|
E-TÜRKİYE:
YEREL YÖNETİMLER
Oturum Başkanı:
Birgül Ayman GÜLER
2.11.2001
----0----
OTURUM BAŞKANI- ...
inanılması belki güç; ama Türkiye’de tam olarak kaç köy var,
bunun bilgisine de tam olarak sahip değiliz; Devlet İstatistik
Enstitüsü verilerinde 34 bin 600, İçişleri Bakanlığının
verilerinde 35 bin 200. Çok fazla sapma yok; ama 34-36 bin arasında
gezinen köy sayısı. Buradan görüneceği gibi, biz yerel yönetimler
alanına ilişkin olarak daha temel birimleri sayı itibariyle
bilmemek gibi bir problem karşı karşıyayız. Kaldı ki yerel yönetimlerin
kurdukları şirketlerin sayısını tam olarak bilelim, 550 civarında
yerel yönetimler tarafından kurulmuş şirket olduğunu biliyoruz;
ama bu sayıdan ne Sanayi ve Ticaret Bakanlığı emin, ne İçişleri
Bakanlığı emin, ne de biz henüz eminiz.
Yürüttüğümüz
projeler, bu dünyaya ilişkin veri eksiğini gidermek, merkezi yönetim
düzeyinde politika geliştirmek için merkezi yönetimin sahip olmak
zorunda olduğu bu temel verileri sağlamak amacına dönük diye özetlenebilir.
Yerel yönetimlerin içerisinde 35 bin köy, 1 050 civarında yerel yönetim
birliği, 3 bin 226 belediye ve 81 il özel idaresi dünyasında büyük
ağırlık belediyelere ait.
Kabaca bir karşılaştırma
yapma şansı olsun diye birkaç rakam vereyim: İl özel idarelerinde
karar organları, Türkiye genelinde 3 bin civarında meclis üyesinden
oluşan il genel meclisidir; 3 bin küsur kişi karar alır, il özel
idarelerinin aldıkları bu kararı 5 bin civarında personel yürütür,
oldukça küçük bir bünye ya da şöyle diyeyim: Gayri Safi Milli Hâsıla
binde oranlarında konsololide bütçe gelirleri içerisinde il özel
idarelerinin kullandığı gelir büyüklüğü yüzde 1 düzeyinde.
Hacim olarak küçük, fonksiyon olarak da daha çok mülki idarenin,
valilik sisteminin yardımcı kuruluşu durumunda olan birimler. O yüzden
yerel yönetim sistemi türü olarak çok etkili olduklarını söylemek
güç. Köylere gelince, köyler doğrudan kendileri yatırım
yapmayan, daha çok temel yatırımlarını merkezi yönetim kuruluşlarından
doğru alan birimler. O nedenle köylerin kendilerinde bir dinamizm
beklemek, ummak bir miktar güç. Yerel yönetim birlikleri, temel türlerden
birisi değil, türev; türev olduğu için onların bütün
etkinlikleri yerel yönetim birliğini oluşturan yerel yönetimlerin
gücüne bağlıdır. Bunların çok büyük bir kısmı fonksiyonsuz
durumdadır ne yazık ki, aslında önemli yapılardır.
Sonuç olarak
yerel yönetim sisteminde ağırlık belediyeler ait. Belediye ana bünyesinde
300 bin civarında personel çalışır, memur-işçi toplamı olarak.
Eğer bundan belediyelerin bağlı kuruluşlarını, şirketlerini, şirketlerinin
şirketlerini diye genişleyen o yapıyı eklerseniz, bu sayı 400
bini aşar. Tam olarak belediye genelinde kaç personel çalıştığına
ilişkin bilgiye merkezi düzeyde, ulusal çapta ne yazık ki sahip değiliz.
34 bin kişi belediye meclisi üyesi kokardıyla hizmet verir.
Konsolide bütçe içerisinde değerlendirdiğinizde; belediyeler,
geliri itibariyle konsolide bütçenin yüzde 12’si büyüklüğünde
bir kaynağa hükmederler. Dolayısıyla yerel yönetim sistemi içerisinde
asıl ağırlık, belediye dediğimiz, kentlerin yönetimini üstlenmiş
birimlerdedir.
Bu dünyanın önemi,
kuşkusuz kullandıkları kamu kaynaklarında, istihdam ettikleri
personel büyüklüğünde, kentlerin yaşanabilir mekânlar olmasını
sağlamak üzere hareketlerinde ve giderek önemleri artıyor; önemi,
bir miktar küreselleşme sürecinden gelen dinamiklerle beraber artıyor,
bir miktar da günümüzde yasama düzeyinde başlatılmış
faaliyetler nedeniyle artıyor.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi gündeminde Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı var ve bu
tasarı, hem belediyelerin, hem il özel idarelerinin genel olarak
kamu yönetimi sistemi içerisindeki yerini genişletme doğrultusunda
hükümler içeriyor.
