YEREL YÖNETİMLER VE İKİ TURLU SEÇİMLER (II)

Erol TUNCER

RADİKAL - 18.04.1998


Belediye başkanlıklarında iki turlu seçim sistemi uygulamasının siyasal yelpazeye nasıl yansıyacağını tahmin edebilmek için başvurabileceğimiz en taze örnek, 27 Mart 1994 yerel seçimleridir. Bu seçimlerde büyükşehir, il ve ilçe belediyelerinde alınan sonuçlara, iki turlu sistem -hükümet tasarısında önerilen biçimiyle- uygulandığında, aşağıdaki temel bulgularla karşılaşıyoruz.

1) 919 belediyenin 59’unda ANAP’ın, 41’inde DYP’nin, 14’ünde SHP’nin, 11’inde RP’nin, 3’ünde CHP’nin, 1’inde MHP’nin adayları ve 13 Bağımsız aday, % 50’nin üzerinde oy alabildikleri için, birinci turda belediye başkanı seçilebilmekte, geriye kalan 777 belediye başkanlığının belirlenmesi ise ikinci tura kalmaktadır.

2) İkinci tura geçebilme açısından, merkez sağ partilerin birinci, merkez sol partilerin ikinci, RP’nin üçüncü sırada yer aldığı görülmektedir. Bu bağlamda merkez sağ (ANAP / DYP) 848, merkez sol ( SHP / CHP / DSP ) 350, RP 206 yerde ikinci tura kalabileceklerdi.

3) Sonucu etkileyen önemli bir faktör , ikinci turda birbirleriyle yarışacak olan partilerin siyasal yelpazedeki konumlarıdır.Bu açıdan bakıldığında ,1994 seçimlerinde ortaya çıkan durum çarpıcıdır.

* ANAP ve DYP adayları, 185 belediye başkanlığı için, ikinci turda kendi aralarında yarışacaklardı. Bunun anlamı, bu 185 belediye başkanlığının kesinlikle merkez sağ partilerden biri tarafından kazanılacak olmasıdır.

* SHP, DSP, CHP adayları ise ancak 6 belediyede aynı anda ikinci tura geçebiliyorlar.Yani merkez solun, ikinci turda kesin güvenceye alabildiği belediye başkanlığı sayısı, sadece 6’da kalmaktadır.

* 259 belediyede ( merkez sağ ve merkez sol partili ), 139 belediyede ( merkez sağ ve Refah Partili ) 41 belediyede ise ( merkez sola mensup adaylarla Refah Partili) adayların yarışması sözkonusu olacaktı.

Bulgular, o günkü koşullarda,iki turlu seçim uygulamasından en avantajlı çıkacak olan grubun merkez sağ partiler olacağını, merkez solun ve RP’nin böyle bir uygulama esnasında önemli ölçüde kayıp vermek durumunda kalacağını göstermektedir.

***

1994’ten bu yana oyları en fazla gerilemiş görünen parti DYP’dir. Merkez solda parti sayısı ikiye inmiş olmakla birlikte ,toplam oy potansiyeli açısından kayda değer bir değişiklik olmamıştır.Aynı şekilde oy düzeyi değişmemiş olan RP’nin ( şimdi FP’nin ) durumu, merkez sağ partilerle -özellikle DYP ile- ilişkilerinin, önümüzdeki seçimlere kadar geçecek süre içerisinde alacağı biçimle yakından ilişkilidir.

Uygulama, partileri ittifak arayışlarına yöneltecek ve yerel seçimlerde esasen önem taşıyan aday kimliğini daha da öne çıkaracaktır.

Böyle bir sistem değişikliği, özellikle merkez sol partilerin sorumluluğunu arttırmaktadır. Bu partiler -bu sistemdeki kayıplarını önlemek üzere- bir yandan merkez solu büyütmek, bir yandan da aralarındaki işbirliğini geliştirecek ortamı şimdiden hazırlamak zorundadırlar. Aksi davranışlar, büyük hayal kırıklıklarına yol açabilir.