SOSYAL GÜVENLİK
İnsanlar, yaşamları boyunca bazen gelir ve
kazançlarında eksilmeyi ya da kayba yol açan bazen de
ek harcamalar yapmayı gerektiren hastalık, kaza,
işsizlik, evlenme, doğum, yaşlılık, ölüm gibi çeşitli
olay ve tehlikelerle karşılaşırlar. İnsanların pek
çoğu da yoksul veya başkalarının yardımına muhtaç bir
yaşam sürerler. İnsanlar, tarih boyunca kendilerini ve
ailelerini yaşamlarında karşılaşacağı çeşitli
tehlikelere karşı güvence altına alma ihtiyacı
hissetmişler ve bunun için çeşitli yollar, önlemler
düşünmüşlerdir. İnsan düşüncesi geliştikçe geleceği
güvence altına alma isteği de güçlenmekte ve bu
vazgeçilmez bir ihtiyaç halini almaktadır. İşte
insanın geleceğini güvenlik altına alma ihtiyacı
sosyal güvenlik fikrini doğurmuştur (Tuncay,2002).
Sosyal
güvenlik düşüncesi her türlü riske karşı geleceği
güvence altına almak amacıyla düşünülmüş bir
kavramdır. Birey ve dolayısıyla aile, gelirlerinde bir
ücret kaybına veya giderlerinde bir artışa neden olan
olaylara karşı bir güvence aramak zorundadır. Yani,
sosyal güvenlik kavramı ile çalışan ve çalışmayan
bütün vatandaşları kapsayan, bunların bugününü
yarının güven altına alan ve bu güvenceyi milli
dayanışma ile sağlayan tedbirlerden oluşmaktadır
(Türk-iş,1976:98).
Literatürde ilk defa 1936 yılında Amerika
Birleşik Devletlerinin çıkardığı kanunda ifade edilmiş
olan sosyal güvenlik, insanların ihtiyaçların
esaretinden kurtulmasını sağladığını varsayarsak,
sosyal güvenlik tarihinin de insanlığın tarihi ile eş
olduğu anlaşılmaktadır (ÇSGB,1998:102 : Özçelik-iş,1999).
Bir anlamda sosyal güvenlik, toplumu oluşturan tüm
fertlerin doğumu ile ölümü arasında sürekli karşı
karşıya kaldığı bir kavramdır.
Genel
anlamıyla sosyal güvenliği tanımlayacak olursak,
kişilerin istek ve iradeleri dışında meydana gelen ve
onların mal varlığında, gelirlerinde ve/veya çalışma
gücünde kayıplara yol açarak kendilerinin ve
geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin yaşamlarının
devamını güçleştiren ya da imkansız hale getiren
tehlikelerin zararlarını telafi ve tanzim etmeye
yönelik önlemlerden oluşur (Tüsiad,1997).
Sosyal
güvenlik sistemi ise; sosyal güvenlik garantisi
sağlamak amacını gerçekleştirmek için oluşturulan ve
sosyal güvenlik hizmeti üreten bir organizasyondur. Bu
sistem, kavramsal olarak tanımlanan sosyal güvenliğin
ülke içindeki sosyal, kültürel ve siyasal yapılanmaya
bağlı olarak uygulanma şeklidir.
Sosyal
Sigorta
Sosyal
sigortalar; mesleki, fizyolojik ve sosyo ekonomik
risklerden dolayı geliri ya da kazancı devamlı veya
geçici olarak kesilmiş yahut azalmış bulunan fertlerin
geçinme ve yaşama ihtiyaçlarını karşılayan devlet
teminatına dayalı bir sistemdir (ÇSGB,1999:119).
Bir sosyal güvenlik kurumu olarak sosyal
sigortaların belirgin özellikleri şunlardır
(Alper,2000:13);
• Devlet tarafından kurulmaları ve devletin
gözetim ve denetiminde
bulunmaları,
• Sigortalılığın zorunlu olması,
• Primle finanse edilmesi ve finansmana
iştirakin zorunlu olması,
• Çalışma hayatında olanları ve geliri
olanları kapsamına alması,
• Ödenen primlerle sağlanan sosyal güvenlik
garantisi arasında kuvvetli bir
ilişkinin olması,
• Özellikle uzun vadeli sigorta kolları için
sigorta yardımlarından
faydalanmanın belirli süre sigortalı olma
veya prim ödemiş olma şartına
bağlanmış,
• Sigorta kurumlarının faaliyetlerinde kamu
hukukunun ağır basması,
Primlerin Gelir Dağılımına Etkisi
Sosyal
güvenlik kurumların gelirin yeniden dağılımı açısından
dolaylı fonksiyonları olabilmektedir. Bu kuruluşların
oluşturulmasının gerekçesi, kuşkusuz, geliri yeniden
dağıtmak olmayıp, toplum yaşamını güvence altına
almaktır. Sosyal güvenlik kuruluşlarının gelir
dağılımını etkilemesi; işleyiş düzenlerinden
kaynaklanmaktadır. Özellikle Sosyal Sigortalar Kurumu
ve Emekli Sandığı gibi kuruluşlara bir taraftan memur
ve işçinin diğer taraftan işverenin prim yatırması,
aynı veya farklı toplum kesimleri içerisinde çeşitli
gelir akımlarının doğmasına neden olabilmektedir.
Sosyal güvenlik kurumları aynı toplum kesimleri
içerisinde, ödeme gücünün değişimine yol açabilirler.
