|
Genel olarak günümüz eğitim sistemindeki mevcut sorunlar şöyle sıralanabilir:
* Bilginin durmaksızın çoğaldığı ve çabucak eskidiği bir çağda
eğitim kurumlarınca hala kitaplardan aktarılan bilgilerin
ezberlenmesine ağırlık verilmektedir. Aslında öğrencilerin pekçoğu,
kitle iletişim araçları yolu ile, okulda öğrendiğinden daha
fazlasını öğrenmekte, buna karşılık onlara bu araçlardan
yararlanmayı öğretmek nedense yeterince düşünülmemektedir.
* Okullar ve öğrenciler üzerindeki başarı saplantıları, sağlıklı
olmayan bir yarışmaya neden olmaktadır. Yarışma ise öğrenme sürecinde
önemli engellerden biridir.
* Eğitimde kullanılan yöntemler genel olarak merkezde (Ankara) hazırlanmakta,
amaçlar, programlar ve öğrenme çevresi burada tespit edilmekte,
kitaplar, uygulama kılavuzları ve eğitim temposu yine merkezde
belirlenmektedir.
Hedef kitle durumundaki öğrencilerin tamamının aynı yaratılışta,
aynı öğrenme hızında; öğretmenlerin de programları anlama ve
uygulama davranışlarının aynı oldukları varsayılmaktadır.
* Eğitim sistemimizde, öğrenmenin sadece örgün ve yaygın eğitim
sistemlerinde sürmeyip; evde, içinde yaşanılan toplumda, oyun sırasında
da devam ettiği gözden kaçırılmaktadır.
* Yetiştirilecek insan türü, programlar, eğitim biçimleri, sınavlar,
bütçe, yönetici ve eğitim personeli atamaları merkezden tespit
edilmektedir. Eğitim ve öğretimin üretildiği okullarda çalışanlar
düşünemez, geliştiremez varsayılmaktadırlar.
* Bilgiye sürekli ulaşma yollarını bulma, öğrenmeyi öğrenme,
yaratıcılık, sürekli değişen sorunlara yeni çözümler üretme
gibi genel amaçlara yeterli önem verilmemektedir.
* Eğitim sistemimizde genel olarak; öğrenme değil öğretme, yapma
değil bilme, araştırma değil ezberleme, iş ve meslek değil şekilsellik
daha önemli görülmektedir.
Ayrıca öğrenciye somut ve soyut bazı anahtar kavramları öğretmek,
onların yeteneklerini ortaya çıkarmak, kişilik ve karakterlerini
geliştirmek de eğitim sistemimiz içinde uygulanması gereken
programlar arasında yeralmaktadır. Ancak bu programların günümüz
Türkiye'sinde sağlıklı bir şekilde yürütüldüğünü söylemek
pek mümkün gözükmemektedir.
Özellikle son yıllarda öğretmenlik mesleğinin daha çok ekonomik
nedenlerle cazibesini kaybetmesi ve statü kaybına uğraması da eğitimde
istenilen düzeyin tutturulamamasındaki bir neden olarak sayılabilir.
Öğretmen niteliğinin düşmesi, süreç içinde eğitimin de
nitelik kaybetmesine yolaçmaktadır.
Okul sayısının yetersizliği, derslik, malzeme, kitap, araç ve
gereç gibi altyapı ve hizmet olanaklarının ihtiyacı karşılayacak
kalite ve sayıdan yoksun olması, eğitim sisteminin çağdaş gelişmeler
karşısında ilgisiz ve yabancı kalması gibi sorunlar, çözüm
bekleyen konular olarak ortadadır. Bunların yanında, eğitim kuruluşlarının
içinde bulundukları toplumun örgüt ve bireyleri ile, özellikle de
öğrenci aileleri ile karşılıklı iletişim konusunda etkisiz
kalmaları ve bunun sonucunda eğitimin yaygınlaşmasında çevre
desteğinden yoksun duruma düşmesi de Türk eğitim sisteminin önemli
sorunları arasında yer almaktadır.
VII. EĞİTİM HİZMETLERİNDE YERELLEŞME
Türkiye gibi coğrafi açıdan büyük ve bölgeler arası sosyo-ekonomik
sorun ve ihtiyaçların oldukça çeşitli olduğu bir ülkede tüm
kamu hizmetlerinin sadece merkezi yönetim eliyle yürütülmesinin
hem mümkün, hem de akılcı olmadığı genel kabul gören bir düşüncedir.
Bu nedenle merkezden yerel yönetimlere doğru yetki, görev ve kaynak
aktarımı ile ilgili çeşitli reform niteliğinde düzenlemelerin
yapılması gerekliliği siyasal ve bilimsel platformlarda sıkça
dile getirilmektedir.
