Sayfa 1 Sayfa 2 Sayfa 3 Sayfa 4 Sayfa 5 Sayfa 6 Sayfa 7 Sayfa 8

VI. BELEDİYELERİN EĞİTİM HİZMETLERİ YÜRÜTMESİNDE KARŞILAŞILAN SORUNLAR

            Eğitim ve kültür alanında sunulan belediyeleri hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde gerçekleşmesi, yerel halkın çoğunluğu tarafından benimsenmesi ve destek görmesi için, örgütsel ve çevresel faktörlerin hizmetlerin yürütülmesine uygun bir ortam sağlaması gerekmektedir. 

            Ülkemizde belediyeler eğitim ve kültür hizmetlerini yürütürken çeşitli örgütsel ve örgüt dışı sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadırlar. Belediyelerin çalışmalarını sınırlayan ve hatta engelleyen bu sorunlardan başlıcaları aşağıda sıralanmaktadır:

            * Belediyelerin kültür ve eğitimle ilgili çalışmaları yeterli düzeyde değildir.

            Yetersizlik özellikle personel açısından kendisini göstermektedir. Deneyimli, kalifiye personel sayısındaki yetersizlik, yeni kadrolara ihtiyaç duyulması, kadro tekliflerinin bürokratik engellerle karşılaşması gibi nedenler, bu hizmetlerdeki başarıyı büyük ölçüde güçleştirmektedir.

            Hizmet içi eğitim ve seminer ihtiyacı da belediyelerin hizmet başarısını etkileyen diğer bir faktördür. Bilindiği gibi hizmet içi eğitim, özel ya da kamusal işyerlerinde ücretli veya aylıklı olarak çalışanların görevlerinin gerektirdiği bilgi, beceri ve tutumlarını geliştirmek amacıyla yapılan eğitim faaliyetlerini ifade etmektedir.

            Ülkemizde belediye hizmetlerinin daha iyi yürütülmesi amacına yönelik olarak belediyecilik eğitimi veren çok az sayıda kurum bulunmaktadır. Ayrıca verilen eğitimin de zabıta, saymanlık ve özlük işleri gibi alanlarla sınırlı kaldığı söylenebilir. Özellikle eğitim ve kültür hizmetleri konusunda bir hizmet içi eğitim kurumunun yokluğu, bu hizmetlerdeki etkinsizliğin önemli nedenlerindendir.

            * Örgün öğretim kurumları ile yeterli işbirliği sağlanamamaktadır.

            Bu konuda idari engellerin de çıkarıldığı görülmektedir. Kimi okullarda yoksul öğrencilere belediyelerin yardım talebinin geri çevirilmesi, üniversiteye hazırlık kursları açılmasının önlenmesi gibi olaylar bu duruma birer örnek oluşturmaktadır.

            * Belediyelerin geleneklere ve yasalara dayanarak giriştikleri çeşitli etkinlikler, mülki yönetim amirleri tarafından "Toplantı ve Yürüyüş Yasası" kapsamına sokulmak suretiyle yasaklanabilmektedir.

            * Yerel halk tarafından belediyelerin öncelikli olarak daha çok, temizlik, yol, su, kanalizasyon, zabıta gibi alanlarda hizmet vermesi gerektiği düşünülmektedir.

            Eğitim ve kültür hizmetlerine eğilmenin kaynak ve zaman kaybına neden olacağı ve bu hizmetlerle ilgilenilmemesi gerektiği fikri de birçok kişi tarafından savunulmaktadır. Bu fikrin ağır bastığı durumlarda eğitim ve kültür hizmetleri ile ilgili çalışmalar başarılı olamamaktadır.

            * Televizyon ve radyoya ilişkin yasal düzenlemeler, belediyelerin yerel halkla çağdaş düzeyde kitlesel iletişim kurmasını yasaklayıcı kurallar içermektedir.

            * Eğitim ve kültür hizmetlerinin planlanma ve uygulanma aşamalarında halkın katılımı gözardı edilebilmekte, yerel halkın talepleri ve bu alanlarda yürütülen hizmetler karşısındaki tutumu yeterince önemsenmemektedir.

            * Belediye yöneticilerinin eğitim ve kültür konusuna bakış açıları ve yaklaşımları, temel bir eğitim ve kültür politikasına bağlanmış değildir.

