|
5.2.2 Uluslararası Kuruluşlar
Uluslar
arası kuruluşlar başlığı , Dünya Bankası ile bölgesel kalkınma
bankalarını içerir. Yerel yönetimler yalnızca Dünya Bankasından
borçlanmışlardır. Bu krediler, yerel yönetim dış borçları içinde
%10’un altında yer tutmaktadır. Orta-uzun vadeli olan krediler
proje kredisi niteliği taşımakta ve tümüyle su ve kanalizasyon
sektöründe toplanmaktadır.
TABLO-17
Dünya
Bankası Kredileri
|
Kurum
|
Borç
Veren
|
Dönem
|
Konu
|
Kredi
|
Faiz
|
|
Ankara
ASKİ
|
Dünya
Bank
|
1990-1999
|
İçme
suyu şebekesi
|
173.000.000
|
54,523,467
|
|
Bursa
|
Dünya
Bank
|
1993-2010
|
İçme
suyu projesi
|
12.500.000
|
6,894,660
|
|
Bursa
BUSKİ
|
Dünya
Bank
|
1993-2010
|
İçme
suyu projesi
|
117.000.000
|
63,519,097
|
|
İzmir
İZSU
|
Dünya
Bank
|
1987-2004
|
Su
temini ve kanaliz.prj.
|
70.052.700
|
47,153,692
|
|
Toplam
|
Dünya
Bank
|
|
|
372.552.700
|
172,090,916
|
İncelenen kaynakta Ankara Kanalizasyon (1989 ) , Bursa Katı
Atık (1993 ), Antalya Su Temini ve Kanalizasyon (1995 )
projeler için Dünya Bankasından alının kredilere yer verilmemiştir.
Oysa Dünya Bankası Türkiye temsilcisi tarafından verilen bir
listede bu projelerin de Dünya Bankasınca finanse edildiği
belirtilmektedir.
5.2.3 Devletler
İkili anlaşmalar çerçevesinde devletlerden alınan
krediler , orta-uzun vadeli dış borç içinde %75 civarında olan ağırlığını,
1970’li yılların ikinci yarısında yitirmeye başlamış ve
1990’larda %30’un altında kalmıştır.
Devletlerden alınan krediler , alt yapı yatırımlarının yarı
sıra toplu taşıma aracı alımında kullanılmıştır. Bununla
birlikte su ve kanalizasyon sektöründe kullanılmak üzere alınmış
kredilere de rastlanmaktadır. Toplam
46 proje için kullanılan resmi krediler, genel olarak 4-6 yıl
süreli orta vadeli kredilerdir 28 proje için kullanılan kredilerin
süresi on yıldan daha azdır. Ticari bankalardan alınan krediler
gibi, burada da sınırlı sayıda büyük kent belediyesi ile karşılaşılmaktadır.
Devletten alınan resmi kredilerin özelliği uzun vadeli, düşük
faizli olmalarıdır. Özelikleri, proje kapsamındaki malların kendi
ülkelerinden satın alınması koşulunu getirmeleridir.
5.3. Dış Borcun Sektörel Yapısı
Yerel
yönetim- belediye-dış borçları, altı değişik alanda kullanılmaktadır.
Dış borçların %60’ı ulaştırma sektörüne yönelmiştir. Bu
harcama alnında metro,hafif raylı taşıma sistemi, otobüs alımları
başlıca yatırım konularını oluşturmaktadır. Dış borçların
yöneldiği ikinci sektör, ulaştırma sektörünün yarısı kadar büyüklük
(%27) ile, su ve kanalizasyon sektörüdür. Üçüncü sırayı,
%10’luk pay ile gaz-doğal gaz
alt yapı yatırımları almaktadır. Geriye kalan %3’lük küçük
bir pay ise gıda , iş aracı ve teknik danışmanlık hizmeti alımları
arasında dağılmıştır.
Ulaştırma sektörü , ikili anlaşmalar çerçevesinde
devletlerden alınan kredilerin, su-kanal sektörü ise uluslar arası
ticari bankalardan alınan kredilerin ağırlık sergilediği alanlardır.
Faizlerin kendi içinde dağılımı, ticari bankalardan finanse
edilen su-kanal sektörünün daha yüksek maliyetle finanse edildiğini
göstermektedir. Gaz-doğal gaz yatırımları da uluslar arası
ticari banka kredileri ile finanse edilmekte ,bu nedenle maliyeti yüksek
gerçekleşmektedir.