Eğitim ve kültür, her ülke için temel kamu hizmetleri içinde en
üst sıralarda yeralan ya da yeralması gereken iki önemli hizmet türüdür.
Türkiye'de eğitim ve öğretim hizmetlerinin çağdaş bilim ve
teknolojik gelişmeler ışığında, ihtiyaç duyulan nitelikli, açık
görüşlü, kişilikli insan yetiştirecek şekilde düzenlenmesi ve
yürütülmesi Milli Eğitim Bakanlığı'nın görev alanı içinde
yeralmaktadır.
Bakanlık, bu görevlerin yürütülmesinde hizmette verimi sağlamak,
hızı artırmak, halkın katılımını temin etmek gibi belli amaçlarla,
diğer kamu kuruluşları ile işbirliğinde bulunmak ve birtakım görevleri
onlara yaptırmak durumundadır. Bu konuda en etkili ve yararlı
olabilecek kuruluşlar da yerel yönetimlerdir.
Özellikle son yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı, doğrudan
kendisi tarafından yürütülen lise ve meslek lisesi inşaatlarını,
ödeneğini artırmak suretiyle il özel idarelerine yaptırmakta ve
bu hizmetlere belediyeler ve köy idareleri de katkıda bulunmaktadır.
Bu yöntemle yapılan okullar daha çabuk, daha ucuz ve sağlam yapılmakta
ve önemli ölçüde halkın katılımı sağlanmaktadır.
Belediyelerin ve köylerin yasal bir zorunluluk olmaksızın üstlendikleri
bu görevler, yasallaştırıldığı ve gerekli finansal kaynak aktarımı
sağlandığı takdirde bu yönetim birimlerinden daha fazla katkı sağlanabileceği
açık olarak görülmektedir.
Ayrıca yerel taleplerin karşılanması, kent esnafının, iş yaşamının
ve öğrenci velilerinin beklentilerine yanıt verilebilmesi, büyük
ölçüde örgün ve yaygın eğitim hizmetlerini yürütme yetki ve
sorumluluğunun yerel inisiyatiflere bırakılması ile mümkün
olacaktır. Eğitim sisteminde çağdaşlaşmanın sağlanmasında,
demokrasi bilincinin geliştirilmesinde, eğitimin bütün süreçlerine
öğrencilerin ve velilerin katılımında, ülke kaynaklarının
verimli, hızlı ve rasyonel kullanımında eğitim hizmetlerinin
yerel yönetimlere bırakılmasının, hiç değilse bu yönetimlere
geniş yetkiler sağlanmasının etkisi büyük olacağından kuşku
duyulmamalıdır. Bu nedenle günün koşullarına uygun olarak eğitim
ve öğretim hizmetlerinin merkezi yönetimle yerel yönetimler arasında
dengeli ve tutarlı bir bölüşümünü gerçekleştirmek zorunlu
hale gelmiştir.
Merkezi yönetimin, kamu hizmetlerinin bir kısmını yerel yönetimlere
aktarması sürecinde eğitim hizmetlerini de belediyelere devretmekte
sakınca görmemesi gerekmektedir. Çünkü belde halkının çocuklarının
daha iyi yetişmesi, ulusal ölçekte başarılı olabilmesi için
yerel yönetimleri, merkezi yönetime oranla daha etkin bir biçimde
denetlemesi sonucu, eğitim düzeyinin yükselmesi sağlanabilecektir.
Ayrıca yerel halkın ve velilerin eğitim düzeyinin yükselmesi için
maddi ve manevi katkılarda bulunabilecekleri, hatta kendilerini buna
mecbur hissedecekleri düşünülebilir. Bu durumun yerel yönetimlerin
de aynı şekilde başarılı olma yarışına girmeleri sonucunu doğuracağı
belirtilmektedir.
Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı da eğitim ve kültür
hizmetlerinde yerelleşme sürecinin hızlandırılması umuduna katkı
sağlaması beklenen önemli bir metin durumundadır. 1996-2000 yıllarını
kapsayan bu plan, TBMM’nin
18 Temmuz 1995 gün ve 374 sayılı kararı ile onaylanmış ve Resmi
Gazete’nin
25 Temmuz 1995 gün, 22354 mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe
girmiş bulunmaktadır.
Merkezden yönetime ciddi eleştirilerin yöneltildiği ve aşırı
ölçüde merkezileşmenin yanlışlıkları konusunda saptamaların
yapıldığı Plan, bu sorunların çözümünü yerinden yönetim
felsefesinin kabulünde ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesinde görmektedir.
