulunan değerler
o kimsenin vergi ödeme gücünün bulunduğuna da
karinedir. Emlak Vergisi Kanunu başlıca üç kısımdan
oluşmuştur. Birinci kısımda, bina vergisi, ikinci
kısımda arazi vergisi ve üçüncü kısımda her
iki vergiye ilişkin hükümler yer almıştır.
Emlak Vergisi Kanunu, malikin bulunması
halinde dahi, bina üzerinde eğer intifa hakkı
varsa, verginin bu hak sahibi tarafından ödenmesini,
yani onu mükellef olarak kabul etmiştir. Gerçi bina
vergisini doğuran olay mülkiyettir. Bu anlamda, terk
edilmiş olup maliki bulunmayan bir bina için de
vergi borcu doğmaz. Bu bakımdan aslında bina
vergisinin, binanın maliki adına doğmuş olması
gerekirse de, kanun koyucu, üzerinde intifa hakkı
bulunan bir binanın vergisinin, kuru mülkiyete sahip
bulunan maliki tarafından ödenmesini uygun görmemiş,
verginin intifa hakkı sahibince ödeneceğini hükme
bağlamıştır.
Arazi ve bina vergilerinde tarh, tahakkuk ve
tahsil işlemleri 1936 yılından beri, il özel
idarelerince yürütülür ve belediyelere belirli bir
pay verilirdi. Emlak Vergisi Kanunu bu vergileri
devlete devretmiş ve idaresini Maliye Bakanlığına
bağlı vergi dairelerine vermişti. Son olarak da
3239 sayılı kanunla bu vergi Belediyelere devredilmiştir.
Ancak bu kanun değişik 38. maddesine göre,
Belediyeler tarafından tahsil edilen Emlak Vergisinin
% 15 özel idareler payı, bu pay ayrıldıktan sonra
kalan miktarın % 20’si büyükşehir belediyesi payı
olarak ayrılır (Erginay, 1995: 258,259,267).
Motorlu Taşıtlar Vergisi
Yurdumuzda ilk kez 1957 yılında 6906 sayılı
kanunla yalnız kara taşıtlarına ilişkin Hususi
Otomobil Vergisi Kanunu ile böyle bir servet vergisi
konulmuştu. Bu kanun daha sonra 1963 yılında kaldırılarak
yerine 197 sayılı “Motorlu Kara Taşıtları
Vergisi Kanunu” kabul edilmiştir. Bu son kanun
isminden de anlaşıldığı üzere yalnız motorlu
kara taşıtlarını vergi mevzuuna almışken yeni çıkarılan
1980 tarih ve 2348 sayılı kanunla, verginin mevzuuna
uçaklar, helikopterler ve deniz taşıtları da alındığı
için, kanunun başlığı “Motorlu Taşıtlar
Vergisi Kanunu” şeklinde değiştirilmiş ve 15
maddesi de yeniden düzenlenmiştir.
Motorlu Taşıtlar Vergisinin Mevzuunu kısaca
maddeler halinde özetlersek;
a.) Karayolları
Trafik Kanununa göre trafik şube veya bürolarını
kayıt ve tescil edilmiş bulunan motorlu kara taşıtları,
b.) Ulaştırma
Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne
kayıt ve tescil edilmiş olan uçak ve helikopterler,
c.) Liman
veya belediye siciline kayıt ve tescil edilmiş olan
motorlu deniz taşıtlarıdır (Erginay, 1995:
268,269).
Veraset ve İntikal Vergisi
Bu vergi, yurdumuzda, Osmanlı İmparatorluğu
zamanında uygulanan ilk şekline göre,
gayrimenkullerden, bunların veraset yoluyla mülkiyetinin
intikali sırasında ferağ harcı, ivazsız intikali
sırasında intikal harcı ve menkullerden de bunların
maliklerinin ölümü halinde idarece tahriri sırasında
tahrir harcı alınırdı. Cumhuriyet döneminde,
gerek veraset gerekse bağış yoluyla olsun,
gayrimenkul ve menkul malların ivazsız intikalleri
1926 tarih 797 sayılı Veraset ve İntikal Kanunu
kapsamına alınmıştı.
Bankalar, sigorta şirketleri, mahkeme ve icra
daireleri gibi kanunun 17. maddesinde sayılan kuruluşlar,
Veraset ve İntikal Vergisinin mevzuuna giren herhangi
bir para veya senet verebilmek için, önceden,
verginin ödenmiş olduğuna dair vergi dairesinden
verilmiş bir tasdikname isterler. Tasdikname
getirmeyen hak sahiplerine ödeme yapmadan önce vergi
oranlarının bulunduğu cetvele göre % 10, % 15 ve %
20 oranlarında tevkifat yapmak zorundadırlar.
Kesilen vergiler en geç bir hafta içinde, ilgili
vergi dairesine yatırılır. Örneğin, ölenin bir
banka mevduatına mirasçı olarak hak kazanan bir kişiye
vergi ilişiğinin kesilmiş olduğu tespit edilmedikçe
% 20 kesilmek suretiyle bu mevduat ödenebilir.
Gaiplik halinde ise mirasçının veya murisin
zuhurunda tarh, tahakkuk ve tahsil edilen veraset ve
intikal vergisinin ya düzeltilmesi veya ölüm kaydının
silinmesi halinde verginin iade edilmesi gerekir (Erginay,
1995: 273, 280).
Taşıt
Alım Vergisi
1970 yılında çıkarılan 1318 sayılı
Finansman Kanununda yer alan Taşıt Alım Vergisi de
menkul bir mal olarak taşıtın bedel karşılığı
veya başka bir şekilde intikali nedeniyle alındığı
için, servet transferi üzerinden alınan vergiler
grubuna girmektedir.
Taşıt Alım Vergisinin Mevzuu kısaca taşıtların;
a.) Her
ne şekilde olursa olsun iktisap edilmesi,
b.) Yurt
dışında iktisap edilerek Türkiye’ye ithal
edilmesi,
c.) Vekaletname
ile tasarruf hakkının devralınmasıdır.
|