TABLO-18
Kredi ve
Faizlerin Sektörel Yapısı (dolar-%)
|
Sektörel
|
Kredi
|
Oranı
|
Faiz
|
Oranı
|
|
Ulaştırma
|
2.171.037.651
|
60,10
|
638,206,114
|
55,88
|
|
Su-Kanalizasyon
|
985.665.631
|
27,29
|
353,673,817
|
30,97
|
|
Gaz-Doğal
Gaz
|
344.717.067
|
9,54
|
131,047,007
|
11,47
|
|
Gıda
Tesisleri
|
56.867.478
|
1,57
|
15,107,060
|
1,32
|
|
İşletme-Danışma
|
42.919.550
|
1,19
|
2,507,365
|
0,22
|
|
İş-İtfaiye
aracı
|
10.884.465
|
0,30
|
1,530,172
|
0,13
|
|
Toplam
|
3.612.091.842
|
100,00
|
1,142,071,535
|
100,00
|
6.DIŞ BORÇLANMANIN ÖNEMİ
Dış borçlanmanın önemi, yerel yönetim maliyesi
sistemine yeni bir finansman unsurunun katılmasından çok, var olan
yerel yatırım ve finansman sisteminin köklü şekilde değişmesine
yol açmasındandır :
1) İller Bankası yerel maliye sistemindeki konumunu yitirme sürecine
girmiştir. Bunun nedeni, yerel alt yapı yatırımlarının finansmanın
da kamu kaynaklarının kullanımından vazgeçilmesini, sektörün
yerli ve yabancı mali piyasalara bağlanmasını öngören
politikaların benimsenmesidir.
2) Dış borçlar, kullanıldıkları alanda hizmetin kamu
hizmeti değil ,piyasa malı olarak kullanıma sunulmasını dayatan
koşullar ile gelmektedir. Geri ödemede hazine güvencesi sağlanmasına
karşın, projeler hizmete uygulanacak fiyat koşulu öne sürülerek
kredilen dirilmektedir. Fiyatlandırma dış borcun başlıca kaygısıdır
. saptanacak fiyatın belediye işletme giderlerini, hizmeti yüklenecek
özel şirketin giderlerini borç ile ilgili her türlü geri ödemeyi
ve gelecekte yapılacak yatırımlar için katkı payını karşılaması
talep edilmektedir. Öngörülen fiyatlandırma sistemi , kullanıcılardan
toplanacak kaynağın yapımcı- işletmeci şirketlere , borç veren
mali kuruluşlara ve bunların çalışması için ortalığın uygun
hale getiren aracı konumuna çekilmiş belediye bürokrasilerine
aktarılmasını güvence altına almaktadır.
3) Projelerde dolara
endeksle nen hizmet fiyatı koşulu , iki önemli sonuç yaratmaktadır:
birincisi , ulusal-kamusal karar süreçlerine ipotek koyulmaktadır.
İkincisi , yerel kamu karar mercileri toplumsal eşitsizliği
gidermek amaçlı önlemler alma gücünden yoksun kalmaktadır.
4)
Kurulan model , yerel karar mercilerini yerel halkta uzaklaştırmakta
, şirket ve finansör kuruluşlara yaklaştırmaktadır. Bu etki,
fiyatlandırma ilkelerinde açıkça ortaya çıkmaktadır. Kullanıcı
ödentisi yalnızca şirket ve finansör kurum gelirlerini değil,
belediye bürokrasisinin de kaynağıdır. Bu mevzile niş, yerel halk
adına karar alma gücüne sahip olan kurumları, giderek daha açık
ve yaygın şekilde şirketler ve mali kuruluşlar adına hareket eden
kurumlara dönüştürecektir. Su ve kanalizasyon idarelerinin şirketler
halinde ve hem merkezi hem de yerel meclis denetiminden uzak kalacak
şekilde örgütlenmeleri , bu savı güçlendirmektedir.
Dış
borçlanma ile gelen yeni model , (1) yerel altyapı gereksinmesinin büyük
ve ivedi olduğu , buna karşın (2) devletin kaynak sıkıntısı içinde
olduğu gerçeklerinden hareket etmektedir. Kamu kaynakları yetersiz
olduğuna göre bu boşluğun özel sermaye ile doldurulması gerektiğini
ileri sürmektedir. Her iki savda doğrudur. Ancak bu saptamalardan ,
çıkış yolunun özelleştirme olduğu sonucuna varmak zorunluluk değil,
yalnızca bir seçimdir. Kam kaynaklarını arttırmak ve yerel alt
yapıyı kamu hizmeti olarak örgütlemek mümkündür. Üstelik bu seçenek
, dış borçlarla kurulan modelden çok daha ucuz ve tekilidir.
Birincisi kamusal modelde borçlanma faiz ve kur farkı gideri yoktur.
