|
COASE
YAKLAŞIMI
Coase
, 1960 yılında yayınladığı makelesinde Pigou
tipi vergilerin Paretocu optimumu bozduğu iddiasını
ortaya atarak, dışsallıkların varlığının,
etkinliği engellediğini ve bu durumun kamu müdahalesini
gerektirdiği şeklindeki görüşe karşı çıkmıştır.
Coase, Paretocu etkinlik için rekabetçi piyasanın bütün
koşullarının varlığının
gerekmediğini ileri sürmüştür. Eğer piyasa
hareketleri etkinlikten uzak sonuçlar yaratıyorsa ,
karar birimleri karşılıklı alış verişlerle
etkinlik koşullarını yeniden yaratabilecektir.
Bunun için de mülkiyet haklarının tesisi
yeterlidir.
Pareto
optimal kaynak dağılımına ulaşabilmek için
ekonomik birimlerin hepsinin mülkiyet haklarına
sahip olması da gerekmemektedir. Eğer kirleticiler
kirletme iznine sahipse kirliliğe maruz kalanlar
kirliliğe neden olmaması için ödemede bulunurlar.
İkinci durumda, kirliliğe maruz kalanlar örneğin
temiz hava hakkına sahipse, kirliliğe neden olanlar
kirlilik hakkı için bu kişilere ödemede bulunacaktır.
Dolayısıyla bu analizin en önemli varsayımı mülkiyet
haklarının alınıp satılabilmesi noktasında düğümlenmektedir.
Diğer önemli bir konu ise işlem maliyetleridir. işlem
maliyetleri denildiğinde uygulama, pazarlık ve
izleme maliyetleri gibi maliyetler anlaşılmaktadır.
İşlem maliyetlerinin düşük olması kişi/gruplara
kendi aralarında pazarlık yapma ve Pareto optimal
kaynak dağılımına ulaşma olanağı tanır. İşlem
maliyetlerinin yüksek olması durumu ekonomik
birimlerin pazarlık sürecinden kaçınmaları
sonucunu getirir.
Coase
çevreden doğan dışsallıkları, karşılıklı
dışsallıklar olarak düşünmektedir. Bu nedenle de
eğer mülkiyet hakları
açık bir şekilde belirlenmiş ve uygulanabilir ise
bütün ekonomik birimler olası durumlar hakkında
tam bilgi sahibi olacak ve işlem maliyetleri de düşecektir.
Böylesi bir durumda kamunun dışsallıkları düzeltmek
amacıyla yapabileceği müdahalelere gerek yoktur.
Çünkü ekonomik birimler kendi aralarında
yapacakları pazarlıklar sonucunda
Pareto optimal kaynak dağılımına ulaşacaklardır.
Tüm
bu gerekçelerle Coase, devletin müdahale etmemesi,
tarafların kendi aralarında anlaşması ve dolayısıyla
mülkiyet haklarının fiili duruma göre belirlenmesi
gerektiğini söyler. Bu ise pratikte çevre kirliliğinden
zarar görenlerin kirliliğe neden olanlara bedel ödemesi,
üretim araçlarının mülkiyetini elinde
bulunduranların çevresel kaynakların mülkiyetine
sahip olması anlamına gelmektedir (Weber,1975:387,
Peston,1979: 48-50, Sonat,1988:155, Zimmerman,
1997 : )
Coase
yaklaşımını ve pazarlık sürecini örnek yardımı
ile açıklamaya çalışalım. İki komşu boş bir
arsanın kullanımı konusunda uzlaşmaya çalışmaktadır.
Kişilerden birincisi, sessizlikten hoşlanmaktadır
ve arsa üzerinde herhangi bir iş yapılmasını veya
kullanımını arzu etmemektedir. Diğer komşu iş
sahibidir ve bu boş arsayı araçlarını park etmek
için kullanmak istemektedir. Boş arsa'da 4 araçlık
park yeri mevcuttur. Araç sayısına göre kişilerin
faydaları Tablo-2'deki
gibidir.
Tablo-2:
Coase yaklaşımında Pazarlık süreci
|
Araç
Sayısı
|
İş
Sahibinin Faydası (Haftalık/$)
|
Sessizlikten
hoşlananın
faydası(Haftalık/$)
|
Toplam Fayda
|
|
0
|
50
|
60
|
110
|
|
1
|
63
|
52
|
115
|
|
2
|
75
|
42
|
117
|
|
3
|
83
|
31
|
114
|
|
4
|
87
|
19
|
108
|
Kaynak:
Zimmerman,1997
Pareto
optimal sonuç, 2 aracın park edilmesi durumunda
ortaya çıkmaktadır. Çünkü toplam fayda en yüksektir.
