Konular
Ana Sayfa
Kamunun Fonksiyonları
Pareto Optimumu
Dışsallıklar ve Dışsallık Türleri
Dışsallıklarda Kamusal Çözümler
Dışsallıklarda Piyasa Çözümleri
Kamunun Ekonomiye Müdahalesi 
Kamu Harcamaları: Türleri ve Analizi
Kamu Gelirleri: Türleri ve Analizi
Yerel Yönetimler
KİTLER
Sosyal Güvenlik Kuruluşları
Fonlar
Ögrenciler için
Yeniliklerden haberdar olmak için üye olunuz
Soru ve Önerileriniz
Sınav Sonuç
Derse Devam 
Proje Konuları
Ders İçeriği
spacer.gif (67 bytes) spacer.gif (67 bytes)
 YRD.DOÇ.DR. İSMAİL GÜNEŞ 
spacer.gif (67 bytes)KAMU MALİYESİ WEB SİTESİ
Ders İçeriği Konu Listesi Sınav Sonuç Projeler Sorularınız Kaynaklar Bağlantılar Ana Sayfa

Gelirin Yeniden Dağılımıİstikrarın Sağlanması

KAYNAK DAĞILIMINDA ETKİNLİK

Ekonomi, insanların ve toplumların sınırsız olan gereksinimlerine karşılık, üretim faktörlerinin gerek miktar gerekse kalite olarak sınırlı olmasının ortaya çıkardığı sorunlara çözüm üretme arayışında olan bir bilimdir. Kaynakların sınırlı olmasının doğal bir sonucu olarak her toplum hangi mal ve hizmetten hangi miktarda ve hangi oranlarda üretileceği, bu malların üretim ve dağıtımının özel ve kamu sektörü arasında ne şekilde paylaştırılacağı gibi sorular ile karşı karşıya kalacaktır. Her toplumda halkın gereksinimlerini en geniş ölçüde tatmin etmenin ilk koşulu, mevcut kaynaklarla üretilebilen bütün iktisadi malların miktarın en düşük maliyetle ve en etkin kaynak dağılımı bileşeni ile gerçekleştirilmesidir. Bu basit mantıksal çıkarım,toplumları yönetenleri üretim faktörlerini hangi miktar ve oranda kullanmaları gerektiğini ve buna göre de kaynak tahsisatının düzenlenmesini zorunlu kılar. Bu ise kaynakların özel ve kamu sektörü arasında en etkin biçimde nasıl tahsis edilebileceği sorusunu gündeme getirmiştir.

Ekonomik ortamı değişmez kabul edip belli bir amaca en iyi şekilde ulaşmak için üretim faktörlerinin ne şekilde kullanılması gerektiğini gösteren mekanizmalara "kaynak dağılımı mekanizması" adı verilir (Arınsoy,1986:7) Örneğin : Tam rekabet varsayımları altında Pareto etkin kaynak dağılımına nasıl ulaşılacağını gösteren piyasa mekanizmaları, bir kaynak dağılım mekanizmasıdır. Diğer bir değişle "kaynak dağılım süreci teknoloji, ekonominin  örgütsel yapısı, doğal kaynaklar gibi veri koşullar ve  Pareto optimumu, gelirin adil dağılımı, sanayileşme gibi amaçlar arasındaki yolu belirleyen bir yöntemdir (Ersel,1978:15). Bu yöntemde ulaşılması idealize edilen optimum kaynak dağılımı ise, üretim teknolojisi veri ve kaynakların miktarı belli iken amaç fonksiyonunu maksimum veya minimum yapan üretim kombinasyonlarının seçilmesi anlamına gelir. Bu üretim biçimlerini ortaya koyan kaynak dağılımı "optimal kaynak dağılımı" olarak adlandırılmaktadır (Arınsoy,1986:7).

Kıt üretim faktörlerinin (kaynakların) çeşitli kullanım alanları arasında farklı dağılımı, farklı üretim, tüketim, bölüşüm ve yatırım büyükleri ortaya çıkaracak ve bunların sonucunda elde edilecek toplumsal refah düzeyleri de farklı olacaktır. Bu nedenle toplumsal refah maksimizasyonunu sağlamak için, hangi maldan, ne miktarda üretileceği, bunların ne kadarının tüketileceği ve ne kadarının yatırımlara ayrılacağı ve bu yatırımların sektörler arasındaki dağılımının ne olacağı soruları ekonomik sistemlerin özellikleri çerçevesinde kaynak dağılım mekanizması içinde yanıtını bulur.