Bu durum; sosyal güvenlik kuruluşlarına prim
ödenmesine rağmen, bu kuruluşun hizmet ve olanaklardan
yararlanmayan kişiler ve ödediği primin yarattığı
maliyetin kat kat üzerinde sosyal güvenlik hizmetinden
yararlanan kişiler arasında gerçekleşmektedir. Başka
bir deyişle, böyle bir durumda sosyal güvenlik
kuruluşu gelir akımına aracılık etmiş olmaktadır.
Bunun terside cereyan edebilir. Bu takdirde, gelir
dağılımı ters yönde etkilenir.
Uygulamada bir
çok ülkede prime tabi kazancın alt ve üst sınırı
vardır. Prime tabi kazancın alt ve üst sınırın olması
durumunda gelir dağılımında değişiklik olmaktadır.
Prime tabi kazancı belirlenen alt sınırdan yüksek
olanlar ile prime tabi kazancın üst sınırın üstünde
gelir elde edenler arasında gelir dağılımı açısından
değişiklik olmaktadır. Uygulamada ücretler çok zaman
bu alt sınırın üzerine çıkmakta ve işverenlerin bir
katkıda bulunmalarına gerek kalmamaktadır. Fakat
kurumsal olarak alt sınırın altında gelirlerin
bulunduğu varsayılacak olursa, bu gelir
düzeyindekiler alt gelir sınırı üzerinden sosyal gelir
alacaklar; ancak, bu sosyal gelirin normal şartlarda
gerektirdiğinden daha düşük prim ödeyeceklerdir. Bu
durumda pozitif yeniden gelir dağılımı, şekilde
görülen taralı alan kadar büyüyecektir. Ancak, şekilde
taralı alan içindeki pozitif yeniden gelir dağılımı,
yüksek gelirli sigortalıları aleyhine olan bir
sigortalılar arası yeniden gelir dağılımı değil,
işverenlerle geliri alt sınırın altındaki sigortalılar
arasında bir gelir aktarımını göstermektedir (Dilik,1992:235).
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminin
Organizasyon Yapısı
Türkiye de sosyal güvenlik sisteminin
organizasyon yapısını primli ve primsiz sosyal
güvenlik rejimi olmak üzere iki başlık altında ele
alınmaktadır. Türkiye de primli sosyal güvenlik rejimi
olarak; Sosyal Sigorta Kuruluşları Tamamlayıcı Sigorta
Sandıkları ve Özel Sigortalardır. Sosyal Sigorta
Kuruluşları ise; Sosyal Sigortalar Kurumu, T.C Emekli
Sandığı ve Bağ-Kur dan oluşmaktadır. Tamamlayıcı
Sigorta Sandıklarında ise; Ordu Yardımlaşma Kurumu,
Amele Birliği ve Diğer Tamamlayıcı Sandıklardan
oluşmaktadır. Primsiz rejimde ise; Kamu Sosyal
Güvenlik Harcamaları, Sosyal Hizmetler, Sosyal
Yardımlar, Sosyal Hizmetler ve Gönüllü Kuruluşlardan
oluşmaktadır.
Sosyal Hukuk
Devleti anlayışının bir gereği olarak devlet,
yurttaşların sosyal güvenliğini sağlamaya yönelik
düzenlemeleri onların ihtiyaçlarını karşılayacak
şekilde yapmak durumundadır. Türkiye Devleti
kuruluşundan itibaren Sosyal Sigorta Kuruluşları
oluşturma çabasında olmuştur. Önce devlet memurlarının
sağlık ve emeklilik ihtiyaçları için Emekli Sandığı,
daha sonra Sosyal Sigortalar Kurumu (S.S.K.)
kurulmuştur. S.S.K., devlet memurları dışında ücretle
çalışanların sosyal güvenlik ihtiyaçlarını karşılamayı
amaçlamıştır. Üçüncü olarak bağımsız çalışanların
sosyal güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak üzere Bağ-Kur
kurulmuştur.
Sosyal sigortalar kurumu, 1945 yılında 4792
sayılı kanunla İşçi Sigortaları Kurumu kanunu ile
kurulmuş ve 1964’de 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu ile bugünkü adını almıştır . Sosyal Sigortalar
Kurumu herhangi bir işyerine iş akdi ile bağlı olarak
çalışanların tabi olduğu sosyal sigorta kurumudur..
Sosyal Sigortalar Kurumu, sekiz farklı risk grubuna
karşı koruma sağlamaktadır. Sosyal Sigortalar
Kurumunun kapsadığı riskler; İş kazaları , Meslek
Hastalıkları, Hastalık Sigortası, Analık Sigortası,
Malullük Sigortası, Yaşlılık Sigortası,Ölüm Sigortası,
İşsizlik Sigortasıdır.
Bağ-Kur, 1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kanunu ile 1971 yılında kurulan sosyal
sigorta kuruluşudur. Ayrıca 1983 yılında çıkarılan
2926 sayılı kanun ile tarımda kendi adına ve hesabına
çalışanların sosyal sigorta hizmeti sağlamakla
yükümlendirilmiştir. Bağ-Kur üyelerine dört farklı
sosyal sigorta riskine karşı hizmet vermektedir.
Bağ-Kur’un kapsadığı sosyal sigorta riskleri ; Sağlık,
Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortasıdır.
1950 yılında, kamu kurum ve kuruluşlarında
kadrolu çalışan memurların sosyal güvenlik hizmetini
sağlamak amacıyla 5434 sayılı kanunla kurulan bir
sosyal sigorta kuruluşudur.
|