Yerel
Yönetimler ve Sivil Toplum
Yerel yönetimler ve sivil toplum
kavramları da günümüzde güncelliğini korumaktadır. Montesquieu ve Machiavelli gibi
düşünürlerce ara yapılar, ara tabaka ya da kuruluşlar olarak algılanan sivil toplum
Hegel'e göre merkezi devletten ayrı hareket edebilen, mülkiyet haklarına dayalı ve
özünü örgütlenme özgürlüğünün oluşturduğu bir kavramdır. Marx'a göre ise
maddi varlık koşulları, tüm tarihin gerçek kaynağı ocağı ve sahnelenişidir.
Durkheim'e göre ikincil yapıları, Weber'e göre ise özerk yetkili tüzel kuruluşları
ifade eder.
Sivil toplumun ilk kuramcılarından
sayılan Hegel, yerel yönetimin sivil toplumun bir parçasını oluşturduğu söyler ve
sivil toplum kuruluşları analizlerinde yerel yönetim ile diğer özel kurum ya da
kuruluşlar arasında hiç bir ayırım yapmaz (Bobbio,ed:Keane, çev:akın
vd.,1993:91-100),(Yıldırım,1990:11). Yerel yönetimlerin sivil topluma dayalı
olmasından anlaşılan; yerel yönetimlerin programlarının yerel siyasal gruplar,
seçmenler ve yerel siyasal süreçle belirlenmesidir. Demokratikliğin ayrıca eklenmesi
sivil topluma dayalı olmanın mutlaka demokratik olmasını gerektirmeyebilir. Nitekim
batıda belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkının erkek mülk sahipleriyle
sınırlı olması ve diğer grupların bu hakkı 1890'lı yıllarda kazanması buna
örnek olarak verilebilir (Tekeli,1990:48). Batı Avrupa'da yerel yönetimler,
krallıklar, cumhuriyetler, devrimler döneminde de varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Merkezi yönetime rağmen varlığını sürdüren bu kurum, ortaya çıkma biçimi ve
gelişme sürecinin gösterdiği gibi sivil bir toplum kuruluşudur. Devlet toplumun bir
ürünü olarak yukarıdan aşağıya değil aşağıdan yukarıya doğru oluşmuştur.
Batı demokrasileri için bir kuruluş değil bir oluşumdur. Azgelişmiş ülkelerde
yerel yönetimler güçsüz ve kolayca vazgeçilebilen kurumlardır. Bu durum
geleneksizliğin ya da merkeziyetçi geleneğin sonucu olarak kabul edilmektedir. Bu tür
ülkelerde kronik hale gelen demokrasi sorunu, bir bakıma Batı demokrasilerini temel
alan ve bugün de onların güvencesi olmaya devam eden yerel yönetim geleneği gibi bir
değerden yoksundurlar (Güler,1992:20), (Aksakal,1989:22-24).
Yerel yönetimler konusundaki yaklaşık
150 yıllık tarihsel geçmişimizin belirgin özelliği, farlı yoğunluk ve biçimlerde
de olsa "merkeziyetçi", "otoriter", ve "paternalist niteliğini
koruduğu biçiminde özetlenebilir (Ersoy,1991:45). Yerel yönetimler siyasal ya da
kişisel nedenlere dayalı "patronaj" ilişkileri zincirinden
kurtulamamışlardır (Emrealp,Yıldırım,1993:59). Türkiye' nin yaşadığı bu
sorunlar yerel ölçekte ve olası sonuçları ile beraber ortaya konulan bir dizi sorunun
çözümlenmesi ile sona ermeyecektir. Yerel yönetimler merkezi idarenin alt bir birimi
olmaları sıfatı ile genel politikalardan kendilerini dışlayamamaktadırlar. Bu
nedenle yerel yönetimlerle ilgili düzenlemelerin sağlıklı sonuçlar vermesi
toplumdaki bir takım zincirleme etkilere bağlıdır. Yerel yönetimler yolu ile
demokratik sorunların, siyasal mekanizmadaki aksaklıkların düzeleceğini beklemek
iyimser bir görüş olur.
Türkiye gibi üniter devletlerde etkin
bir yerel yönetim düzeninin varlığı diğer bazı faktörlerin yanı sıra ,
yerleşmiş ve toplumca kabul görmüş özgürlükçü demokrasinin ve buna bağlı
olarak ortaya çıkan yerel yönetim anlayışının var olmasına bağlıdır. Bu ise
tarihsel süreçle yakın ilgili olduğu kadar toplumun sosyal birikimi ile de ilgilidir
Nadaroğlu-Keleş,1991:6). |