|
Mishan
, Walrasian genel denge içerisinde ortaya çıkabilecek
her türlü dışsal
değişikliklerin öncelikle ürün ve faktör
fiyatlarını değiştirmek suretiyle bireylerin refahı
üzerinde etkili olabileceğini belirtir. Mishan bu
noktada “dolaylı” etki olarak adlandırdığı bu
tür etkileri dışsallık kavramına dahil
etmemektedir. Mishan’ın bir tüketicinin faydasının
ya da firmanın üretiminin diğer kişi ya da
firmaların faaliyetlerini etkilemesi olarak tanımladığı
dışsallık kavramında yaptığı tanımı tamamlayıcı
iki unsuru özellikle vurgulamaktadır. Bunlardan
birincisi bir faaliyet sonucu ortaya çıkan dışsal
etkinin önceden tasarlanmamış olması ve meşru bir
faaliyet sonucu olmasıdır. İkincisi ise, ortaya çıkacak
etki genel denge içindeki fiyatlar sistemi
aracılığıyla ortaya çıkan dolaylı bir
etki değil, doğrudan
bir etki olmalıdır. Bunun anlamı ise literatürde
parasal dışsallıklar olarak yer alan ve diğer
karar birimleri üzerindeki etkilerini piyasa
mekanizması yoluyla gösteren dışsallık türünün
tanım kapsamına dahil edilmemesidir (Mishan,1971:1-3).
Meade’in
dışsallıkları tanımı ise şu şekildedir. Bir
firmanın ürünü yalnızca bu firmanın
kullandığı üretim girdilerine değil, bir diğer
firma ya da grubun ürününe ve üretim
faktörü kullanımına da bağlı ise dışsallıklar
vardır. Meade, marjinal maliyet ve fiyat arasındaki
farklılıkların yanı sıra tekelci öğelerin ve vergilerin de dışsallığın kaynağı
olabileceğini öne sürmüştür. Meade “marjinal
maliyetler ve marjinal faydalar arasında büyük
sapmaların olması durumunda , tüm diğer değişkenler
sabitken, bu sapmalardan birinin azaltılması,
ekonomik refahı artırmaz, hatta azaltabilir;
sonucuna varmaktadır”.Sosyal refahın sağlanabilmesi
için her sektörde marjinal sosyal maliyetin,
marjinal sosyal faydaya eşit olması gerektiği halde
bu koşulları sağlamak her zaman mümkün
olmayabilir. Bu durumda, ikinci en iyi optimal durum,
diğer koşullardan hareketle elde edilebilir.
Meade’in ortaya koyduğu ikinci en iyi kavramı daha
sonraları Lipsey ve Lancester tarafından geliştirilmiştir
(Çolakoğlu,1989:15-16).
Negatif
dışsal ekonomi durumunda
tarafların bir araya gelerek optimum fayda düzeyini
anlaşma yoluyla belirlemeleri gerektiği yönündeki
düşüncelerden hareketle Coase geleneksel yaklaşımlara
eleştiriler yöneltmiştir.
”Coase Teoremi” olarak ifade edilen görüşe
göre ; iktisadi veya serbest mala ödeme yapılmadan
sahip olunması durumunda dışsallık ve kirlenme
mutlaka olacaktır. Ancak ortaya çıkan her dışsallık
bir bireye/gruba fayda sağlarken başka birey/grup
aleyhine işlemeyebilir. Yaygın kanaatin aksine Coase
Teoremi, piyasa düzeninin üretici ile tüketici arasında
veya kirliliğe neden olanla kirliliğe maruz
kalan arasında uzlaşmanın sağlanabileceğini ifade
eder. Bu uzlaşmayı sağlayacak araç ise teşviklerdir.
Teşvik sistemi yoluyla dışsallıklar kirliliğe
neden olanlar için içselleştirilmiş olmaktadır.
Ancak serbest piyasa mekanizması çoğu kez dışsallık
sorununu kendiliğinden çözecek mekanizmayı oluşturamamaktadır.
Coase’ın uzlaşma ve teşvik için tüketici davranışlarına
ve maliyet kavramına önem vermektedir. Tüketici oy
ve satın almama yoluyla üreticinin üretim davranışlarına
etkide bulunabilir (Kabasakal, 1995:331). Coase
ekonomik birimler arasında anlaşma esnasında ödenecek
bedel için rüşvet (bribe) tanımlaması yapmaktadır.
Coase konuyu tamamen tazminat ve rüşvet deyimleri
ile tartışırken rüşvetin de bir vergi kadar etkin
olduğunu iddia etmektedir.
Coase’ın
yaklaşımı Buchanan, Stubblebine ve Turvey tarafından geliştirilmiştir. Buchanan ve Stubblibine, dışsallıkların
Pareto anlamındaki optimumla bağdaşabilirliğini göstermeye
çalışmışlardır. Bunun anlamı devlet müdahalesi
olmadan piyasanın optimumu gerçekleştirebileceğidir.
