|
MİLLİYET13-10-1997
Belediyelerin çarpıklıkları...
Orhan TOKATLI
EGE'de güz tatilini yaşamak bir başka oluyor.
Çarşaf gibi bir denizde yüzmenin, imbatın, poyrazın hafif esintileriyle, ağaçlardan
düşen sararmış yaprakların, balıkçı teknelerinin ardında süzülen martıların
tatlarına ancak bu mevsimde varılabiliyor.
Eylül, ekim aylarında gazinolardan, lokallerden kulakları tırmalayan, sinir bozan,
hopörlerleri patlatacak kadar yüksek, birbirlerine karışan ne idüğü belirsiz
çığlık çığlığa sesler gelmiyor. Otomobillerin kornalarından, sirenlerden, etrafa
saçılan egzoz gazlarından bir an kurtuluyor, kafaları ve vücutları dinlendirmenin
huzuruna, rahatlığına kavuşuluyor.
Yaz aylarının et et üstüne, vıcık, vıcık, kalabalık ortamından sakin, temiz,
ferah fersah dinlenmenin esenliğine erişiliyor. Kent manav ve pazarlarında, günlerce
bekleyen suyu çekilmiş sebze ve meyveler, günü gününe diri diri sofralarınıza
sunuluyor. Balıklar ve çeşitli deniz ürünleri taze taze tüketilmelerini bekliyorlar.
Yaz sezonuna veda edip ayrılmalardan sonra, trafik keşmekeşi de son buluyor böylece.
Bölgenin turizme açılan sahil şeridini dolaşma olanağı doğuyor.
* * *
İŞTE, bu güzelliklerle yaşama sevinci bir anda kahredici bir kabusa dönüşüyor.
Çanakkale'den başlayan, kıyı bandının kumluklarında tarım arazilerinde,
zeytinliklerinde, yanyana dizilmiş, sakil, kaba, sözde villalarla karşılaşılıyor.
Yolsuz, altyapısız "yap - sat"çılara, kooperatiflere rasgele arsa
tahsis eden belediye başkan ve meclis üyeleri açık seçik ayıplanıyorlar.
Çevre bilincinden yoksun, yeşil düşmanı bu yerel yöneticileri durdurmak,
girişimlerini önlemek yasalar gereği hiçbir şekilde mümkün olamıyor.
Özal'lı ANAP döneminin fark gözetmeden belediyelere tanıdığı yetkilerin
Türkiye'yi cehenneme çevirdiğinin hala farkına varılamıyor. Merkezi otoritelerin
bunlar yetmiyormuş gibi seçilmiş partili kişilere daha fazla yetki verilmesine
ilişkin hazırladıları tasarılar korku içinde merakla bekleniyor.
Yeni yasalarda hiç olmazsa imar konusunda vali ve kaymakamlara da söz hakkı
verilmesinde sayısız yararlar olacağı savunuluyor.
Arsa satışlarıyla bütçelerine gelir akıtan belediyelerin bu eylemlerinin frenlenmesi
için ne gerekiyorsa onun yapılması isteniyor. Türkiye'nin artık tarım arazilerinin,
zeytinliklerin, narenciye bahçelerinin yapılaşmaya açılmasına tahammülü
olmadığının bilinmesi hatırlatılıyor. Zira SİT alanı, Hazine arazisi, eski eser
gibi göstergeler, gözardı edilerek "parayı veren düdüğü çalar" alışkanlıkları
sürüp gidiyor.
Vatandaşlar ve kuruluşlar, yerel yönetim başkanlarının keyfi ve dar görüşlü
tasarruflarından illallah diyorlar. Hemen hemen tüm il ve ilçe belediyelerinin
çeşitli etkinliklerini yürürlüğe koymak üzere sakınmadan para tahsil etmeleri
insanları çileden çıkarıyor.
İstisna da olsa kimi belediye başkanları ise çevre konusunda gösterdikleri özen ve
titizlik nedeniyle arsa spekülatörlerinin hışmına uğruyorlar. Başkanların,
TEMA'nın ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirmek istedikleri yeşillendirme
çalışmaları rantçılar tarafından idari mahkemelere götürülüyor ve yargı
organları da maalesef bu yap - satçılara yardımcı oluyorlar.
Yerel yönetimlerin başıbozukluktan kurtarılmaları, disipline edilmeleri, il ve
ilçelerde, idare amirlerinin daha etkili ve yetkili duruma sokulmaları gereği üzerinde
ısrarla duruluyor.
Ülkenin belediyelerin tasallutlarından kurtarılmalarının zamanının geldiğine
inanılıyor.
|