Konular
Ana Sayfa
Kamunun Fonksiyonları
Pareto Optimumu
Dışsallıklar ve Dışsallık Türleri
Dışsallıklarda Kamusal Çözümler
Dışsallıklarda Piyasa Çözümleri
Kamunun Ekonomiye Müdahalesi 
Kamu Harcamaları: Türleri ve Analizi
Kamu Gelirleri: Türleri ve Analizi
Yerel Yönetimler
KİTLER
Sosyal Güvenlik Kuruluşları
Fonlar
Ögrenciler için
Yeniliklerden haberdar olmak için üye olunuz
Soru ve Önerileriniz
Sınav Sonuç
Derse Devam 
Proje Konuları
Ders İçeriği
spacer.gif (67 bytes) spacer.gif (67 bytes)
 YRD.DOÇ.DR. İSMAİL GÜNEŞ 
spacer.gif (67 bytes)KAMU MALİYESİ WEB SİTESİ
Ders İçeriği Konu Listesi Sınav Sonuç Projeler Sorularınız Kaynaklar Bağlantılar Ana Sayfa

 
Vergiler Pigou Tipi Vergi Ürün ve Atık Vergisi

Differansiyel Vergi

Sübvansiyon

Vergi/Sübvansiyon

Harçlar Standartlar Kirlilik İzni Coase Hicks Kaldor Ana Sayfa

COASE YAKLAŞIMI

 Coase , 1960 yılında yayınladığı makelesinde Pigou tipi vergilerin Paretocu optimumu bozduğu iddiasını ortaya atarak, dışsallıkların varlığının, etkinliği engellediğini ve bu durumun kamu müdahalesini gerektirdiği şeklindeki görüşe karşı çıkmıştır. Coase, Paretocu etkinlik için rekabetçi piyasanın bütün koşullarının  varlığının gerekmediğini ileri sürmüştür. Eğer piyasa hareketleri etkinlikten uzak sonuçlar yaratıyorsa , karar birimleri karşılıklı alış verişlerle etkinlik koşullarını yeniden yaratabilecektir. Bunun için de mülkiyet haklarının tesisi yeterlidir.

Pareto optimal kaynak dağılımına ulaşabilmek için ekonomik birimlerin hepsinin mülkiyet haklarına sahip olması da gerekmemektedir. Eğer kirleticiler kirletme iznine sahipse kirliliğe maruz kalanlar kirliliğe neden olmaması için ödemede bulunurlar. İkinci durumda, kirliliğe maruz kalanlar örneğin temiz hava hakkına sahipse, kirliliğe neden olanlar kirlilik hakkı için bu kişilere ödemede bulunacaktır. Dolayısıyla bu analizin en önemli varsayımı mülkiyet haklarının alınıp satılabilmesi noktasında düğümlenmektedir. Diğer önemli bir konu ise işlem maliyetleridir. işlem maliyetleri denildiğinde uygulama, pazarlık ve izleme maliyetleri gibi maliyetler anlaşılmaktadır. İşlem maliyetlerinin düşük olması kişi/gruplara kendi aralarında pazarlık yapma ve Pareto optimal kaynak dağılımına ulaşma olanağı tanır. İşlem maliyetlerinin yüksek olması durumu ekonomik birimlerin pazarlık sürecinden kaçınmaları sonucunu getirir.

Coase  çevreden doğan dışsallıkları, karşılıklı dışsallıklar olarak düşünmektedir. Bu nedenle de eğer mülkiyet hakları açık bir şekilde belirlenmiş ve uygulanabilir ise bütün ekonomik birimler olası durumlar hakkında tam bilgi sahibi olacak ve işlem maliyetleri de düşecektir. Böylesi bir durumda kamunun dışsallıkları düzeltmek amacıyla yapabileceği müdahalelere gerek yoktur. Çünkü ekonomik birimler kendi aralarında yapacakları pazarlıklar sonucunda  Pareto optimal kaynak dağılımına ulaşacaklardır.

Tüm bu gerekçelerle Coase, devletin müdahale etmemesi, tarafların kendi aralarında anlaşması ve dolayısıyla mülkiyet haklarının fiili duruma göre belirlenmesi gerektiğini söyler. Bu ise pratikte çevre kirliliğinden zarar görenlerin kirliliğe neden olanlara bedel ödemesi, üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduranların çevresel kaynakların mülkiyetine sahip olması anlamına gelmektedir (Weber,1975:387, Peston,1979: 48-50, Sonat,1988:155, Zimmerman, 1997 : )

Coase yaklaşımını ve pazarlık sürecini örnek yardımı ile açıklamaya çalışalım. İki komşu boş bir arsanın kullanımı konusunda uzlaşmaya çalışmaktadır. Kişilerden birincisi, sessizlikten hoşlanmaktadır ve arsa üzerinde herhangi bir iş yapılmasını veya kullanımını arzu etmemektedir. Diğer komşu iş sahibidir ve bu boş arsayı araçlarını park etmek için kullanmak istemektedir. Boş arsa'da 4 araçlık park yeri mevcuttur. Araç sayısına göre kişilerin faydaları Tablo-2'deki  gibidir.