Plan’a göre “turizm,
çevre, kültür, spor, köy hizmetleri ve sosyal hizmetlerden başlayıp
... merkezi yönetim tarafından sağlanmakta olan bazı hizmetler ...
mahalli idarelerin yetki ve sorumluluğuna bırakılacaktır.”
Görüldüğü gibi eğitim hizmetleri ilk aşamada yerel yönetimlere
devredilecek görevler arasında yeralmamaktadır. Ancak Plan’ın “Eğitim
Reformu” ile ilgili bölümünde eğitim hizmetlerinin
merkezle yerel yönetimler arasında bölüşümüne ilişkin çok açık
işaretler bulunmaktadır. Plan’da Milli Eğitim Bakanlığı ve Yüksek Öğretim
Kurulu Başkanlığı’ndaki
merkeziyetçi yapının, alt birimler ve taşra örgütlerinin hareket
olanaklarını sınırladığı ve karar alma sürecinin yavaş işlemesine
yolaçtığı savunulmaktadır.
Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda
öngörülen görev bölüşümüne ilişkin temel düşünce yapısı
şu şekilde belirlenmektedir:
“Milli
eğitimde hizmet esasına göre yapılanmayı gerçekleştirmek;
merkez teşkilatını makro düzeyde stratejik planlama, müfredat
programı, araştırma-geliştirme, denetleme yapan ve koordinasyon işleriyle
uğraşacak üst düzey karar organı haline dönüştürmek; bürokrasiyi
azaltmak, gerek bakanlık taşra birimlerine gerekse yerel yönetimler
ve ailelerin eğitimde hizmet verme sürecine aktif katılımını sağlamak
için ... düzenlemeler yapılacaktır.”
Plan’da
öngörülen yukarıdaki görüşler yerel yönetimlerin eğitim
hizmetleri ile ilişkisini açık olarak belirtmekte, ayrıca eğitim
hizmetlerine ait görev ve yetki bölüşümünün nasıl bir anlayışla
yapılması gerektiğine dikkat çekmektedir.
VIII.DEĞERLENDİRME
VE SONUÇ
Günümüz
Türk siyasal yaşamında en çok sözü edilen konulardan biri de kuşkusuz
yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve bu yönetimlere yetki ve
kaynak aktarımının sağlanmasıdır. Türk kamu yönetiminde
yeniden yapılanmanın en önemli aşamalarından sayılan bu konu
hemen hemen tüm siyasal otoritelerce ele alınmakta ve devlet eliyle
yürütülen birçok hizmetin yerinden yönetim örgütlerine
devredilmesi gerekliliği dile getirilmektedir.
Eğitim hizmetleri de, büyük bir kısmı merkezi yönetim kuruluşlarınca
üstlenilmiş durumda olan hizmetler arasındadır. Ancak merkezi yönetim
yapısal ve işlevsel bazı sorunlar nedeniyle kamunun eğitim ihtiyacını
yeterince karşılamaktan uzak bulunmaktadır. Eğitim tesisi sayısının
yetersizliği, eğitim araç ve gereçlerinin istenilen düzeyde
olmaması, ücret ve sosyal güvenlik olanaklarının düşüklüğü
ve bunun sonucu olarak kaliteli eğitim personelinin istihdam
edilememesi, eğitim sisteminin bilimsel ve teknolojik gelişmelere
uyum sağlayamaması gibi sorunlar hizmetlerdeki başarıyı olumsuz yönde
etkilemektedir.
Devlet eğitim alanında taşıdığı yükün bir kısmını, özel
okul ve üniversitelere eğitim faaliyetinde bulunma izni vermek
suretiyle üzerinden atmış bulunmaktadır. Devlet okulları ile karşılaştırıldıklarında,
özel okul ve üniversitelerin çok daha kaliteli eğitim ve öğretim
hizmeti sunabildikleri saptanmaktadır. Ancak özel kuruluşlardan
yararlanmak yüksek miktarlarda ekonomik harcama gerektirdiğinden, bu
durum gelir düzeyi yetersiz olan halk kitleleri aleyhine haksız bir
rekabet ortamı oluşturmaktadır. Bu nedenle temel görevi “yerel
halkın ortak ihtiyaçlarını karşılamak”
olan yerel yönetimlerin ve özellikle de belediyelerin eğitim
hizmetlerini yetki ve gelir kaynaklarıyla donanmış olarak tüm
halka etkin ve verimli bir şekilde ulaştırması önem kazanmaktadır.
