SİYASAL FAKTÖRLER
Yerel yönetimler ve
siyasal faktörler konusundaki tartışmalar başlıca iki noktada odaklanmaktadır.
Bunlar; yerel yönetim demokrasi ve yerel yönetim sivil toplum ilişkisidir. Bu
ilişkiler siyasi faktörler kapsamında incelenecektir.
Yerel Yönetimler ve
Demokrasi İlişkisi
Yerel yönetim ile
demokrasi arasındaki ilişkiler konusunda tarihsel olarak üç temel görüşle
karşılaşmaktayız.
i. Yerel yönetim,
demokratik şeçim ilkesine tamamı ile ters düşer çünkü yerel yönetim gücünü
geleneklerden alan bir kurumdur, ancak yerel olan demokrasiden bahsedilebilir diyen ve
öncülüğünü J.Toulmin Smith'in yaptığı görüş (Yıldırım,1990:11).
ii. Yerel yönetimler
siyasal geleneğini temsil eden kurumlar olmalarına rağmen temelde kamu hizmeti sunan
birer kurum olarak anlaşılmaları daha doğru olur. Demokrasinin çoğunluk, eşitlik
gibi ilkeleri özde oligarşik eğilimli olan yerel yönetim istemleriyle bağdaşmaz.
Yerel düzeydeki politikanın demokrasiyi geliştirmekten çok dar çıkar
çatışmalarını arttırması olasıdır. Demokrasi ile yerel yönetim arasında
karşılıklı bağımlılık yoktur. Demokrasi, yerel yönetim var olduğu zaman var
olan, bulunmadığında ise yok olan bir şey değildir diyen Langrod, Moulin ve Wallen
'in savunduğu görüş (Yıldırım,1990:11).
iii. Özgürlük
sağlayıcı, katılımcı, siyasal eğitimi getirici nitelikleri ile , demokrasi ile
yerel yönetimler zorunlu ve kaçınılmaz ilişki ve içiçelik içindedir. vergi
yükümlüleri yönetimde mutlaka söz sahibi olmalıdır diyen ve J.S.Mill ile
savunulmaya başlanan görüş. Tocqueville, Keith-Panther Brick ve daha sonra Fabian
sosyalistler yerel düzeyde bir halk yönetiminin demokrasi açısından önemli olduğunu
vurgulamıştır (Yıldırım,1990:11), (Keleş 1992:46-47).
Günümüzde ise yerel
yönetim konusundaki söylemler büyük bir çoğunlukla benzerlik göstermektedir. Yerel
yönetimler ve demokrasi konusunda genel kabul gören söylemleri üç ana grupta toplamak
mümkündür. Bunlar;
1. Yerel Yönetimler,
küçük yerleşim birimlerinden başlayarak kurulduğundan en küçük birimlere kadar
kendi kendini yönetme ve katılımı sağlayıcı bir yapıya sahiptir,
2. Yerel yönetimler,
temsili demokrasi yolu ile en ücra köşelere kadar halka demokrasiyi yaşayarak
öğreten kurumlardır. Bu nedenle de demokrasinin beşiğidir,
3. Tarihsel olarak
yerel yönetimler demokrasinin kökenini oluşturur. Demokrasi geleneğinin yerleşmesi
tarihsel sürece dayanan yerel yönetim geleneğinin bir ürünüdür.
Yerel yönetimler ve
siyasi faktörler ilişkisi, temelde yerel yönetimlerin halkın bireysel ve toplumsal
olarak yönetime katılması ve yönetimi denetlemesi için, yerel yönetimlerin iyi bir
okul olduğu ve yerel yönetimlerin demokrasinin beşiği olduğu savına dayanır. Bu
kurumların demokrasinin temel kurumları kabul edilmesi inancının altında geleneksel,
tarihsel ve ideolojik etmenler yer almaktadır. Bu nedenle bu savın kesin bir veri olarak
kabul edilmesinin ötesinde sorgulanmaya ihtiyacı vardır. Yerel yönetimler hakkında
her yerde ve her koşulda geçerli gibi sunulan bu temel varsayımlar gerçekte ülkeden
ülkeye değişebilmektedir. Bu nedenle yerel yönetimlerin her ülkede benzer özellikler
göstermesini beklemek doğru olmaz. Ülkelerin yönetimsel farklılıklarının
yanısıra, yerel yönetimlerin tarihsel gelişimindeki farklılıklar da önem taşır.
Batı toplumlarında
yerel yönetimler toplumun bir ürünü olarak doğal bir oluşum süreci göstermiş ve
sağlam bir geleneksel yapıya kavuşmuş iken, doğu toplumlarında ve azgelişmiş
ülkelerde yerel yönetimler, devlet eliyle gerçekleştirilen yapay bir oluşum niteliği
taşımaktadır (Güler,1992:20).
Yerel yönetimleri
demokrasinin beşiği kabul etmekle, yerel yönetimler ile demokrasi arasında bire bir
etkileşim olduğu sonucu çıkacaktır. Bu ise demokrasi kavramının eksik ele
alınması ve demokratikleşmeyi sağlayan diğer faktörlerin gözardı edilmesi anlamı
taşıyacağından bu tip bir tanımlama eksik kalabilecektir.
Siyasi katılımın
artması yaygın bir argüman olarak kullanılmaktadır. Ancak bu güçlü yerel
yönetimle güçlü demokrasi arasında mutlak bir korelasyonu öngören basite
indirgeyici bir görüşe götürecek ölçüde abartılmamalıdır. Çünkü böyle bir
bakış demokratikleşmeyi belirleyen bir çok karmaşık faktörün ihmal edilmesi ve
küçümsenmesi anlamına gelir. Yerel politik katılımın nicel ve nitel yönleride bir
çok durumda, ülke düzeyinde belirlenen faktörlerin etkisi altındadır
(şenatalar,1991:3).