Kaynak dağılımının teorik çerçevesini büyük oranda Neoklasik modeller oluşturmaktadır. Neoklasiklerin görüşlerindeki ortak nokta, kaynak dağılımının tam ve mükemmel rekabet koşulları çerçevesinde ele alınmış olmasıdır.  Bu koşullar veri olarak kabul edilince etkin kaynak dağılımının sağlanması için ölçüt olarak Pareto optimumuna başvurulmaktadır Diğer bir değişle tam rekabet piyasasında fiyat sistemi ekonomik birimler arasındaki bilgi akımını tam olarak sağlamaktadır. Böylelikle bütün birimlerin yaptıkları tercihler arasında fiyat mekanizması aracılığı ile bir uyum sağlanmaktadır. Böylece optimum kaynak dağılımı gerçekleşmiş olmaktadır (Sönmez,1983:12).Bugün de pek çok ekonomist ve maliyeci ekonomik kaynakların mutlaka, özel sektör ile kamu sektörü arasında her toplumun ekonomik ve sosyal koşullarının belirleyici olduğu ölçütlere göre dağıtılmasının gerektiğinin ekonomik açıklamasını Leon Walras ve Vilfredo Pareto’nun serbest rekabetin geçerli olması için gerekli şartlarını özetleyen “genel denge” teorilerine dayandırarak yapmaktadır (Ulutan,1969:43).

Çalışmamızın bu bölümünde ise kaynak dağılımından  sapmalar ve kamu sektörüne değinilecektir. Tam rekabet piyasalarında, etkin kaynak dağılımı piyasanın oluşturduğu fiyat mekanizması yoluyla gerçekleşir. Diğer bir değişle nispi fiyatlar ve nispi karlar optimum toplam faydayı sağlayan kaynak dağılımını gerçekleştirir. Kamu , yalnızca nispi fiyatların yapısını değil nispi kârların yapısını değiştirerek de piyasada oluşan kaynak dağılımına müdahale edebilir. Örneğin; ekonomik hedefler çerçevesinde geliştirilmek istenen bir sektöre yapılan yatırımlardan elde edilen gelire vergi indirimi uygulayarak tasarrufların bu alanlara kaydırılması mümkündür.    

Piyasada üretici ve tüketici birimler arasında önemli ölçüde fayda maliyet ilişkileri vardır. Bu ilişkiler optimum kaynak dağılımından sapmaya yol açar. Dolayısıyla bu noktada kamu sektörü piyasa işleyişine müdahale eder.  Örneğin; ayırıcı vergi politikası ile bazı mal ve hizmetlerin fiyatları arttırılarak bunların daha az üretilmeleri dolayısıyla bu üretim alanına ayrılmış olan kaynakların başka alanlara aktarılması sağlanabilmektedir. Değinildiği üzere piyasada tam rekabetin bütün varsayımlarının işlemesi olası görünmemektedir. Bunun sonucu olarak da toplumsal boyutları olan ekonomik hedeflere yalnızca piyasa mekanizmasının faaliyetleri ile ulaşılamamaktadır. Dolayısıyla gerek sosyal plandaki hedefleri gerçekleştirmek gerekse piyasanın optimum kaynak dağılımını sağlamadaki yetersizliği kamunun piyasa ekonomisine müdahalesini kaçınılmaz kılmaktadır. Kamu sektörü hem üretim, tüketim ilişkilerini düzenleyici hem de girişimci olarak ekonomik sistem içinde yer almıştır.

Devletin piyasaya müdahale ettiği hallerde kaynaklar ile gereksinimler arasındaki denge, piyasa mekanizması çerçevesinde kurulur. Ancak, üretilen mal ve hizmet birleşimini; özel tercihlerin, kaynakların ve üretim teknolojisinin bir fonksiyonu olarak oluşan nispi fiyatlar ve nispi kârlar dizisi değil, devlet müdahalesi sonucu değişen fiyatlar ve kârlar dizisi belirler (Görgün,1973:4).

Devletin geleneksel işlevleri çerçevesinde ürettiği toplumsal mal ve hizmetler Pareto anlamındaki etkin kaynak dağılımından bir sapmadır. Toplumsal mal ve hizmetler faydası bölünemez, pazarlanamaz niteliktedir. Bu nedenle bu tür mal ve hizmetlere olan talebin piyasada açıklanması ve hizmetin piyasa fiyatının oluşması mümkün değildir. Ayrıca bu nitelikteki mal ve hizmetlerin marjinal sosyal faydası, marjinal özel faydasından daha yüksektir (Due,1967:12). Dolayısıyla bu malların üretimi için piyasa göstergeleri yeterli değildir. Aynı şekilde yarı toplumsal mal ve hizmetlerin varlığı diğer bir sapmadır. Yarı toplumsal mal ve hizmetlerin pazarlanmaları ve bu nedenle piyasada üretilip arz edilmeleri mümkündür. Ancak bu tip mal ve hizmetlerin üretiminde ya tam rekabet şartlarından önemli ölçüde sapmalar meydana gelir ya da dışsal fayda veya dışsal maliyet yaratırlar. Dolayısıyla piyasa göstergelerinin yarı toplumsal mal ve hizmet üretiminde optimal kaynak dağılımını gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bu nedenle kamu sektörü bu nitelikteki mal ve hizmetlerin üretimini tekeline alabileceği gibi özel sektör firmalarının yanı sıra üretime katılarak kaynak dağılımını etkileyebilir. Ayrıca  vergiler veya fiyat kontrolleri gibi müdahalelerle de dağılım mekanizmasını etkileyebilmektedir.