Demokratik
bakımdan ileri düzeyde olan ülkelerin büyük bir kısmında yerel
yönetimlerin eğitim ve kültür konusunda geniş bir görev ve yetki
alanına sahip oldukları görülmektedir. Ayrıca sözkonusu yönetimlere
merkezi yönetimlerce önemli miktarlarda kaynak aktarılmaktadır.
Metropolitan alanlarda oluşturulan büyükşehir yönetimleri de kent
halkının eğitim ve kültür ihtiyaçlarını gidermeye yönelik çeşitli
faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Özellikle birçok ülkede okul öncesi,
ilk ve ortaokul düzeyindeki tüm örgün eğitim ve öğretim
hizmetlerini yürütme yetkisi ve görevi yerel yönetimlere verilmiştir.
Hatta bazı belediyelerin (Tokyo metropol yönetiminde olduğu gibi)
ön lisans ve lisans düzeyinde üniversite eğitimi hizmeti
verdikleri de bilinmektedir.
Ülkemizde 1580 ve 3030 sayılı yasalar ile büyük kent belediyeler
ile diğer belediyelere verilen eğitim ve kültür içerikli görevler,
ilgili yönetimlerce öncelikli olarak ele alınmamakla birlikte kent
halkının ihtiyaçlarını belli düzeylerde karşılamak yönünde
devam etmektedir. Bu hizmetler genel olarak üç ana başlıkta
toplanmaktadır: Halk Eğitimi Hizmetleri, Kültür ve Sanat Alanındaki
Hizmetler ve Örgün Eğitim ve Öğretime Yönelik Hizmetler. Ancak sözkonusu
hizmetlerin yeterli bir şekilde yürütüldüğünü söylemek de pek
mümkün değildir. Bunun en önemli nedeni merkezi yönetimin yerel yönetimlere
karşı gerek yetki, gerekse kaynak aktarımı konusunda cömertlikten
uzak bir tutum sergilemesidir. Türk kamu yönetiminde merkeziyetçi
yapı sürdükçe kamu hizmetlerinin yetersizliği, verimsizliği ve
etkinsizliği sorununu aşmak olanaksız görünmektedir.
Türkiye’deki
belediyelerin yürüttüğü eğitim ve kültür hizmetlerinin başarısı;
bu hizmetlerin tüm hizmetler içinde taşıdığı önem ve belediye
başkanlarının entellektüel yapıları ile de yakından ilgilidir.
Kültür ve sanata karşı ilgisiz, eğitimin birey ve toplum için ne
derece mühim bir hizmet dalı olduğunun bilincine ulaşamamış bir
başkanın yönetimindeki belediyeler, kuşkusuz ki sözkonusu
hizmetleri ihmal edeceklerdir.
Belediyelerin
eğitim ve kültür hizmetlerindeki etkinlik ve verimliliğini olumsuz
yönde etkileyen nedenlerden biri de yerel halkın bu hizmetlere olan
talebinin diğer kentsel hizmetlere oranla düşük olmasıdır.
Kanalizasyondan kent içi ulaşıma, su sorunundan temizlik sorununa
kadar birçok problemle karşı karşıya bulunan kentliler, yerel yöneticilerinin
öncelikle bu sorunlara önem verilmesi gerektiğini düşünmekte, eğitim
ve kültür ihtiyaçlarının karşılanması konusunda pek istekli
davranmamaktadırlar.
Vatandaşlarla en yakın ilişkiler kurma olanağına sahip kamu örgütleri
durumundaki yerel yönetimlerin, hizmetlerini yürütürken birtakım
ilkeleri gözönünde bulundurmaları gerekmektedir. Bu ilkelerden
ilki “demokratik davranış ilkesi”dir. Demokrasi okulları olarak da nitelendirilen
bu yönetimlerin hemşehrilerinin dileklerini dikkate almaları ve bu
dilekleri uygulayacakları hizmet politikaları ile yanıtlamaya çalışmaları
demokratik davranış ilkesinin bir gereğidir. Yerel halkın
kendilerini ilgilendiren kararlara katkı sağlamalarına yönetimce fırsat
tanınması yerel demokrasinin gelişmesi için uygun ortamı sağlayacaktır.
Yerel yönetimlerin hizmetlerin gerektirdiği özelliklerle donatılmış,
yetenekli, iyi eğitim almış, üretken personeller istihdam etmesi,
bu yönetimlerin etkin ve verimli hizmet sunmasını kolaylaştıracaktır.
Liyakat ilkesini esas alan personel politikaları bir yönüyle kaynak
israfını önleyici, diğer yönüyle de hizmet başarısını artırıcı
etkiye sahiptirler.
