Sayfa 1 Sayfa 2 Sayfa 3 Sayfa 4 Sayfa 5 Sayfa 6 Sayfa 7 Sayfa 8

            Genel olarak günümüz eğitim sistemindeki mevcut sorunlar şöyle sıralanabilir:

            * Bilginin durmaksızın çoğaldığı ve çabucak eskidiği bir çağda eğitim kurumlarınca hala kitaplardan aktarılan bilgilerin ezberlenmesine ağırlık verilmektedir. Aslında öğrencilerin pekçoğu, kitle iletişim araçları yolu ile, okulda öğrendiğinden daha fazlasını öğrenmekte, buna karşılık onlara bu araçlardan yararlanmayı öğretmek nedense yeterince düşünülmemektedir.

            * Okullar ve öğrenciler üzerindeki başarı saplantıları, sağlıklı olmayan bir yarışmaya neden olmaktadır. Yarışma ise öğrenme sürecinde önemli engellerden biridir.

            * Eğitimde kullanılan yöntemler genel olarak merkezde (Ankara) hazırlanmakta, amaçlar, programlar ve öğrenme çevresi burada tespit edilmekte, kitaplar, uygulama kılavuzları ve eğitim temposu yine merkezde belirlenmektedir.

            Hedef kitle durumundaki öğrencilerin tamamının aynı yaratılışta, aynı öğrenme hızında; öğretmenlerin de programları anlama ve uygulama davranışlarının aynı oldukları varsayılmaktadır.

            * Eğitim sistemimizde, öğrenmenin sadece örgün ve yaygın eğitim sistemlerinde sürmeyip; evde, içinde yaşanılan toplumda, oyun sırasında da devam ettiği gözden kaçırılmaktadır.

            * Yetiştirilecek insan türü, programlar, eğitim biçimleri, sınavlar, bütçe, yönetici ve eğitim personeli atamaları merkezden tespit edilmektedir. Eğitim ve öğretimin üretildiği okullarda çalışanlar düşünemez, geliştiremez varsayılmaktadırlar.

            * Bilgiye sürekli ulaşma yollarını bulma, öğrenmeyi öğrenme, yaratıcılık, sürekli değişen sorunlara yeni çözümler üretme gibi genel amaçlara yeterli önem verilmemektedir.

            * Eğitim sistemimizde genel olarak; öğrenme değil öğretme, yapma değil bilme, araştırma değil ezberleme, iş ve meslek değil şekilsellik daha önemli görülmektedir.

            Ayrıca öğrenciye somut ve soyut bazı anahtar kavramları öğretmek, onların yeteneklerini ortaya çıkarmak, kişilik ve karakterlerini geliştirmek de eğitim sistemimiz içinde uygulanması gereken programlar arasında yeralmaktadır. Ancak bu programların günümüz Türkiye'sinde sağlıklı bir şekilde yürütüldüğünü söylemek pek mümkün gözükmemektedir.

            Özellikle son yıllarda öğretmenlik mesleğinin daha çok ekonomik nedenlerle cazibesini kaybetmesi ve statü kaybına uğraması da eğitimde istenilen düzeyin tutturulamamasındaki bir neden olarak sayılabilir. Öğretmen niteliğinin düşmesi, süreç içinde eğitimin de nitelik kaybetmesine yolaçmaktadır.

            Okul sayısının yetersizliği, derslik, malzeme, kitap, araç ve gereç gibi altyapı ve hizmet olanaklarının ihtiyacı karşılayacak kalite ve sayıdan yoksun olması, eğitim sisteminin çağdaş gelişmeler karşısında ilgisiz ve yabancı kalması gibi sorunlar, çözüm bekleyen konular olarak ortadadır. Bunların yanında, eğitim kuruluşlarının içinde bulundukları toplumun örgüt ve bireyleri ile, özellikle de öğrenci aileleri ile karşılıklı iletişim konusunda etkisiz kalmaları ve bunun sonucunda eğitimin yaygınlaşmasında çevre desteğinden yoksun duruma düşmesi de Türk eğitim sisteminin önemli sorunları arasında yer almaktadır.

VII. EĞİTİM HİZMETLERİNDE YERELLEŞME

            Türkiye gibi coğrafi açıdan büyük ve bölgeler arası sosyo-ekonomik sorun ve ihtiyaçların oldukça çeşitli olduğu bir ülkede tüm kamu hizmetlerinin sadece merkezi yönetim eliyle yürütülmesinin hem mümkün, hem de akılcı olmadığı genel kabul gören bir düşüncedir. Bu nedenle merkezden yerel yönetimlere doğru yetki, görev ve kaynak aktarımı ile ilgili çeşitli reform niteliğinde düzenlemelerin yapılması gerekliliği siyasal ve bilimsel platformlarda sıkça dile getirilmektedir.