İkincisi, şirketlere iş verecek aracı bürokrasi harcamaları
yoktur. Üçüncüsü, yapım işinde maliyete ek olarak şirket karı
ödemek söz konusu değildir. Dördüncüsü,kamusal dünya işbirliği
temelinde iş bölümü
ilkesine göre çalıştığı için belediyeler arası personel , araç-gereç,
teknoloji... değişimi mümkündür. Beşincisi, İller Bankası gibi
merkezi ve bölge örgütlenmesi gerçekleştirmiş bir kurumda
mali ve teknik yoğunlaşma sağlanarak kaynak kaybının önlenmesi
ancak kamusal örgütlenme ile sağlanabilir.
7. GENEL DEĞERLENDİRME
Genel
olarak,yerel yönetimler bölgesel ve ulusal düzeydeki tekelci
sermaye kuruluşlarının ihtiyaç duydukları hizmetlerin yerine
getirilmesi talebine doğrudan veya dolaylı olarak muhatap olmaktadır.
1980’lerde merkezi yönetimlerin faaliyetlerinin azaltılması
gereği ileri sürülmektedir. Böylece merkezi yönetimin mali
krizinin, yerel yönetimlerin mali krizi haline dönüşmesi durumu
ile karşı karşıya gelinmektedir. Bu mantıkla, yerel fonksiyonların
yeni bir dağılıma tabi tutulması ; bu genel mantığın ışığında
yerel hizmetlerin merkezi yönetimin egemenliğine terk edilmesi, ara
ve atanmış kurumlara devredilmesi ve özelleştirme yolu ile özel
sektöre bırakılması şekillerinde karşımıza çıkmaktadır.
Büyük ve tekelci sermayenin yanında, küçük üreticiler ve
sermaye sahipleri 1980 sonrasında kentlerde egemen unsur olmuşlar ve
bunlar gerek kırsal kesimden gerekse ülkenin diğer kentlerinden
elde edilen birikimleri ve rantları büyük kentlere taşımışlardır.
Ülke içindeki sermaye ve rant birikim sürecinin yanında, dış
ekonomik ilişkilerden elde edilen birikimler önemli bir faktördür.
Kamu mülkiyetindeki değerlerin ve birikimlerin özel kesime
devri süreci başlatılmıştır. İzlenen bu politika ve süreç şu
şekilde somutlaşmıştır: önce yerel halkın ihtiyaçlarını içeren
sosyal hizmetler kısılmış, bu hizmetlerin sermaye kesimince üretilmesi
öngörülmüş, belediyelere temizlik ve altyapı yatırımları
yapma fonksiyonları bırakılmış, söz konusu bu
yatırımlar da özel sermayenin katıldığı ihalelerle yapılmıştır.
Sonra, kamu mülkiyetindeki toprakların özel mülkiyete dönüştürülmesi
ve oluşan rantların özel kesime devrinin uzantısı olarak,
belediye yatırımlarının kamudan çok özel kesim bankalarınca
finansmanı öngörülmüştür.
Yerel
sermaye ve çıkar gruplarının görünürde sivil toplum niteliğindeki
yapıları ile iktisadi-mali çıkarları arasında doğrudan ilişkiler
kurulmuştur.
İller Bankası’nın aracılık, yatırım ve kredi
fonksiyonları itibariyle yatırımlarında reel azalmalar olmuş,
banka yerel yönetimlere yeterli düzeyde finansman sağlayamamış,
bunun sonucu belediyeler diğer bankalardan kredi almak yönüne gitmiş
ve yeni bir “Kent-Bank” kurulması gündeme gelmiştir.
1980 sonrasında yerel yönetimlerin finansmanında borçlanma
yeni ve önemli bir finansman unsurudur. Özel ulusal ve uluslar arası
bankalardan alınan kredilerin maliyetleri yüksektir.
Belediyelerin
harcamaları ve kaynakları arasında gittikçe artan bir açık söz
konusudur. Hazine garantisi olanlar yanında, bu garantiyi içermeyen
dış borçlanmalar yapılmıştır. Ankara Büyük Şehir Belediyesi
bu amaçla uluslar arası piyasaya tahviller ihraç etmiştir.
Yerel
birimlerde, özellikle orta-büyük kentlerde oluşan rantların
sadece o kentte kalmasını sağlayacak bir mali ve idari yapı
savunulamaz. Çünkü, bu rantlar büyük kentlerde kaldığı
taktirde, kentleşme ve rantların birikimi ve kullanımı daha hızlı
ve denetimsiz olur. Bunu önlemek için , kentlere aktarılan ve orada
oluşan rantların kısmen tersine çevrilmesi ve kaynakların merkezi
yönetimce tüm ülkeye yeniden dağıtılması gerekir. Bu yapıldıktan
sonra, yerel yönetimlerin, ülkedeki toplam kaynaklardan kendi
hisselerine düşen kısım üzerindeki tasarruf hakkının ve özerkliklerinin
olması daha demokratik ve gerçekçi nitelikler taşır.