Sonuç olarak; devlet gerek sosyal plandaki hedeflere ulaşmak, gerek piyasanın aksaklıklarını gidermek, gerekse ekonomik kalkınma ve büyüme hedeflerine ulaşmayı sağlayacak makro politikaları uygulamak amacıyla piyasa ekonomisinin işleyişine müdahale ederek piyasada oluşan göreli fiyatları ve arz ve talep yapısını değiştirerek kaynakların yeniden dağılımını sağlamaktadır.

Kısaca açıklandığı üzere toplumsal refahın sağlanmasında piyasa ekonomisinin yetersiz kalması ve etkin kaynak dağılımını sağlayamaması teoride ileri sürülen savlardan uzaklaşmalara neden olmuştur ve kamu sektörünün varlığı yadsınamaz hale gelmiştir.

Bu bölümde kamu ve özel sektör arasındaki kaynak dağılımının optimal ölçüleri değerlendirilmeye çalışılacaktır. Kaynakların özel kesimle kamu kesimi arasındaki optimum dağılımının ölçüsü, teorik olarak, kaynakların iki kesimden herhangi birinde kullanılmasının toplum yönünden fayda maksimizasyonuna olumsuz etkide bulunmamasına bağlıdır. Diğer bir değişle kaynaklar iki sektör arasında öyle  dağıtılmalı ki,  bir faktörün bir kesimden diğerine aktarılması toplam üretimde bir artış sağlayamasın (Nadaroğlu,1992:115). Bu koşulun gerçekleştirilmesi için özel malların marjinal sosyal faydasının bu malların marjinal sosyal maliyetlerine oranı, toplumsal ve yarı toplumsal malların marjinal sosyal faydasının bu malların marjinal sosyal maliyetine oranına eşit olmalıdır (Görgün,1973:156).

Bu yaklaşım çerçevesinde kamu sektörü ile özel sektör arasındaki optimum dağılımın sağlanması için marjinal sosyal fayda ile marjinal sosyal maliyetin ölçülmesi gerekir. Ancak bu ölçümün özellikle kamu sektörü üretimi için yapılması çok güç,hatta mümkün değildir. Bunun en önemli sebebi, kamu kesimince üretilen mal ve hizmetlerin toplumsal ve yarı toplumsal mal ve hizmet niteliğinde olması dolayısıyla fayda bölünmezliği ve pazarlanamaması özelliklerini taşımasıdır. (Nadaroğlu, 1992: 116).

Kaynakların ekonomik kesimler arasındaki dağılımında özellikle kamu kesiminin hangi oranda kaynak kullanacağının belirlenmesinde siyasal süreç rol  oynar. Siyasal rejim demokratik ise seçim sistemi yöntemiyle ortaya çıkan siyasal talebin bir düzenlemesi olarak hangi kaynakların ne miktarda kamu hizmetlerine aktarılacağı belirlenir (Bulutoğlu,1981:9).

Kamu, tüketim harcamaları yoluyla dolaylı veya dolaysız bir şekilde üretim faktörlerine sahip olur. Sahip olduğu bu üretim faktörleri aracılığı ile kamusal, yarı kamusal veya özel mal ve hizmetler üretmektedir. Kamu harcamalarının etkinliği ancak kaynakların kamu kesimi içinde optimum dağılımının sağlanması ile mümkündür. Optimum kaynak dağılımı, teorik olarak ekonominin özel kesimine uygulanan MSC (Marjinal Sosyal Maliyet) = MSB (Marjinal Sosyal Fayda) kuralının kamu sektörüne uygulanması ile sağlanabilir. Ekonomi eğer tam istihdamda ise, üretim faktörlerinin kamu kesiminde kullanılması halinde yaratılacak faydaya karşılık, özel kesimde bir fayda yaratmaktan alıkonacaktır. Çünkü kamu kesimi bu faktörleri kullanmamış olsaydı, özel sektör kamu sektörü tarafından kullanılan bu faktörlerle mal ve hizmet üretecek ve dolayısıyla fayda yaratma olanağına sahip olacaktı. Özel sektörün kamuya aktarılan faktörleri kullanmaması nedeniyle meydana gelen fayda kaybı MSC'i oluşturur. Bu toplumsal açıdan bir çeşit alternatif maliyettir. Eşitliğin diğer yayındaki MSB kaynakların kamu kesiminde kullanılması dolayısıyla elde edilen faydayı ifade eder. Bu anlamdaki MSC=MSB eşitliği sağlandığı sürece kamu sektöründe optimal kaynak dağılımı gerçekleşmiş olur (Nadaroğlu,1992:119).