            Sözkonusu sorunun en temel nedenlerinden biri, bu yöneticilerin mensup oldukları siyasal partilerde birbirinden farklı politikalar üretiliyor olmasıdır. Sonuç olarak da her yönetim değişikliğinde eğitim ve kültür hizmetleri, içerik ve verilen önem bakımından farklılıklar göstermektedir.

            * Eğitim ve kültür hizmetlerinde kimi zamanlar, yerel halka değil de dışarıdan gelenlere yönelinmektedir.

            En iyi örnekleri turizm sektörünün yoğunluk kazandığı bölgelerdeki belediyelerde görülen bu sorun, bir yandan halk ile yönetim arasındaki dayanışmayı azaltmakta, diğer yandan da yerel halkı kültürel bir iç çatışmayla karşı karşıya bırakmaktadır.

            * Belediye bütçelerinde eğitim ve kültür hizmetlerine ayrılan paylar oldukça düşük düzeydedir.

            Altyapı ve imar hizmetlerine daha fazla ilgi gösteren belediyeler eğitim ve kültür hizmetlerine pek öncelik tanımamaktadırlar. Bu durum da hizmetlerin yeterli miktarda ve kalitede sunulmasını engellemektedir.

            Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yaptırılan ve büyük kent yönetimlerini konu alan bir araştırmanın sonuçları, büyük kent belediyesi yönetimlerinin hangi tür hizmetlere daha çok öncelik verdiği konusunda aydınlatıcı bilgiler içermektedir. Araştırmaya bakıldığı vakit belediyelerin yeşil sahalar ve sosyo-kültürel hizmetler adı altında anılan eğitim hizmetlerine en az dördüncü sırada yer verildiği gözlenmektedir. Belediyeler bu hizmet alanına gelene kadar imar, altyapı, çevre düzenlemesi, gıda denetimleri gibi hizmetlere öncelik tanımaktadır. Kaldı ki, eğitim ve kültür hizmetleri sözkonusu hizmetlerin ancak belirli bir kısmını oluşturmaktadır.

            Eğitim ve kültür hizmetlerinin yürütülmesinde karşılaşılan ve yukarıda bir kısmı sıralanan sorunların tümünün kısa dönemde çözülebileceğini beklemek hayalcilik olacaktır. Ancak alınacak kimi tedbirlerle bu sorunların önemli bir kısmının giderilmesi mümkündür.

            Çeşitli yasal düzenlemeler yoluyla belediyelerin hareket kabiliyetlerinin artırılması, onların yönetsel ve mali olanaklarının güçlendirilmesi, eğitim ve kültürün önemi konusunda hem yerel halkın hem de yöneticilerin yeterince bilinçlendirilmesine yönelik politikalar geliştirilmesi ilk akla gelen çözüm yolları arasında sayılabilir.

            Kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde üretilmesi ve dengeli olarak paylaştırılması; ister ülke düzeyinde, ister yerel düzeyde olsun demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile işletilebilme derecesi ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle yerel demokrasiyi ve onun temel ilkelerini incelemek, yerel demokrasiyi geliştiren ve engelleyen etkenler hakkında bilgi edinmek çalışmamıza bir altyapı hazırlama açısından bir gereklilik olarak ortadadır. Ayrıca son yıllarda sıkça sözü edilen yozlaşma kavramının; nedenleri, türleri ve çözüm önerileri ile birlikte ele alınması da, bu kavramın Büyük Kent Belediyelerinin Eğitim ve Kültür Hizmetlerine Siyasal İdeolojilerin Yansıması konusu ile ilişkisini değerlendirebilmek bakımından önem kazanmaktadır.

A.EĞİTİM HİZMETLERİNİN TEMEL SORUNLARI

            Birçok ülkede yaşanan eğitim ve kültür sorunları ile sözkonusu ülkelerin ekonomik bakımdan gelişmişlik düzeyleri arasında yakın bir ilişki vardır. Her ne kadar kültür ve özellikle eğitim kalkınmanın ve ilerlemenin itici güçleri sayılsa da gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkelerde bu alanlara yeterli öncelik verilmemektedir. Bunun temel nedeni bu ülkelerin ellerindeki kaynakları daha çok kısa vadeli ihtiyaçları karşılamakta harcamalarıdır.

            Türkiyede merkezi yönetimce eğitim ve kültür hizmetlerine gereken önemin verildiğini söylemek olanaksızdır. Bunun en büyük göstergesi bu hizmetlerin bütçe harcamaları içindeki paylarındaki düşüklüktür. Aşağıdaki tablo 1990 yılından itibaren bu paylardaki oransal değişmeleri göstermektedir.

