|
Ekonomi,
insanların ve toplumların sınırsız olan
gereksinimlerine karşılık, üretim faktörlerinin
gerek miktar gerekse kalite olarak sınırlı olmasının
ortaya çıkardığı sorunlara çözüm üretme arayışında
olan bir bilimdir. Kaynakların sınırlı olmasının
doğal bir sonucu olarak her toplum hangi mal ve
hizmetten hangi miktarda ve hangi oranlarda üretileceği,
bu malların üretim ve dağıtımının özel ve kamu
sektörü arasında ne şekilde paylaştırılacağı
gibi sorular ile karşı karşıya kalacaktır. Her
toplumda halkın gereksinimlerini en geniş ölçüde
tatmin etmenin ilk koşulu, mevcut kaynaklarla üretilebilen
bütün iktisadi malların miktarın en düşük
maliyetle ve en etkin kaynak dağılımı bileşeni
ile gerçekleştirilmesidir. Bu basit mantıksal çıkarım,toplumları
yönetenleri üretim faktörlerini hangi miktar ve
oranda kullanmaları gerektiğini ve buna göre de
kaynak tahsisatının düzenlenmesini zorunlu kılar.
Bu ise kaynakların özel ve kamu sektörü arasında
en etkin biçimde nasıl tahsis edilebileceği
sorusunu gündeme getirmiştir.
Ekonomik ortamı
değişmez kabul edip belli bir amaca en iyi şekilde
ulaşmak için üretim faktörlerinin ne şekilde
kullanılması gerektiğini gösteren mekanizmalara
"kaynak dağılımı mekanizması" adı
verilir (Arınsoy,1986:7) Örneğin : Tam rekabet
varsayımları altında Pareto etkin kaynak dağılımına
nasıl ulaşılacağını gösteren piyasa
mekanizmaları, bir kaynak dağılım mekanizmasıdır.
Diğer bir değişle "kaynak dağılım süreci
teknoloji, ekonominin
örgütsel yapısı, doğal kaynaklar gibi veri
koşullar ve
Pareto optimumu, gelirin adil dağılımı,
sanayileşme gibi amaçlar arasındaki yolu belirleyen
bir yöntemdir (Ersel,1978:15). Bu yöntemde ulaşılması
idealize edilen optimum kaynak dağılımı ise, üretim
teknolojisi veri ve kaynakların miktarı belli iken
amaç fonksiyonunu maksimum veya minimum yapan üretim
kombinasyonlarının seçilmesi anlamına gelir. Bu üretim
biçimlerini ortaya koyan kaynak dağılımı "optimal
kaynak dağılımı" olarak adlandırılmaktadır
(Arınsoy,1986:7).
Kıt
üretim faktörlerinin (kaynakların) çeşitli kullanım
alanları arasında farklı dağılımı, farklı üretim,
tüketim, bölüşüm ve yatırım büyükleri ortaya
çıkaracak ve bunların sonucunda elde edilecek
toplumsal refah düzeyleri de farklı olacaktır. Bu
nedenle toplumsal refah maksimizasyonunu sağlamak için,
hangi maldan, ne miktarda üretileceği, bunların ne
kadarının tüketileceği ve ne kadarının yatırımlara
ayrılacağı ve bu yatırımların sektörler arasındaki
dağılımının ne olacağı soruları ekonomik
sistemlerin özellikleri çerçevesinde kaynak dağılım
mekanizması içinde yanıtını bulur.
Kaynak
dağılımının teorik çerçevesini büyük oranda
Neoklasik modeller oluşturmaktadır. Neoklasiklerin görüşlerindeki
ortak nokta, kaynak dağılımının tam ve mükemmel
rekabet koşulları çerçevesinde ele alınmış
olmasıdır. Bu koşullar veri olarak kabul edilince etkin kaynak dağılımının
sağlanması için ölçüt olarak Pareto optimumuna
başvurulmaktadır Diğer bir değişle tam rekabet
piyasasında fiyat sistemi ekonomik birimler arasındaki
bilgi akımını tam olarak sağlamaktadır. Böylelikle
bütün birimlerin yaptıkları tercihler arasında
fiyat mekanizması aracılığı ile bir uyum sağlanmaktadır.
Böylece optimum kaynak dağılımı gerçekleşmiş
olmaktadır (Sönmez,1983:12).Bugün de pek çok
ekonomist ve maliyeci ekonomik kaynakların mutlaka,
özel sektör ile kamu sektörü arasında her
toplumun ekonomik ve sosyal koşullarının
belirleyici olduğu ölçütlere göre dağıtılmasının
gerektiğinin ekonomik açıklamasını Leon Walras ve
Vilfredo Pareto’nun serbest rekabetin geçerli olması
için gerekli şartlarını özetleyen “genel
denge” teorilerine dayandırarak yapmaktadır
(Ulutan,1969:43).
