|
Bir
ekonomideki bütün kişiler yaşamları boyunca üretim
sürecine emek,sermaye veya servetleriyle katılarak
yaşamlarını sürdürmek için yeterli bir gelir sağlamak
durumunda olmayabilirler. Hastalık, sakatlık, yaşlılık,
işsizlik vb. nedenlerle yeterli bir gelir elde
edilemeyebilir ve yeterli servet stoklarına sahip
olunamayabilir. Bu nedenle devlet kendi kusurları
olmaksızın geçimlerini tamamen ya da kısmen sağlayamayanların
yeterli bir gelire kavuşmalarını mümkün kılan
yeniden dağılım tedbirlerini almak zorundadır.(Heller,1974:288-299
aktaran Turhan, 1975, 265).
Gelir Dağılımı
ve yoksulluk sorununa verilen önem siyasal koşullara
bağlı olarak değişme göstermiştir. Keynes, Alvin,Hansen,
Abba Lerner gibi ekonomistler 1930-1950 yılları arasında
özellikle istikrar politikasına ilişkin görüşlere
ağırlık vermelerine karşılık, 1950 den sonra
gelişme ekonomisi yazını 1960'lı yılların
ortalarına kadar sermaye birikimi, büyüme konularına
önem verirken gelir dağılımı ve yoksulluk
sorununun hızlı büyüme sonucu zaman içinde çözüleceğini
ileri sürmüştür.1970 yıllarında gelir dağılımına
ilişkin sorunlar birinci plana geçmeye başlamıştır
(Şenses,1991:51; Turhan,1975:265). Az gelişmiş ülkelerde
hızlı büyümeye karşın gelir dağılımının
giderek bozulduğu ve yoksulluğun artığı anlaşıldıktan
sonra gelir dağılımı konusuna olan bu yönelim
fazla sürmeyerek istikrar politikaları ve programları
ön plana çıkarılmıştır. Piyasa ekonomi anlayışı
sonucunda sosyal devlet anlayışının zayıflaması
gelir dağılımı sorununu geri planlara itmiştir (Şenses,1991:51).
Gelirin
yeniden dağılımı iki şekilde gerekçelenmiştir.
Bunlardan birincisi, refah ekonomisi ile ilgilidir.
Buna göre bir kişinin geliri ne kadar artarsa artsın,
gelirin son birimine atfettiği değer de o oranda
azalacaktır. Azalan marjinal fayda teorisinden
hareketle, yüksek gelir gruplarından düşük gelir
grupları lehine yapılacak gelir transferleri
ekonominin toplam refahını artırır. Bu şekildeki
transferlerin sosyal faydası sosyal maliyetinden daha
yüksek olacaktır (Wessel,1963:886 aktaran
Turan,1975:266).
İkinci
gerekçe Keynes’in tezine dayanmaktadır. Buna göre
tasarruf eğilimi gelirdeki artışa paralel olarak
artar. Böyle bir gelişme sürecinde özel tüketim
talebi azalır ve ekonomideki efektif talep tam
istihdamı gerçekleştirmeye yeterli olmaz. Gelişmiş
ekonomilerde ortaya çıkabilecek durgunluğa engel
olabilmek için, piyasa ekonomisinde oluşan kişisel
gelir dağılımının tüketim eğilimi düşük
gelir gruplarından
tüketim eğilimi yüksek gelir gruplarına
yeniden dağıtılması gerekir. Bunun sonucu olarak
tasarruf eğilimi düşer, fiyat istikrarı korunur ve
tam istihdam gerçekleşir(Turhan,1975:267).
Gelir
dağılımı ile ilgili olarak ekonomik yönelimleri
ve gerekçelendirmeleri ele aldıktan sonra gelir dağılımını
kavramsal çerçeve içerisinde ele alırsak, gelir dağılımı
ekonomik bir kavram olarak ulusal gelirin dağılımı
anlamına gelir. Ekonomik açıdan, coğrafi gelir dağılımı,
sektörel gelir dağılımı, fonksiyonel gelir dağılımı,
kişisel gelir dağılımı gibi bölümlemelere
gidilebilir (Türk, 1989:280).
Ekonomik
süreç içerisinde fonksiyonel gelir dağılımı ile
ilk olarak ortaya çıkan gelir brüt gelirdir.