Kısaca şunu söylemek
mümkün: Genel kamu yönetimi sistemi içerisine, ülke yüzeyine dağılmış
çok sayıda özerk birim belli bir ağırlığa sahip ve bu ağırlık
günden güne daha da büyüme eğiliminde. Bu dünyanın Internet üzerine
taşınması, dolayısıyla önemli başlıklarımızdan biri. Yürüttüğümüz
Yerel Bilgi Projesi kapsamında saptadığımız duruma ilişkin sonuçları
çok kısaca ve hızla sunmak isterim; ama belediyeler düzeyinde,
yani il özel idaresi, köy ve birliklerle vakit yitirmek istemiyorum,
“belediyelerin Internet’e taşınma durumu nedir” sorusuna ilişkin
birkaç veri sunmak istiyorum: Genel olarak yaptığımız araştırmada
5 aşama düşündük; -aslında sırf belediyelerde değil, hangi örgüt
düzeyinde olursa olsun, bu iş bu 5 aşamadan geçer diye düşünüyoruz-
1. Bilgisayarlaşma, bilgisayar edinme. 2. Otomasyon, 3. Internet
kullanıcılığı, 4. Web site kurma, 5. Yönetimi Internet’e taşıma.
Bu 5 aşama itibariyle belediyeler dünyasındaki durum nedir diye
yaptığımız araştırmanın sonunda bulduklarımıza geçmeden önce
şu bilgiyi vereyim: Türkiye’de 3226 belediyeden 3216’sı
faaldir, 3216’nın üstündekiler 18 Nisan seçimlerinden sonra
kurulmuştur. 3216 belediyenin bilgisini toplayamadık; ama 3064
belediye üzerinden konuşacağım; yani mevcut faal belediyelerin yüzde
96’sını kapsayan sonuçları size sunacağım, bunu evrenin tümü
diye kabul etmekte bir sakınca yok sanıyorum. İçişleri Bakanlığının
devreye girmiş olmasına rağmen, maalesef bu aksama oldu; ama tam
sayıma gitmek üzere hâlâ zorluyoruz.
Değerlendirmelerimizi,
gelen verileri -toplam 3064 belediye üzerinden- 20 Ekim 2001 tarihi
itibariyle kapattık. Türkiye’de belediyelerin yüzde 65’i en az
bir bilgisayara sahip ve bu bilgisayarların yüzde 95’lik bölümü
teknik olarak asgari yeterli özelliklere sahip. Bu, tanımlanmaya
muhtaç bir terim; yeterli asgari teknik özellikler, yürüttüğümüz
projenin gereklerini en az düzeyde yerine getirebilecek özelliklerdir.
Pentium 200 ve üstü 16 rem ve üstü özelliklerde bilgisayarı
yeterli asgari teknik bilgisayar diye tanımladık. Buna göre Türkiye’deki
belediyelerin yüzde 65’i bilgisayara sahip, bilgisayara sahip
olanlarda bu özellikler itibariyle yüzde 95 oranında asgari
yeterlilik saptamak mümkün. Yüzde 65 oranı fena değil, daha yüksek
olmasını beklediğimizi söylemeliyim; ama yine de yarıyı aşmak
sevindirici.
Otomasyon düzeyini
şöyle tanımladık: Bir belediyede mali işlerin -su ücreti, vergi
tahsilatı gibi işler, evrak, yazı işleri ve saire- başlıca işlerin
belli yazılımlar temelinde bilgisayar ortamına geçirildiği, bu işlerin
bilgisayar ortamında yürütüldüğü sistem. Burada bir ölçü
vermeden, belediyenin kendi yaptığı işi otomasyon olarak algılayıp
algılamadığını da görmek üzere soruyu yöneltmiştik; bildirime
dayalı değerler itibariyle belediyelerin yüzde 30’u,
“Otomasyona sahibim” cevabı verdi. Eğer bunu bilgisayarı olan
belediyeler temelinde değerlendirirseniz, bu oran yüzde 43’tür.
Nereden sınayabiliriz? Bir başka soruyla sınamak mümkün,
“Belediyenizde
bilgi-işlem birimi var mı?” diye sormuştuk; -otomasyon,
bilgi-işlem birimi arasında bir ilişki kurabilirdik- bu soruya
belediyelerden gelen cevap, 381 adet düzeyinde kaldı. Belediyeler
genelinde, bilgi-işlem birimi olan belediye oranı yüzde 12 olarak
belirlendi. Ülke genelindeki belediyelerin yüzde 30’u “Benim
sistemim otomasyon olarak adlandırılır” diyor, bilgisayarı
olanların yüzde 43’ü. Bilgi işlem biriminiz var mı?” deyince
bu oran yüzde 12’ye doğru geri çekiliyor.
Belki otomasyonu
bir başka değişkenle ölçebiliriz; -şimdi söyleyeceğim soruyu
salt bu amaçla sormadık, ama- şirketler belediyenin bilgisayarlaşma,
otomasyon sürecinde destek aldıkları özel şirket... Bu soruyu
sorduğumuzda, -kendi başına bir değişken olarak önemli-
belediyelerin Türkiye genelinde yüzde 51’nin bir şirketten destek
aldığını saptadık, yarıyı çok az geçen bir miktar. Bilgisayarı
olan belediyelerde bu oran yüzde 75, özel sektörle birlikte çalışma
oranı oldukça yüksek. Toplam sayı olarak söyleyeyim: 1569
belediye bir şirketle çalıştığını söylüyor. 903 belediyenin
“Benim otomasyonum var” dediği göz önünde tutulursa, demek ki
şirketin verdiği hizmet, belediyeleri otomasyon düzeyine yükseltme
güvencesini Türkiye’de sunmuyor.
|
|