Tablo-2: Coase yaklaşımında Pazarlık süreci

Araç Sayısı

İş Sahibinin Faydası (Haftalık/$)

Sessizlikten                                 hoşlananın faydası(Haftalık/$)

Toplam Fayda

0

50

60

110

1

63

52

115

2

75

42

117

3

83

31

114

4

87

19

108

Kaynak: Zimmerman,1997    

 Pareto optimal sonuç, 2 aracın park edilmesi durumunda ortaya çıkmaktadır. Çünkü toplam fayda en yüksektir. Eğer iş sahibi olan komşu arsanın hakkını elinde tutuyorsa, bu arsaya 4 araç park etmeyi tercih edecektir. Çünkü bu durumda faydasını maksimize etmektedir. Eğer sessizliği seven komşu daha fazla sessizlik istiyorsa park edilen araç miktarını düşürmesi için iş adamı ile pazarlık edecektir. İş adamının ilk durumundan Pareto optimal duruma hareket ettiğinde haftalık kaybı 87-75=$12 olurken sessizlikten hoşlanan komşunun kazancı 42-19=$23 olacaktır. Sessizlikten hoşlanan komşu bu durumda işadamına haftalık $23 a kadar ödemede bulunabilir. Bu noktada $23-$12=$11 dolarlık net faydanın paylaşımında pazarlık yapılacaktır.

Eğer sessizlikten hoşlanan komşu arsa üzerindeki hakkı elinde tutuyorsa faydasını maksimize edecek seçenek hiçbir aracın park etmemesidir. İş sahibi komşu araç park etmek istiyorsa pazarlık etmek durumunadır. Pareto optimal duruma göre anlaşma olması durumundaki kazanç (117$ - 110$ = 7$) 'dır. Belki de bu sonuç işlem maliyetinden daha küçük olabilir. Böyle bir durumda optimal çözüm aramaya değmeyeceğinden var olan durum korunacaktır.Coase önermelerinin neden uygulanamayacağı yönünde pek çok argüman öne sürülebilir. Bunlardan başlıcaları şöyledir.En önemli neden kamusal malların varlığıdır. Kamusal malların sahip olduğu dışsallıklar çoğu kez bu malın kamu tarafından arz edilmesi ile yakından ilişkilidir. Dolayısıyla kamusal malların tüketiminden bir bireyi veya grubu mahrum etmek bazen teknik olarak olanaksızdır, olanaklı olsa bile bunun maliyeti çok yüksektir.İşlem maliyetleri taraflar arttıkça yükselmektedir. Devlet müdahalesinin gerekçelerinden biri de işlem maliyetleridir. Çünkü çok sayıdaki bireyi veya grubu  ilgilendiren konuda gönüllü olarak bu kişi veya grupların bir araya  gelmesinin maliyeti yüksektir. Oysa ki bu hizmetlerin arzı kamu hizmeti niteliğindedir, ve devletin işlem maliyetleri için ayrı bir örgütlenmeye gitme gereksinimi yoktur. Bu da tasarruf sağlamaktadır.

 Bu tür çözüm arayışlarında en önemli konulardan biri de tam bilgi sorunudur. Eksik bilginin varlığı durumunda çoğu kez anlaşma sürecinde sorunlar yaşanabilir. Taraflardan birinin eksik bilgi ile anlaşma sürecine katılması arzu edilen optimum düzeyin dışında  bir çözüme ulaşılmasına neden olabilir.Mülkiyet haklarının iyi tanımlanması bu tür önermelerde ön koşuldur. Ancak yazılı ya da fiili olarak hakkı elinde tutan kişinin faaliyetleri sonucunda olumsuz etkilenen kişi veya grupların anlaşmaya gitme veya haklarını arama süreci çoğu kez uzun sürebilir. Bunu şu şekilde örneklendirebiliriz. Komşunuz  bahçesindeki kuru otları toplayarak yakmıştır ve dumanlar ve rüzgarla beraber evinize gelen kıvılcımlar hasar yaratmıştır. Bu durumda yasal hakkınızı aramanın gerek zaman gerekse bedel olarak maliyeti oldukça yüksek olabilmektedir.

 Pek çok mülkiyet hakkı alınıp satılabilir. Bazı haklar vazgeçilmezdir ve yasal olarak alınıp satılması olası değildir. Vazgeçilmez haklarda uygulanması mümkün değildir. Bazı durumlarda da kişiler rasyonel olarak çekici olmayan ya da tehlikeli davranışlarlarda bulunabilir ve bu durumların tehlikeli olmadığını savunabilirler. Buna örnek olarak,  motorsiklet kullanırken  kask takmamak, zehirli maddeler sıkarken/kullanırken koruyucu elbise giymemek, alkol ya da uyuşturucu bağımlılığında tedaviyi kabul etmemek gösterilebilir. Böylesi durumlarda toplum bu davranışların yapılmasına ,denenmesine yasak getirebilir.Toplumların bazı değer yargıları vardır. Bazı davranışlar toplumlar tarafından hoş görü ile karşılanmayabilir. Kişinin istekleri arasında böylesi sonuçlar doğurabilecek mülkiyet haklarının alınıp satılması yatabilir. Uç bir örnek olarak, bir kişinin kendini yada başkasını köle olarak satmak istemesi gösterilebilir. Günümüz  Türkiyesinde özellikle çocuk yaştaki kişilerin mevsimlik olarak alınıp satıldığı yönündeki olaylar  basın ve yayın kuruluşlarında yer bulmuştur.