            Eğitim ve kültür, her ülke için temel kamu hizmetleri içinde en üst sıralarda yeralan ya da yeralması gereken iki önemli hizmet türüdür. Türkiye'de eğitim ve öğretim hizmetlerinin çağdaş bilim ve teknolojik gelişmeler ışığında, ihtiyaç duyulan nitelikli, açık görüşlü, kişilikli insan yetiştirecek şekilde düzenlenmesi ve yürütülmesi Milli Eğitim Bakanlığı'nın görev alanı içinde yeralmaktadır.

            Bakanlık, bu görevlerin yürütülmesinde hizmette verimi sağlamak, hızı artırmak, halkın katılımını temin etmek gibi belli amaçlarla, diğer kamu kuruluşları ile işbirliğinde bulunmak ve birtakım görevleri onlara yaptırmak durumundadır. Bu konuda en etkili ve yararlı olabilecek kuruluşlar da yerel yönetimlerdir.

            Özellikle son yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı, doğrudan kendisi tarafından yürütülen lise ve meslek lisesi inşaatlarını, ödeneğini artırmak suretiyle il özel idarelerine yaptırmakta ve bu hizmetlere belediyeler ve köy idareleri de katkıda bulunmaktadır. Bu yöntemle yapılan okullar daha çabuk, daha ucuz ve sağlam yapılmakta ve önemli ölçüde halkın katılımı sağlanmaktadır. Belediyelerin ve köylerin yasal bir zorunluluk olmaksızın üstlendikleri bu görevler, yasallaştırıldığı ve gerekli finansal kaynak aktarımı sağlandığı takdirde bu yönetim birimlerinden daha fazla katkı sağlanabileceği açık olarak görülmektedir.

            Ayrıca yerel taleplerin karşılanması, kent esnafının, iş yaşamının ve öğrenci velilerinin beklentilerine yanıt verilebilmesi, büyük ölçüde örgün ve yaygın eğitim hizmetlerini yürütme yetki ve sorumluluğunun yerel inisiyatiflere bırakılması ile mümkün olacaktır. Eğitim sisteminde çağdaşlaşmanın sağlanmasında, demokrasi bilincinin geliştirilmesinde, eğitimin bütün süreçlerine öğrencilerin ve velilerin katılımında, ülke kaynaklarının verimli, hızlı ve rasyonel kullanımında eğitim hizmetlerinin yerel yönetimlere bırakılmasının, hiç değilse bu yönetimlere geniş yetkiler sağlanmasının etkisi büyük olacağından kuşku duyulmamalıdır. Bu nedenle günün koşullarına uygun olarak eğitim ve öğretim hizmetlerinin merkezi yönetimle yerel yönetimler arasında dengeli ve tutarlı bir bölüşümünü gerçekleştirmek zorunlu hale gelmiştir.

            Merkezi yönetimin, kamu hizmetlerinin bir kısmını yerel yönetimlere aktarması sürecinde eğitim hizmetlerini de belediyelere devretmekte sakınca görmemesi gerekmektedir. Çünkü belde halkının çocuklarının daha iyi yetişmesi, ulusal ölçekte başarılı olabilmesi için yerel yönetimleri, merkezi yönetime oranla daha etkin bir biçimde denetlemesi sonucu, eğitim düzeyinin yükselmesi sağlanabilecektir. Ayrıca yerel halkın ve velilerin eğitim düzeyinin yükselmesi için maddi ve manevi katkılarda bulunabilecekleri, hatta kendilerini buna mecbur hissedecekleri düşünülebilir. Bu durumun yerel yönetimlerin de aynı şekilde başarılı olma yarışına girmeleri sonucunu doğuracağı belirtilmektedir.            

            Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı da eğitim ve kültür hizmetlerinde yerelleşme sürecinin hızlandırılması umuduna katkı sağlaması beklenen önemli bir metin durumundadır. 1996-2000 yıllarını kapsayan bu plan, TBMMnin 18 Temmuz 1995 gün ve 374 sayılı kararı ile onaylanmış ve Resmi Gazetenin 25 Temmuz 1995 gün, 22354 mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

            Merkezden yönetime ciddi eleştirilerin yöneltildiği ve aşırı ölçüde merkezileşmenin yanlışlıkları konusunda saptamaların yapıldığı Plan, bu sorunların çözümünü yerinden yönetim felsefesinin kabulünde ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesinde görmektedir. Plana göre turizm, çevre, kültür, spor, köy hizmetleri ve sosyal hizmetlerden başlayıp ... merkezi yönetim tarafından sağlanmakta olan bazı hizmetler ... mahalli idarelerin yetki ve sorumluluğuna bırakılacaktır.

            Görüldüğü gibi eğitim hizmetleri ilk aşamada yerel yönetimlere devredilecek görevler arasında yeralmamaktadır. Ancak Planın Eğitim Reformu ile ilgili bölümünde eğitim hizmetlerinin merkezle yerel yönetimler arasında bölüşümüne ilişkin çok açık işaretler bulunmaktadır. Planda Milli Eğitim Bakanlığı ve Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığındaki merkeziyetçi yapının, alt birimler ve taşra örgütlerinin hareket olanaklarını sınırladığı ve karar alma sürecinin yavaş işlemesine yolaçtığı savunulmaktadır.

            Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında öngörülen görev bölüşümüne ilişkin temel düşünce yapısı şu şekilde belirlenmektedir:

             Milli eğitimde hizmet esasına göre yapılanmayı gerçekleştirmek; merkez teşkilatını makro düzeyde stratejik planlama, müfredat programı, araştırma-geliştirme, denetleme yapan ve koordinasyon işleriyle uğraşacak üst düzey karar organı haline dönüştürmek; bürokrasiyi azaltmak, gerek bakanlık taşra birimlerine gerekse yerel yönetimler ve ailelerin eğitimde hizmet verme sürecine aktif katılımını sağlamak için ... düzenlemeler yapılacaktır.

            Planda öngörülen yukarıdaki görüşler yerel yönetimlerin eğitim hizmetleri ile ilişkisini açık olarak belirtmekte, ayrıca eğitim hizmetlerine ait görev ve yetki bölüşümünün nasıl bir anlayışla yapılması gerektiğine dikkat çekmektedir.

VIII.DEĞERLENDİRME VE SONUÇ


            Günümüz Türk siyasal yaşamında en çok sözü edilen konulardan biri de kuşkusuz yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve bu yönetimlere yetki ve kaynak aktarımının sağlanmasıdır. Türk kamu yönetiminde yeniden yapılanmanın en önemli aşamalarından sayılan bu konu hemen hemen tüm siyasal otoritelerce ele alınmakta ve devlet eliyle yürütülen birçok hizmetin yerinden yönetim örgütlerine devredilmesi gerekliliği dile getirilmektedir.

            Eğitim hizmetleri de, büyük bir kısmı merkezi yönetim kuruluşlarınca üstlenilmiş durumda olan hizmetler arasındadır. Ancak merkezi yönetim yapısal ve işlevsel bazı sorunlar nedeniyle kamunun eğitim ihtiyacını yeterince karşılamaktan uzak bulunmaktadır. Eğitim tesisi sayısının yetersizliği, eğitim araç ve gereçlerinin istenilen düzeyde olmaması, ücret ve sosyal güvenlik olanaklarının düşüklüğü ve bunun sonucu olarak kaliteli eğitim personelinin istihdam edilememesi, eğitim sisteminin bilimsel ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayamaması gibi sorunlar hizmetlerdeki başarıyı olumsuz yönde etkilemektedir.

            Devlet eğitim alanında taşıdığı yükün bir kısmını, özel okul ve üniversitelere eğitim faaliyetinde bulunma izni vermek suretiyle üzerinden atmış bulunmaktadır. Devlet okulları ile karşılaştırıldıklarında, özel okul ve üniversitelerin çok daha kaliteli eğitim ve öğretim hizmeti sunabildikleri saptanmaktadır. Ancak özel kuruluşlardan yararlanmak yüksek miktarlarda ekonomik harcama gerektirdiğinden, bu durum gelir düzeyi yetersiz olan halk kitleleri aleyhine haksız bir rekabet ortamı oluşturmaktadır. Bu nedenle temel görevi yerel halkın ortak ihtiyaçlarını karşılamak olan yerel yönetimlerin ve özellikle de belediyelerin eğitim hizmetlerini yetki ve gelir kaynaklarıyla donanmış olarak tüm halka etkin ve verimli bir şekilde ulaştırması önem kazanmaktadır.