Ekonomi teorisi brüt gelirle ilgilenir, buna faktör
gelirlerinin dağılımı, birincil dağılım adı da
verilmektedir. İkincil dağıtım ise, gelirin doğuşu ile kullanışı
arasında geçen yeniden dağılımı ile ilgili
konuları kapsamaktadır. Bu nedenle ikincil dağıtım
devletin araya girerek sosyal ve etik nedenlerle
birincil dağılımı düzenlemesi anlamına gelir. Böylece
devletin müdahalesi sonucu ortaya çıkan gelir dağılımı
ikincil gelir dağılımı olarak adlandırılır ve
birincil dağılıma göre daha eşitçi olduğu kabul
edilir. Bir anlamda da
devletin gelirleri daha eşitlikçi bir düzeye
sokma çabalarını
gelirin yeniden dağılımı olarak ele
alabiliriz. Bu amacı gerçekleştirmek için devletin
elinde gelir dağılımının
fonksiyonunu ve büyüklüğünü etkileyebilecek çok
sayıda araç bulunmaktadır. Mali olmayan politika
araçlarının başlıcaları: istihdam, ücret ve
fiyat kontrolleridir. Temel maliye politikası araçları
ise; vergi ve
kamu harcamalarıdır (Hemming, Hewitt ,1991:119). Gelirlerin
daha eşit duruma getirilebilmesi için temel maliye
politikası araçlarından biri olan vergiler, kişi
ve kurumların gelirlerine göre farklı
uygulanabilir. Bunun yanı sıra kamu harcamalarından
değişik kesimlerin farklı oranlarda faydalanması
yoluyla da oransal bir dengeye ulaşılmaya çalışılabilir
(Aksu,1993:82).
Gelir dağılımının farklılaştırılmasında
başvurulan bir yöntem de mevcut ekonomik sistem içindeki
bir sosyal ve mali politika tercihi olmaktadır.
Gelirin oluşumundan sonra yapılan müdahalelerle
"gelirin yeniden dağılımı" sağlanmaktadır.
Kavram olarak gelirin yeniden dağılımı faktör
gelirleriyle, harcanabilir gelirler arasındaki farklılığı
belirlemektedir. Bu ise üretimden elde edilen faktör
gelirlerine devletçe müdahale edilerek bu
gelirlerin, bir kısmının vergi yoluyla alınması
ve harcanabilir gelire dönüştürülmesidir (Parasız,
1995 ; 195). Kamusal hizmetlerin belirlenmesindeki özellik
ve kamusal gelirlerde, özellikle vergilerde yer alan
zorlayıcılık unsuru kaynak dağılımı ve gelir dağılımında
önemli bir yeniden dağıtım sonucunu da ortaya çıkarmaktadır.
Genel olarak farklı gelir düzeylerine yönelik
vergiler kişisel harcamalar ve tasarruflar üzerinde
etkili olurlar. Artan oranlı gelir vergileri
kaynak ve gelir dağılımındaki
dengesizliğin engellenmesinde araç olarak
kullanılabilir. Transfer harcamalarındaki amaç,
farklı sosyal tabakaların satın alma güçlerinin
korunması veya belirli bir gelir düzeyine kavuşturulmalarıdır.
Kişilerin yanı sıra ekonomide değişik sektörler
arasında adil bir kaynak
kullanımının sağlanmasına yönelmiş
transfer harcamaları da söz konusudur (Eker, Altay,
Sakar, 1997 ;42).
Düşük
ve yüksek gelir grupları arasında yeniden dağılımın
etkisi beklenenden az olabilir. Çünkü önce yeniden
dağıtılan kısmın önemli bir bölümü faydalanılanların
bizzat kendilerinin ödedikleri paylardır.
İkinci olarak yüksek gelir gruplarının
mutlak vergi gelirleri, büyük bir kitlenin ödediği
vergi gelirlerine göre daha düşüktür. Bu nedenle
gelirin yeniden dağılımı
ile sosyal politika veya
servetin yaygınlaştırılması , politikası
açısından üzerinde titizlikle durulan büyük
servet gruplarından, alt gelir gruplarına gelir
transferi şeklindeki bir düşünce uygulamada görülememektedir
(Aksu,1993:83).
Gelirin
oluşumu sürecine müdahale daha çok uygulanmakta
olan ekonomik sistemin yapısıyla yakından ilişkili
bir konudur. Gelir dağılımındaki farklılıkları
azaltmak amacıyla devlet , öncelikle gelirin elde
edilme sürecinde aldığı önlemler ile, dengesizliğe
neden olan koşulları değiştirmeye ya da ortadan
kaldırmaya yönelebilir.
Bu anlamda devletin yapabileceği müdahalelerden başlıcaları
şunlardır; ücret farklılıklarını azaltmaya yönelik
önlemler, asgari ücret uygulamaları,
rekabeti engelleyici uygulamaları yasaklayan
yasal düzenlemeler, üretici ve tüketiciyi korumak
amacıyla tarımsal ürün fiyatlarına müdahale, bölgeler
arası gelişmişlik farklılıklarını azaltıcı
tedbirler, enflasyonla mücadele, toprak reformu
(Dinler,1995: 264-265). |