Eğer iş sahibi olan komşu arsanın hakkını elinde
tutuyorsa, bu arsaya 4 araç park etmeyi tercih
edecektir. Çünkü bu durumda faydasını maksimize
etmektedir. Eğer sessizliği seven komşu daha fazla
sessizlik istiyorsa park edilen araç miktarını düşürmesi
için iş adamı ile pazarlık edecektir. İş adamının
ilk durumundan Pareto optimal duruma hareket ettiğinde
haftalık kaybı 87-75=$12 olurken sessizlikten hoşlanan
komşunun kazancı 42-19=$23 olacaktır. Sessizlikten
hoşlanan komşu bu durumda işadamına haftalık $23
a kadar ödemede bulunabilir. Bu noktada $23-$12=$11
dolarlık net faydanın paylaşımında pazarlık yapılacaktır.
Eğer
sessizlikten hoşlanan komşu arsa üzerindeki hakkı
elinde tutuyorsa faydasını maksimize edecek seçenek
hiçbir aracın park etmemesidir. İş sahibi komşu
araç park etmek istiyorsa pazarlık etmek durumunadır.
Pareto optimal duruma göre anlaşma olması
durumundaki kazanç (117$ - 110$ = 7$) 'dır. Belki de
bu sonuç işlem maliyetinden daha küçük olabilir.
Böyle bir durumda optimal çözüm aramaya değmeyeceğinden
var olan durum korunacaktır.Coase önermelerinin
neden uygulanamayacağı yönünde pek çok argüman
öne sürülebilir. Bunlardan başlıcaları şöyledir.En
önemli neden kamusal malların varlığıdır.
Kamusal malların sahip olduğu dışsallıklar çoğu
kez bu malın kamu tarafından arz edilmesi ile yakından
ilişkilidir. Dolayısıyla kamusal malların tüketiminden
bir bireyi veya grubu mahrum etmek bazen teknik olarak
olanaksızdır, olanaklı olsa bile bunun maliyeti çok
yüksektir.İşlem maliyetleri taraflar arttıkça yükselmektedir.
Devlet müdahalesinin gerekçelerinden biri de işlem
maliyetleridir. Çünkü çok sayıdaki bireyi veya
grubu ilgilendiren
konuda gönüllü olarak bu kişi veya grupların bir
araya gelmesinin
maliyeti yüksektir. Oysa ki bu hizmetlerin arzı kamu
hizmeti niteliğindedir, ve devletin işlem
maliyetleri için ayrı bir örgütlenmeye gitme
gereksinimi yoktur. Bu da tasarruf sağlamaktadır.
Bu
tür çözüm arayışlarında en önemli konulardan
biri de tam bilgi sorunudur. Eksik bilginin varlığı
durumunda çoğu kez anlaşma sürecinde sorunlar yaşanabilir.
Taraflardan birinin eksik bilgi ile anlaşma sürecine
katılması arzu edilen optimum düzeyin dışında
bir çözüme ulaşılmasına neden olabilir.Mülkiyet
haklarının iyi tanımlanması bu tür önermelerde
ön koşuldur. Ancak yazılı ya da fiili olarak hakkı
elinde tutan kişinin faaliyetleri sonucunda olumsuz
etkilenen kişi veya grupların anlaşmaya gitme veya
haklarını arama süreci çoğu kez uzun sürebilir.
Bunu şu şekilde örneklendirebiliriz. Komşunuz
bahçesindeki kuru otları toplayarak yakmıştır
ve dumanlar ve rüzgarla beraber evinize gelen kıvılcımlar
hasar yaratmıştır. Bu durumda yasal hakkınızı
aramanın gerek zaman gerekse bedel olarak maliyeti
oldukça yüksek olabilmektedir.
Pek
çok mülkiyet hakkı alınıp satılabilir. Bazı
haklar vazgeçilmezdir ve yasal olarak alınıp satılması
olası değildir. Vazgeçilmez haklarda uygulanması mümkün
değildir. Bazı durumlarda da kişiler rasyonel
olarak çekici olmayan ya da tehlikeli davranışlarlarda
bulunabilir ve bu durumların tehlikeli olmadığını
savunabilirler. Buna örnek olarak,
motorsiklet kullanırken
kask takmamak, zehirli maddeler sıkarken/kullanırken
koruyucu elbise giymemek, alkol ya da uyuşturucu bağımlılığında
tedaviyi kabul etmemek gösterilebilir. Böylesi
durumlarda toplum bu davranışların yapılmasına
,denenmesine yasak getirebilir.Toplumların bazı değer
yargıları vardır. Bazı davranışlar toplumlar
tarafından hoş görü ile karşılanmayabilir. Kişinin
istekleri arasında böylesi sonuçlar doğurabilecek
mülkiyet haklarının alınıp satılması yatabilir.
Uç bir örnek olarak, bir kişinin kendini yada başkasını
köle olarak satmak istemesi gösterilebilir. Günümüz Türkiyesinde özellikle çocuk yaştaki kişilerin mevsimlik
olarak alınıp satıldığı yönündeki olaylar
basın ve yayın kuruluşlarında yer bulmuştur.
|