Çalışmamızın
bu bölümünde ise kaynak dağılımından
sapmalar ve kamu sektörüne değinilecektir.
Tam rekabet piyasalarında, etkin kaynak dağılımı
piyasanın oluşturduğu fiyat mekanizması yoluyla
gerçekleşir. Diğer bir değişle nispi fiyatlar ve
nispi karlar optimum toplam faydayı sağlayan kaynak
dağılımını gerçekleştirir. Kamu , yalnızca
nispi fiyatların yapısını değil nispi kârların
yapısını değiştirerek de piyasada oluşan kaynak
dağılımına müdahale edebilir. Örneğin; ekonomik
hedefler çerçevesinde geliştirilmek istenen bir
sektöre yapılan yatırımlardan elde edilen gelire
vergi indirimi uygulayarak tasarrufların bu alanlara
kaydırılması mümkündür.
Piyasada
üretici ve tüketici birimler arasında önemli ölçüde
fayda maliyet ilişkileri vardır. Bu ilişkiler
optimum kaynak dağılımından sapmaya yol açar.
Dolayısıyla bu noktada kamu sektörü piyasa işleyişine
müdahale eder. Örneğin;
ayırıcı vergi politikası ile bazı mal ve
hizmetlerin fiyatları arttırılarak bunların daha
az üretilmeleri dolayısıyla bu üretim alanına ayrılmış
olan kaynakların başka alanlara aktarılması sağlanabilmektedir.
Değinildiği üzere piyasada tam rekabetin bütün
varsayımlarının işlemesi olası görünmemektedir.
Bunun sonucu olarak da toplumsal boyutları olan
ekonomik hedeflere yalnızca piyasa mekanizmasının
faaliyetleri ile ulaşılamamaktadır. Dolayısıyla
gerek sosyal plandaki hedefleri gerçekleştirmek
gerekse piyasanın optimum kaynak dağılımını sağlamadaki
yetersizliği kamunun piyasa ekonomisine müdahalesini
kaçınılmaz kılmaktadır. Kamu sektörü hem üretim,
tüketim ilişkilerini düzenleyici hem de girişimci
olarak ekonomik sistem içinde yer almıştır.
Devletin
piyasaya müdahale ettiği hallerde kaynaklar ile
gereksinimler arasındaki denge, piyasa mekanizması
çerçevesinde kurulur. Ancak, üretilen mal ve hizmet
birleşimini; özel tercihlerin, kaynakların ve üretim
teknolojisinin bir fonksiyonu olarak oluşan nispi
fiyatlar ve nispi kârlar dizisi değil, devlet müdahalesi
sonucu değişen fiyatlar ve kârlar dizisi belirler
(Görgün,1973:4).
Devletin
geleneksel işlevleri çerçevesinde ürettiği
toplumsal mal ve hizmetler Pareto anlamındaki etkin
kaynak dağılımından bir sapmadır. Toplumsal mal
ve hizmetler faydası bölünemez, pazarlanamaz
niteliktedir. Bu nedenle bu tür mal ve hizmetlere
olan talebin piyasada açıklanması ve hizmetin
piyasa fiyatının oluşması mümkün değildir. Ayrıca
bu nitelikteki mal ve hizmetlerin marjinal sosyal
faydası, marjinal özel faydasından daha yüksektir
(Due,1967:12). Dolayısıyla bu malların üretimi için
piyasa göstergeleri yeterli değildir. Aynı şekilde
yarı toplumsal mal ve hizmetlerin varlığı diğer
bir sapmadır. Yarı toplumsal mal ve hizmetlerin
pazarlanmaları ve bu nedenle piyasada üretilip arz
edilmeleri mümkündür. Ancak bu tip mal ve
hizmetlerin üretiminde ya tam rekabet şartlarından
önemli ölçüde sapmalar meydana gelir ya da dışsal
fayda veya dışsal maliyet yaratırlar. Dolayısıyla
piyasa göstergelerinin yarı toplumsal mal ve hizmet
üretiminde optimal kaynak dağılımını gerçekleştirmesi
mümkün değildir. Bu nedenle kamu sektörü bu
nitelikteki mal ve hizmetlerin üretimini tekeline
alabileceği gibi özel sektör firmalarının yanı sıra
üretime katılarak kaynak dağılımını
etkileyebilir. Ayrıca
vergiler veya fiyat kontrolleri gibi müdahalelerle
de dağılım mekanizmasını etkileyebilmektedir.