Tablo 1. EĞİTİM VE KÜLTÜR-TURİZM HARCAMALARININ TOPLAM BÜTÇE HARCAMALARI İÇİNDEKİ PAYLARI

YILLAR

EĞİTİM

KÜLTÜR-TURİZM

1990

% 18.8

% 0.9

1991

% 17.3

% 0.7

1992

% 19.7

% 0.8

1993

% 16.5

% 0.7

1994

% 13.4

% 0.6

1995

% 13.5

% 0.6

1996

% 11,0

% 0,5

2000

% 9,40

% 0,4

2001

% 11,2

% 0,5

                  KAYNAK: TC Maliye Bakanlığı; 2002 Mali Yılı Bütçe Gerekçesi

 

Tablodan da anlaşılacağı üzere 1990 yılından bu yana eğitime ve kültüre yapılan bütçe harcamaları sürekli olarak merkezi eğitim harcamalarına ayrılan paylarla (Grafik 1) koşut bir biçimde (1992 yılı hariç) oransal bir düşüş içerisindedir. 1996 yılı için kabul edilen bütçe harcamaları içinde eğitim ve kültür-turizme ayrılan pay ise önceki yıllara oranla oldukça düşük düzeydedir ve gitgide azalma göstermektedir. Belediyeler ise sosyal hizmetler sunarak kendi bütçelerinin ortalama % 3’ü civarında katkıda bulunmaktadır. Merkezi düzeydeki eğitim hizmetleri harcamalarında yaşanan bu düşüş, eğitimin, yönetimler tarafından gözden çıkarılarak tamamen özel sektöre bırakılma eğilimi olarak algılanabilse de, ülke içinde belirlenen gelir düzeyleri ve eğitim hizmetlerinin kamusal mal niteliği göz önüne alındığında, eğitim hizmetlerinin kalitesinin azalmakta olduğunu açıkça gösterir niteliktedir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası eğitimi, ilköğretim için zorunlu kılmış ve her derecedeki eğitimin de ücretsiz olması esasını getirmiştir. Dolayısıyla Türkiye Anayasası eğitimi, ilköğretimden üniversiteye kadar tam kamusal bir hizmet olarak değerlendirmektedir. Bu yaklaşımın mantıksal sonucu ise, eğitimin büyük ölçüde devlet tarafından finanse edilmesidir. Türk Anayasasında eğitimin tam kamusal bir hizmet olarak görülmesine rağmen, eğitime devlet bütçesinden ayrılan payın bu değerlendirmeyle uyumlu olmadığı görülmektedir. İlginç olan, eğitimi tam kamusal bir hizmet olarak değerlendirmeyen bir çok ülkede bile, devlet bütçesinden eğitim için yapılan harcamaların GSMH’ya oranının, Türkiye’de olduğundan daha yüksek olmasıdır. Türkiye, eğitim harcamaları açısından sadece gelişmiş ülkelerin değil, benzer gelişmişlik düzeyindeki ülkelerin de çok gerisindedir. Eğitime yeterli düzeyde kaynak ayırmamasının doğal bir sonucu olarak Türkiye bugün, eğitim düzeyi açısından dünya sıralamalarında altlarda yer almaktadır. 1995’te Eğitim/Gsmh 2,7 (3,4 Dünya Ort.) iken Eğitim/Bütçe 13’tür (13 Dünya Ort.).

 

Türkiye’de Milli Eğitim sisteminin finansman kaynakları şu şekilde sıralanabilir:

 

1.      Genel ve katma bütçelerden (konsolide bütçe) ayrılan pay. Bu payın tamamına yakın kısmı vergilerden oluşmaktadır.

2.      Genel ve katma bütçeler dışında eğitime ayrılan kaynaklar ise;

·        222 sayılı İlköğretim ve Eğitim kanununun 76/b maddesi uyarınca İl Özel İdareleri’nin yıllık gelirlerinin en az %20’sinin ilköğretime ayrılması öngörülmüştür.

·        222 sayılı kanunun 76/d maddesine göre her yıl köy bütçelerinin en az %10’unun köy okullarına gelir sağlamak amacıyla ayrılması gerekir. Bu hükmün uygulamada yeterince işletilmediği görülmektedir.