           Demokratik bakımdan ileri düzeyde olan ülkelerin büyük bir kısmında yerel yönetimlerin eğitim ve kültür konusunda geniş bir görev ve yetki alanına sahip oldukları görülmektedir. Ayrıca sözkonusu yönetimlere merkezi yönetimlerce önemli miktarlarda kaynak aktarılmaktadır. Metropolitan alanlarda oluşturulan büyükşehir yönetimleri de kent halkının eğitim ve kültür ihtiyaçlarını gidermeye yönelik çeşitli faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Özellikle birçok ülkede okul öncesi, ilk ve ortaokul düzeyindeki tüm örgün eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütme yetkisi ve görevi yerel yönetimlere verilmiştir. Hatta bazı belediyelerin (Tokyo metropol yönetiminde olduğu gibi) ön lisans ve lisans düzeyinde üniversite eğitimi hizmeti verdikleri de bilinmektedir.

            Ülkemizde 1580 ve 3030 sayılı yasalar ile büyük kent belediyeler ile diğer belediyelere verilen eğitim ve kültür içerikli görevler, ilgili yönetimlerce öncelikli olarak ele alınmamakla birlikte kent halkının ihtiyaçlarını belli düzeylerde karşılamak yönünde devam etmektedir. Bu hizmetler genel olarak üç ana başlıkta toplanmaktadır: Halk Eğitimi Hizmetleri, Kültür ve Sanat Alanındaki Hizmetler ve Örgün Eğitim ve Öğretime Yönelik Hizmetler. Ancak sözkonusu hizmetlerin yeterli bir şekilde yürütüldüğünü söylemek de pek mümkün değildir. Bunun en önemli nedeni merkezi yönetimin yerel yönetimlere karşı gerek yetki, gerekse kaynak aktarımı konusunda cömertlikten uzak bir tutum sergilemesidir. Türk kamu yönetiminde merkeziyetçi yapı sürdükçe kamu hizmetlerinin yetersizliği, verimsizliği ve etkinsizliği sorununu aşmak olanaksız görünmektedir.

            Türkiyedeki belediyelerin yürüttüğü eğitim ve kültür hizmetlerinin başarısı; bu hizmetlerin tüm hizmetler içinde taşıdığı önem ve belediye başkanlarının entellektüel yapıları ile de yakından ilgilidir. Kültür ve sanata karşı ilgisiz, eğitimin birey ve toplum için ne derece mühim bir hizmet dalı olduğunun bilincine ulaşamamış bir başkanın yönetimindeki belediyeler, kuşkusuz ki sözkonusu hizmetleri ihmal edeceklerdir.

           Belediyelerin eğitim ve kültür hizmetlerindeki etkinlik ve verimliliğini olumsuz yönde etkileyen nedenlerden biri de yerel halkın bu hizmetlere olan talebinin diğer kentsel hizmetlere oranla düşük olmasıdır. Kanalizasyondan kent içi ulaşıma, su sorunundan temizlik sorununa kadar birçok problemle karşı karşıya bulunan kentliler, yerel yöneticilerinin öncelikle bu sorunlara önem verilmesi gerektiğini düşünmekte, eğitim ve kültür ihtiyaçlarının karşılanması konusunda pek istekli davranmamaktadırlar.

            Vatandaşlarla en yakın ilişkiler kurma olanağına sahip kamu örgütleri durumundaki yerel yönetimlerin, hizmetlerini yürütürken birtakım ilkeleri gözönünde bulundurmaları gerekmektedir. Bu ilkelerden ilki demokratik davranış ilkesidir. Demokrasi okulları olarak da nitelendirilen bu yönetimlerin hemşehrilerinin dileklerini dikkate almaları ve bu dilekleri uygulayacakları hizmet politikaları ile yanıtlamaya çalışmaları demokratik davranış ilkesinin bir gereğidir. Yerel halkın kendilerini ilgilendiren kararlara katkı sağlamalarına yönetimce fırsat tanınması yerel demokrasinin gelişmesi için uygun ortamı sağlayacaktır.

            Yerel yönetimlerin hizmetlerin gerektirdiği özelliklerle donatılmış, yetenekli, iyi eğitim almış, üretken personeller istihdam etmesi, bu yönetimlerin etkin ve verimli hizmet sunmasını kolaylaştıracaktır. Liyakat ilkesini esas alan personel politikaları bir yönüyle kaynak israfını önleyici, diğer yönüyle de hizmet başarısını artırıcı etkiye sahiptirler.