Batı demokrasilerinde
yerel siyaset siyasi partilerin yapı ve konumlarının da etkisi ile ulusal siyasete
sıkı sıkıya bağlanmıştır. Yerel yönetimler , batı temsili demokrasisinin
yaşadığı genel bunalımdan kendilerini soyutlayamamışlardır. Bu ise demokrasi
kuramı ile demokrasinin uygulanması arasında ortaya çıkan sapmalar, yerel yönetimler
ve katılma arasındaki pozitif ilişkiye gölge düşürmektedir (Güler,1992:18).
Diğer taraftan
tabakalaşmış toplumlarda, her düzeydeki yönetim siyasetin gerçeklerinden aynı
ölçüde etkilenir. Bu toplumlarda iktidar tıpkı servet gibi eşitsiz dağılmıştır.
Yerel ekonomik güçler ayrıcalıklarını, hiyerarşiyi ve tutuculuğunu sürdürmek
için yerel siyaset kurumlarını egemenlikleri altına alırlar (Smith,1985:25). Birçok
üçüncü dünya ülkesinde yerel yönetim eskiden beri varolagelen patron izleyici
ilişkilerini güçlendirmekten başka bir işe yaramamıştır. Bu ilişkilerinse
demokratik içeriği olduğunu ileri sürmek olanaklı görünmemektedir
(Kalaycıoğlu,1991:2).
Yakın dönemde
Fransa'nın yaşadığı yerelleşme tecrübesi bu konuda bizlere önemli ipuçları
verebilir. 1982 yılında başlatılan geniş çaplı yönetsel değişikliklerle, merkezi
üniter devletin klasik örneğini oluşturan bu ülkede kapsamlı yerinden yönetim
reformları gerçekleştirildi. Başlangıçta bu girişimin yerel demokrasiyi
geliştirmek, karar mekanizmalarını halka yaklaştırmak yönünde övgüye değer bir
siyasal ve yönetsel reform olduğu kanısı yaygındı. Reformun gerekçelerini ise;
i. Siyasi-yönetsel
planda devletin rolünü önemsizleştirme,
ii. Canlı bir
demokrasiye doğru adım atma,
iii. Karar
merkezlerini yurttaşa yaklaştırma fikri oluşturmaktaydı.
Reformun sonuçları ise
beklentileri karşılamadı ve istenmeyen sonuçlar ortaya çıktı. Coudert'a göre
"Devlet yerel düzeyde sarsılmıştı, yönetsel yetkileri ve otoritesi konusunda
kararsızdı. Ortaya yeni bir iktidar sahipleri kategorisi çıkmıştı" yazar
bunlara feodal beyler adını veriyordu (Bozkurt,1991:152). Diğer önemli bir sonuç ise
seçilmiş kişilerin genel ya da ulusal çıkarları, yerel çıkarların üstüne
koyamamalarıydı. Bunun yanısıra bu kişiler bölgelerinde kurdukları dağıtım
mekanizmasının bir sonucu olarak kendi siyasi partileri içerisinde derebeylik
oluşturmaları, seçim dönemlerinde ve adaylık sürecinde partilerine olan
bağımlılığın hızla azalması sonucu artık kendi partilerine maddi kaynak aktaran
kişiler olmuşlardı. Fransa deneyimini en kısa şekilde yerinden yönetim reformları,
yerel demokrasiyi değil yerel iktidarın güçlenmesini sağlamıştır şeklinde de
özetlemek mümkündür (Bozkurt,1991:152-155).
Temelde yerel demokrasiyi
geliştirecek hareketlere karşı olmak söz konusu değildir. Fransa deneyimi
günümüzde ülkemizde de benzer istemlerin dile getirildiği göz önüne alınırsa
önem kazanmaktadır. Olası bir yerel yönetim reformunun sonuçları her ülkede aynı
olur şeklinde bir genellemeye gitmek de yanlış olur. Ancak ortaya çıkabilecek olası
sorunlar da yaşanan deneyimlerin iyi analiz edilmesi ile önceden tahmin edilebilir. Bu
yöndeki çabaların yerel iktidar odaklarını güçlendirme işlevinden çok demokrasiyi
geliştirme işlevi üstlenmesi doğru olur.
Yerel yönetimlerin
demokratik değerlerin taşıyıcısı ve yayıcısı olduğu savı tarihsel süreç
içerisinde de tam bir doğruluk olarak görünmez. Osmanlı imparatorluğu ve Rusya'da
1840-1864 yıllarında kurulan batı tipi yerel yönetimler liberal demokratik yaşamı
geliştirmek bir yana, toprak sahibi soyluluğun ve büyük tüccarların egemenlik
araçları olmuştur. Bu nedenle de temel işlevleri feodal ilişkilerin sürdürülmesi
için gerekli koşulları sağlamlaştırmak olmuştur (Güler,1992:11).
Günümüzde de yerel
yönetimler devletin organik bir parçası durumundadır. Bundan dolayı da üretim ve
yeniden üretim sürecinin koşullarını sağlama işlevine sahiptir. Diğer bir
değişle yerel yönetimler devlet aygıtı içinde kendine özgü bir yapı olarak
belirmez. Doğrudan üretim sürecinin işlerliği için gerekli müdahalelerde bulunma
yetkisi merkezin tekelindedir. Yerel yönetim kurumunun sınırları yeniden üretimin
sürekliliğini güvence altına alacak altyapı, ulaşım, mekanın örgütlenmesi ve
genel sağlık gibi dış koşulları yerine getirmek ve değişim süreci ile tüketimin
sürdürülebilmesi için gerekli çevresel önlemleri almak olarak belirtilmiştir
(Güler,1992:11,133).
|