Kent
halkının belediyelerini daha yakından ve titizlikle denetleme
istekleri, beraberinde yönetimde şeffaflığı ve katılımı
zorunlu hale getirmektedir. Belediye faaliyetlerinde hangi olayların
cereyan ettiği konusunda kentlilerin sistemli bir biçimde bilgi
sahibi kılınmaları onların en doğal hakları sayılmalıdır. Yönetimin
işlem ve uygulamalarının herkesin gözü önünde yapılması için
gerçekleştirilecek yasal ve yönetsel düzenlemeler, belediye-yerel
halk yakınlaşmasını, halkın yönetime güvenini ve desteğini sağlayacaktır.
Ayrıca ortaya çıkabilecek yolsuzlukları önlemek bakımından da açıklık
politikası büyük rol oynayacaktır.
Yerel yönetimler kamu hizmetlerini herhangi bir siyasal tercih
kullanmaksızın kent halkının tamamına eşit bir şekilde sunmakla
yükümlüdürler. Akrabalık ilişkisi, arkadaşlık bağı, siyasal
yakınlık gibi faktörler, bu yönetimlere hizmetlerinde ayrıcalıklı
davranma hakkını asla tanımamaktadır. Özellikle yerel bazda değişik
kesimlerden oy alarak işbaşına getirilen yöneticiler, artık
sadece temsil ettikleri siyasal partinin değil tüm yerel halkın
hizmetkarı olmak durumundadırlar. Parti rozetini çıkarmak yalnızca
şekilde kalmamalı, partilerüstü olma iddiasının uygulamaya da
yansıması gerekmektedir. Kaldı ki yanlı bir tutumla hizmet yürüten
yönetimlerin halkın desteğini uzun süre korumaları da olanaksızdır.
Belediyelerce
yürütülen eğitim ve kültür hizmetleri, son yıllarda dünyada ve
ülkemizde sıkça duyduğumuz “yozlaşma”
kavramı açısından değerlendirildiğinde, yozlaşma niteliğindeki
bazı uygulamaların bu hizmetlerde de belli oranlarda görüldüğü
söylenebilir. Siyasal kayırmacılık, hizmet kayırmacılığı ve gönül
yapma bunlar içinde en yaygınları olarak göze çarpmaktadır.
Kamu Tercihi Teorisi ve Anayasal İktisat yaklaşımına göre
siyasal yozlaşmaların ortadan kaldırılması için devletin güç
ve yetkilerinin, görev ve işlevlerinin sınırlarının belirlenmesi
önem taşımaktadır. Bu çağdaş iktisadi düşüncede devletin özellikle
"ekonomi" alanındaki güç ve yetkilerinin, ekonomik
anayasada düzenlenmesine ve sınırlandırılmasına daha büyük önem
verilmektedir.
Ayrıca, belediye hizmetlerinde görülen siyasi yozlaşmayı
önleme adına açık toplum ve yönetim yapılandırma çalışmaları
yapılmalıdır. Yozlaşmalarla mücadele için bir diğer çözüm
ise direkt olarak Parlamento'ya bağlı olarak çalışacak bir
denetleme kurumunun veya bağımsız bir ombudsman sisteminin oluşturulmasıdır.
KAYNAKÇA
-
03 Nisan 1930 tarih ve 1580 sayılı
“Belediye Kanunu”
-
13 Mart 1932 Tarih ve 3360
sayılı
İl
Özel İdaresi Kanunu
-
27
Haziran 1984 tarih ve 3030 sayılı Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin Değiştirilerek Kabulü Hakkında
Kanun
-
08
Mart 1984 tarih ve 195 sayılı Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname
-
Belediyecilik Eğitimi (Konrad Adeauner
1993)
-
Belediye ve Eğitim (Konrad Adeauner)
-
OJ (Avrupa Toplulukları Resmi
Gazetesi) No C 232, 6.9.1995, s.5 ve OJ No: C 150, 24.5.1996
-
www.adana-bld.gov.tr
-
www.sisli-bld.gov.tr
-
www.cankaya-bld.gov.tr
-
www.yenimahalle-bld.gov.tr
-
www.kecioren-bld.gov.tr
-
www.antalya-bld.gov.tr
-
www.izmir-bld.gov.tr
-
www.istanbul-bld.gov.tr
-
www.bakirkoy-bld.gov.tr
-
www.adana-bld.gov.tr
-
www.yerelnet.org
-
www.çorum.gov.tr
-
www.adana-bld.gov.tr
-
www.basarm.com.tr
-
www.dpt.gov.tr
-
www.canaktan.net
-
www.todaie.gov.tr
-
www.ceterisparibus.net
-
www.meb.gov.tr
|