Sonuç
olarak; devlet gerek sosyal plandaki hedeflere ulaşmak,
gerek piyasanın aksaklıklarını gidermek, gerekse
ekonomik kalkınma ve büyüme hedeflerine ulaşmayı
sağlayacak makro politikaları uygulamak amacıyla
piyasa ekonomisinin işleyişine müdahale ederek
piyasada oluşan göreli fiyatları ve arz ve talep
yapısını değiştirerek kaynakların yeniden dağılımını
sağlamaktadır.
Kısaca
açıklandığı üzere toplumsal refahın sağlanmasında
piyasa ekonomisinin yetersiz kalması ve etkin kaynak
dağılımını sağlayamaması teoride ileri sürülen
savlardan uzaklaşmalara neden olmuştur ve kamu sektörünün
varlığı yadsınamaz hale gelmiştir.
Bu
bölümde kamu ve özel sektör arasındaki kaynak dağılımının
optimal ölçüleri değerlendirilmeye çalışılacaktır.
Kaynakların özel kesimle kamu kesimi arasındaki
optimum dağılımının ölçüsü, teorik olarak,
kaynakların iki kesimden herhangi birinde kullanılmasının
toplum yönünden fayda maksimizasyonuna olumsuz
etkide bulunmamasına bağlıdır. Diğer bir değişle
kaynaklar iki sektör arasında öyle
dağıtılmalı ki,
bir faktörün bir kesimden diğerine aktarılması
toplam üretimde bir artış sağlayamasın (Nadaroğlu,1992:115).
Bu koşulun gerçekleştirilmesi için özel malların
marjinal sosyal faydasının bu malların marjinal
sosyal maliyetlerine oranı, toplumsal ve yarı
toplumsal malların marjinal sosyal faydasının bu
malların marjinal sosyal maliyetine oranına eşit
olmalıdır (Görgün,1973:156).
Bu
yaklaşım çerçevesinde kamu sektörü ile özel
sektör arasındaki optimum dağılımın sağlanması
için marjinal sosyal fayda ile marjinal sosyal
maliyetin ölçülmesi gerekir. Ancak bu ölçümün
özellikle kamu sektörü üretimi için yapılması
çok güç,hatta mümkün değildir. Bunun en önemli
sebebi, kamu kesimince üretilen mal ve hizmetlerin
toplumsal ve yarı toplumsal mal ve hizmet niteliğinde
olması dolayısıyla fayda bölünmezliği ve
pazarlanamaması özelliklerini taşımasıdır. (Nadaroğlu,
1992: 116).
Kaynakların
ekonomik kesimler arasındaki dağılımında özellikle
kamu kesiminin hangi oranda kaynak kullanacağının
belirlenmesinde siyasal süreç rol
oynar. Siyasal rejim demokratik ise seçim
sistemi yöntemiyle ortaya çıkan siyasal talebin bir
düzenlemesi olarak hangi kaynakların ne miktarda
kamu hizmetlerine aktarılacağı belirlenir (Bulutoğlu,1981:9).
Kamu,
tüketim harcamaları yoluyla dolaylı veya dolaysız
bir şekilde üretim faktörlerine sahip olur. Sahip
olduğu bu üretim faktörleri aracılığı ile
kamusal, yarı kamusal veya özel mal ve hizmetler üretmektedir.
Kamu harcamalarının etkinliği ancak kaynakların
kamu kesimi içinde optimum dağılımının sağlanması
ile mümkündür. Optimum kaynak dağılımı, teorik
olarak ekonominin özel kesimine uygulanan MSC
(Marjinal Sosyal Maliyet) = MSB (Marjinal Sosyal
Fayda) kuralının kamu sektörüne uygulanması ile
sağlanabilir. Ekonomi eğer tam istihdamda ise, üretim
faktörlerinin kamu kesiminde kullanılması halinde
yaratılacak faydaya karşılık, özel kesimde bir
fayda yaratmaktan alıkonacaktır. Çünkü kamu
kesimi bu faktörleri kullanmamış olsaydı, özel
sektör kamu sektörü tarafından kullanılan bu faktörlerle
mal ve hizmet üretecek ve dolayısıyla fayda yaratma
olanağına sahip olacaktı. Özel sektörün kamuya
aktarılan faktörleri kullanmaması nedeniyle meydana
gelen fayda kaybı MSC'i oluşturur. Bu toplumsal açıdan
bir çeşit alternatif maliyettir. Eşitliğin diğer
yayındaki MSB kaynakların kamu kesiminde kullanılması
dolayısıyla elde edilen faydayı ifade eder. Bu
anlamdaki MSC=MSB eşitliği sağlandığı sürece
kamu sektöründe optimal kaynak dağılımı gerçekleşmiş
olur (Nadaroğlu,1992:119).
|