Buchanan dışsallıkların özel mallarla beraber üretildiğini
ileri sürmüştür ve dışsal etki yaratan malları
da “dışsal
çıktılar”, “dışsal mallar” olarak adlandırmaktadır.
Buchanan’a göre bir bireyin faaliyeti, bir mal veya
hizmet üretimi veya tüketimi bir başka bireyin
fayda veya maliyet fonksiyonuna etkide bulunduğu
zaman dışsallık vardır. Eğer etkilenen birey
piyasa yoluyla tazmin edilemiyorsa dışsallık Pareto
optimumuna ilişkindir ve
gerekli marjinal koşulların yerine
getirilmediği anlamı taşır.
Buchanan ve Stubblibine dışsallıkların varlığı
durumunda tek taraflı vergi ve sübvansiyonlarla
Pareto etkinliğine ulaşılamayacağını
ileri sürmüştür (Sönmez, 1987:125). Turvey ise
taraflar arasında anlaşmanın mümkün olduğu
durumlarda devlet müdahalesine başvurulmasının
sorunu etkinlik
sorunu olmaktan çıkarıp adalet sorunu haline
getireceğini söyler (Turvey,1964:310).
Çalışmamızın piyasa çözümlemeleri :
Coase yaklaşımı bölümünde bu kısım daha detaylı
olarak ele alınacaktır.
Boumol,
Pigocu vergi ve sübvansiyon sistemine destek vererek
optimal kaynak dağılımı için geçerli olduğunu
ileri sürmektedir.
Holterman’a göre ise dışsallığın
olabilmesi için tüm girdi ve çıktıların üretim
faaliyeti vektöründe yer alması ve bir ekonomik
birimin çıktısı diğer bir birimin üretim ve tüketim
vektöründe girdi olarak yer alması gerekir. Bunlara
ilaveten Holterman devletin müdahalesi dışında hiç
bir birim tazmine başvurulmaması durumunda dışsallıkların
olduğunu savunmaktadır (Sönmez, 1987:126).
Bator
dışsallıkların, kurumsal nedenler, teknik nedenler
ve ortak malların varlığı nedeniyle ortaya
çıktığını
öne sürerken dışsallıkların tazminindeki
sorunları araştırır. Fiyat sisteminin otomatik
olarak tazmin edemediği dışsallıklar fiyat
sisteminin işleyişindeki aksaklıklar nedeniyle
ortaya çıkmaktadır sonucuna varır.
Dışsallıklar
literatürünün incelenmesi sonucunda görünen odur
ki tartışmanın odağını dışsallıkların nasıl
içselleştirileceği
oluşturmaktadır. Üretim ve tüketim
faaliyetleri sonucunda kaçınılmaz olarak dışsal
maliyetler veya faydalar ortaya çıkmaktadır. Bunun
aksinin olabilmesi için üretim ve tüketim sürecinde
kullanılan maddelerin hiçbir atık ya da artık bırakmaması
gerekirdi. Olası olmayan bu durum nedeniyle kaçınılmaz
olarak dışsallık sorunu ile karşı karşıyayız.
Pozitif dışsallıkların varlığı durumunda çok
fazla sorun ortaya çıkmamaktadır. Tartışmaların
büyük bir kısmı negatif dışsallıkların
nedenleri ve tazmin edilme yöntemlerine yöneliktir.
Bu noktadaki yapılan tartışmanın özünü, kamusal
düzenleyici politikalar ya da piyasa ekonomisi çözümlemelerinden
hangisinin uygulanmasının daha uygun olacağı oluşturmaktadır.
Bu nedenle konu ile
ilgili önermelerde ideolojik yaklaşımların hakim
olduğu gerçeğinin göz ardı edilmemesi
gerekmektedir. Günümüzde bütün ülkelerde çevresel
sorunların kamuoyu gündeminde yer bulması, sanayileşme
sürecinin yarattığı kirliliklerin günlük yaşamı
etkileyecek düzeylere ulaşması bu tartışmaların
çok daha geniş çevrelerde yapılmasına neden olmuştur.
Üretim ve tüketim sürecinin ortaya çıkardığı
çevresel maliyetler diğer deyişle negatif dışsallıklar
konusunun ekonomistler arasında yoğun tartışılması
sonucunda geçmişte var olan bazı yargılar değişmiştir.
Bunlardan en önemlisi,
çevrenin serbest maldan ziyade kıt kaynak
olduğunun kabulüdür. Bunun anlamı çevresel
kaynakların daha fazla kullanımının dışsallık
yaratan üretim ve tüketim faaliyetlerinin daha az
yapılmasına bağlı olmasıdır.
Çevresel dışsallıkların içselleştirilmesi durumunda fırsat
maliyeti bir ürünün , tüketim ya da üretimden
vazgeçilen
kısmıdır.
Bu anlamda sorun kaynak dağılımı sorunu
haline gelmektedir (Sonat,1988:44). Bu durum sadece çevresel
dışsallıklar için geçerli olmayıp pek çok dışsallık
türü için geçerlidir.
|