·        222 sayılı kanunun 76/f maddesine göre vakıf gelirlerinden ayrılacak hisseler de eğitimin/ilköğretimin gelir kaynakları arasındadır.

·        3308 sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim kanununun 32. maddesi uyarınca “Çıraklık Mesleki ve Teknik Eğitimi Geliştirme Yaygınlaştırma Fonu” kurulmuştur. Bu fon 1987 yılında faaliyete geçmiştir. Şu an bu fon kaldırılmıştır.

·        24.03.1988 tarih ve 3418 sayılı “Eğitim, Gençlik Spor ve Sağlık Hizmetleri Kanunu”nun 2. maddesine göre, her türlü alkollü ve alkolsüz içkilerden, tütün ve tütün mamüllerinin teslimi ve ithalatından “Eğitim, Gençlik Spor ve Sağlık Hizmetleri Vergisi” alınmasını hükme bağlanmıştır. Adından da anlaşılacağı gibi, bu kaynak, doğrudan bir eğitim vergisi niteliğindedir.

·        Döner sermayeli işletmelerden elde edilen gelirler.

·        Yurt dışı ülke ve kuruluşlardan sağlanan dış krediler, burslar, bağışlar, bilimsel araştırma kredileri de bir diğer gelir kaynağıdır.

·        Çeşitli kuruluş ve hayırsever vatandaşların bağışları eğitimin diğer gelir kaynaklarındandır.

·        Eğitim kurumlarımızda “Dernekler Kanunu” hükümlerine göre kurulan okul yaptırma, onarım ve öğrencileri koruma dernekleri ile benzer amaçlarla çalışan vakıf ve benzeri kuruluşlar da, eğitim giderlerinin oldukça önemli sayılabilecek bir bölümünü üstlenirler ve bu konuda kaynak yaratan çalışmalar yaparlar.

·        Yüksek öğretimde öğrenci harçlardır.

 Devletin eğitime ayrılan kaynaklarının yetersizliği karşısında çeşitli fonlar oluşturulmuştur. Ancak bu fonlar uygulamada oldukları dönemlerde eğitimin finansmanında büyük bir önem kazanamadıkları gibi, AB ile olan anlaşmalar gereği çoğu da kaldırılmıştır.

 Türkiye’de eğitimin değişik aşamaları arasında bir ayrım yapılmaksızın tam kamusal hizmet olarak görülmesinin bir sonucu olarak, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren yükseköğrenim tamamen devlet tarafından finanse edilmekteydi. Başka bir deyişle, bu hizmetten yararlanma olanağına sahip olmasa bile, vergi ödeyen kesimler, yükseköğrenimin finansmanını üstlenmek durumundaydılar. Ancak, 4 Kasım 1981 tarihinde kabul edilen 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun 2880 sayılı Kanunla değişik 46. maddesi ile devlet, yükseköğretimi bir karma mal olarak görmeye başlamış ve öğrencilerin de katılımını sağlayan bir kısmi finansmana geçmiştir. Bu değişiklikle, yüksek öğretim öğrencilerinden devam ettikleri öğrenim dalları dikkate alınarak maliyet bedelinin en çok beşte biri oranında harç ödemeleri öngörülmüştür. Uygulama 1984-1985 ders yılından itibaren başlamıştır. Bu amaçla, belirtilen tavan içinde her yıl ödenecek harç miktarını belirleme yetkisi bakanlar kuruluna verilmiştir. Öğrencilerden alınan bu harçlar Öğrenci Harçlar Fonu’nda toplanmakta ve oradan da “Sosyal Hizmetler” başlığı altında toplanan bir dizi hizmet için –öğrencilerin beden ve ruh sağlığının korunması, barınma, beslenme, çalışma gibi– harcanmaktadır. Öğrencilerin de eğitimin finansmanına katılmaya başlamalarına rağmen, yüksek öğretimde öğrencilerden alınan katkı payları bugün için maliyetin ancak %5’i kadardır.

            Kültür ve turizm için durum, bu sektörlere verilen önemi göstermesi bakımından çok daha düşündürücüdür. Bu iki sektöre 1996 yılı bütçesinde ayrılan toplam pay ise yalnızca % 0.5 olup, yıllar itibari ile yaklaşık bu düzeyde kalmıştır. Böyle bir durum karşısında her iki alanda da istenilen başarı düzeyinin tutturulması pek de kolay görünmemektedir.