Dış
borçlanmanın genelinde olduğu gibi, yerel yönetimlerde de dış
kredilerin temel kaygısı, geri ödenmesi ve bunu sağlayacak
gelirlerin güvence altına alınması olmuştur. Ayrıca dış borçlanma,
uygulana gelmekte olan yerel yatırım ve finansman sisteminin
temelden değişmesini de beraberinde getirmiş, hatta bir ön şart
olarak konmuştur. Bu bağlamda; önce ülke genelinde tüm finansman
sisteminde serbest faiz, kamu kredilerinin tamamen kısılması,
yabancı sermaye ve mevduata 1989 yılından itibaren TL’ ye dönüştürüldükten
sonra elde edilen anapara ile faizini dövize çevirip serbestçe
transfer gibi köklü değişim getiren düzenlemeler yapılmıştır.
Bunlarla birlikte yerel yönetimler için şu sonuçlar ortaya çıkmıştır
:
1)
Yerel altyapı yatırımlarının finansmanında ve yerel mali
sistemde iller bankası önemini yitirmiş, bu yatırımların
finansmanında yerli ve yabancı özel sermaye devreye girmiştir.
2)
Yerel kentsel hizmetlerin bir kamu hizmeti değil, piyasa malı olarak
değerlendirilmesi anlayışı dış borçlarla birlikte gelmiş,
uygulamalarla hayat geçirilmiş ve pekiştirilmiştir. Yerel
projelerde dövize endeksle nen koşulu,
ilk olarak , Türkiye’nin kamusal karar
süreçlerini devre dışı bırakmış ve bunlar etki altında
bırakılarak kararlar kreditörlerin yönlendirilmesine bağlı olmuştur.
İkinci olarak da, bu gelişmeler sonucunda gelir seviyelerine göre
daha çok orta ve düşük gelir gruplarının yararlandığı yerel
hizmet alanlarında sosyal eşitsizliği gidermeye yönelik önlemler
alma seçenekleri büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır.
3)
Dış borca bağlı yatırım ve gelişme modeli, merkezi yönetimde
olduğu gibi , yerel karar alıcılarını da halktan koparmakta ve
kreditörlerin ticari isteklerini ön plana çıkarmaktadır. Bu
alandaki gelişmeler üzerinde ilişkinin niteliği gereği doğal
olarak finansörlerin istekleri etkili olmaktadır. Böylece yerel
halk adına karar alma ve uygulama durumunda olan yerel yönetimler,gittikçe
daha fazla iç ve dış mali kuruluşlar ve şirketlerin etkisi altına
girmektedir. Alt yapı hizmetleri ile su ve kanalizasyon idarelerinin
belediyelerden ayrı çapraz ortaklıklarla-şirketler halinde
kurulmalarının zorunlu hale getirilmesine çalışılmakta ve böylece
halkın seçtiği başkanları ve yerel yönetimleri bu konuda
denetleyebilme imkanları ortadan kalkmaktadır.
Sayıştay
ve İçişleri Bakanlığının denetimleri sonucunda , büyük
şehir belediyelerin kullandığı dış kredilerin Belediye Bütçe
ve Muhasebe Usulü Yönetmeliğinin 94. Ve 95. Maddelerine uygun
olarak bütünüyle muhasebe sistemine girmediğinin anlaşıldığı
belirtilmektedir. Bu nedenle finansmanı dış kredi ile yapılan yatırım
harcamaları da Sayıştay denetiminden kaçırılmış olmaktadır.
Ancak,harcama yapıldıktan sonra,üstelik bu şekilde yasal muhasebe
sistemine sokulmayan dış kredili yatırımlarda klasik Sayıştay
denetiminin yetersiz kaldığı da bir gerçektir.
Sonuç
olarak, yukarıdaki değerlendirmelerden de anlaşıldığı
üzere, yerel altyapı yatırımlarının dış borçla
finansmanının, teknik ve mali zorunluluktan daha çok siyasal bir
tercih olarak ortaya çıktığı söylenebilir.
KAYNAKÇA
ÇOKER
Ziya, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt:6, Sayı:2, Nisan 1997
DİZDAR
Eşref, “İller Bankası Genel Müdürlüğü İkrazlar ve Bankacılık
Dairesi
Başkanlığı” Seminer Notları, Mayıs 1997
ESEN
Hikmet, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt:7, Sayı:3, Temmuz
1998
FALAY
Nihat, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt:4, Sayı:5, Eylül
1995
FALAY
Nihat, Kamu Kesimi Finansman Açıkları X.Türkiye Maliye Sempozyumu,İstanbul
1996
ÖNCEL
Yenal, Mahalli İdareler Maliyesi, Filiz Kitabevi,,İstanbul 1992
TORTOP Nuri, Mahalli İdareler, Yargı Yayınları,
İstanbul 1994
|