           Kent halkının belediyelerini daha yakından ve titizlikle denetleme istekleri, beraberinde yönetimde şeffaflığı ve katılımı zorunlu hale getirmektedir. Belediye faaliyetlerinde hangi olayların cereyan ettiği konusunda kentlilerin sistemli bir biçimde bilgi sahibi kılınmaları onların en doğal hakları sayılmalıdır. Yönetimin işlem ve uygulamalarının herkesin gözü önünde yapılması için gerçekleştirilecek yasal ve yönetsel düzenlemeler, belediye-yerel halk yakınlaşmasını, halkın yönetime güvenini ve desteğini sağlayacaktır. Ayrıca ortaya çıkabilecek yolsuzlukları önlemek bakımından da açıklık politikası büyük rol oynayacaktır.

            Yerel yönetimler kamu hizmetlerini herhangi bir siyasal tercih kullanmaksızın kent halkının tamamına eşit bir şekilde sunmakla yükümlüdürler. Akrabalık ilişkisi, arkadaşlık bağı, siyasal yakınlık gibi faktörler, bu yönetimlere hizmetlerinde ayrıcalıklı davranma hakkını asla tanımamaktadır. Özellikle yerel bazda değişik kesimlerden oy alarak işbaşına getirilen yöneticiler, artık sadece temsil ettikleri siyasal partinin değil tüm yerel halkın hizmetkarı olmak durumundadırlar. Parti rozetini çıkarmak yalnızca şekilde kalmamalı, partilerüstü olma iddiasının uygulamaya da yansıması gerekmektedir. Kaldı ki yanlı bir tutumla hizmet yürüten yönetimlerin halkın desteğini uzun süre korumaları da olanaksızdır.

           Belediyelerce yürütülen eğitim ve kültür hizmetleri, son yıllarda dünyada ve ülkemizde sıkça duyduğumuz yozlaşma kavramı açısından değerlendirildiğinde, yozlaşma niteliğindeki bazı uygulamaların bu hizmetlerde de belli oranlarda görüldüğü söylenebilir. Siyasal kayırmacılık, hizmet kayırmacılığı ve gönül yapma bunlar içinde en yaygınları olarak göze çarpmaktadır.            

            Kamu Tercihi Teorisi ve Anayasal İktisat yaklaşımına göre siyasal yozlaşmaların ortadan kaldırılması için devletin güç ve yetkilerinin, görev ve işlevlerinin sınırlarının belirlenmesi önem taşımaktadır. Bu çağdaş iktisadi düşüncede devletin özellikle "ekonomi" alanındaki güç ve yetkilerinin, ekonomik anayasada düzenlenmesine ve sınırlandırılmasına daha büyük önem verilmektedir.

            Ayrıca, belediye hizmetlerinde görülen siyasi yozlaşmayı önleme adına açık toplum ve yönetim yapılandırma çalışmaları yapılmalıdır. Yozlaşmalarla mücadele için bir diğer çözüm ise direkt olarak Parlamento'ya bağlı olarak çalışacak bir denetleme kurumunun veya bağımsız bir ombudsman sisteminin oluşturulmasıdır.

KAYNAKÇA

-                     03 Nisan 1930 tarih ve 1580 sayılı “Belediye Kanunu”

-                     13 Mart 1932 Tarih ve 3360 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu

-                     27 Haziran 1984 tarih ve 3030 sayılı Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun

-                     08 Mart 1984 tarih ve 195 sayılı Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname

-                     Belediyecilik Eğitimi (Konrad Adeauner 1993)

-                     Belediye ve Eğitim (Konrad Adeauner)

-                     OJ (Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesi) No C 232, 6.9.1995, s.5 ve OJ No: C 150, 24.5.1996

-                     www.adana-bld.gov.tr

-                     www.sisli-bld.gov.tr

-                     www.cankaya-bld.gov.tr

-                     www.yenimahalle-bld.gov.tr

-                     www.kecioren-bld.gov.tr

-                     www.antalya-bld.gov.tr

-                     www.izmir-bld.gov.tr

-                     www.istanbul-bld.gov.tr

-                     www.bakirkoy-bld.gov.tr

-                     www.adana-bld.gov.tr

-                     www.yerelnet.org

-                     www.çorum.gov.tr

-                     www.adana-bld.gov.tr

-                     www.basarm.com.tr

-                     www.dpt.gov.tr

-                     www.canaktan.net

-                     www.todaie.gov.tr

-                     www.ceterisparibus.net

-                     www.meb.gov.tr