Optimum Hizmet Alanı

Bölgesel sosyal malve hizmetler için faydalanmayı sınırlayan etmen, hizmetin dağıldığı alanın genişliğidir. Yapılan teorik çalışmalarda her hizmetin görülebileceği optimum yönetim alanı belirlenmeye çalışılmaktadır.

Tiebout modeli, optimal yerinden yönetim ile ilgili çalışmalardan üzerinde en çok durulan ve varsayımları ile de çok tartışılan bir modeldir. Tiebout mali sistem modelinin temeldeki dayanağı, yerel nitelikteki sosyal mallara olan tercihin açıklanması ve yerel nitelikteki sosyal malların etkin sunumunun saglanmasıdır.

Tiebout modelinin dayandığı varsayımlar şunlardır;

i. Kişiler, yerel vergiler, gelir ve harcama yapıları hakkında her türlü bilgiye sahiptir,

ii. Tüketicilerin aralarında seçim yapabileceği çok sayıda topluluk vardır ve bu topluluklar arasındaki göçlerin bireylere maliyeti yoktur (Costless mobility).

Tüketiciler ortaya koydukları tüketim tercihlerini en iyi tatmin eden topluluğa taşınabilirler. Diger bir deyişle etkin bir kamu hizmetinin sunumu, aynı türde kamusal mal tercihleri olan bireylerin belli yönetim bölgelerinde toplanmalarını gerektirir. Bu husus, bireylerin tercihlerine uygun çevreyi aramaları için bölgelerarasında hareket edebilme eğiliminden kaynaklanır. Bu "dolaşarak oylama" veya "ayakları ile oy verme" (voting with your feet) süreci yoluyla, bireyler sosyal mallar konusunda belli tercih kümelerine sahip bireylerin yaşadığı yönetim birimlerini arayıp bulacaklardır,

iii. Kamu hizmetlerinin hiçbirisi dışsallıklara sahip değildir,

 

iv. Topluluklara sunulan her hizmete karşılık gelen optimal bir topluluk büyüklüğü (optimal community size) vardır. Bu optimum, firmaların ortalama maliyet eğrilerine benzer şekilde, her hizmet demetinin üretilebildiği en düşük ortalama maliyet ile belirlenmektedir,

v. Optimum büyüklüğün altında kalan yerleşim birimleri yeni sakinleri kendi birimlerine çekmek isterlerken, optimum büyüklüğün üzerinde kalanlar ise tam tersini yapacaklardır.

Tiebout dengesinde bu eş tercihli toplulukların büyüklüğünün sınırlarını kalabalıklaşma maliyeti belirlemektedir. " Belli bir bölgede topluma bölünmez nitelikte bir kamu hizmetinin sunulduğunu ve bu hizmetim maliyetinin sabit olduğunu varsayalım. Bu durumda her ilave nüfus, kişi başına ve ortalama marjinal maliyetin düşmesine sebep olacaktır. Buna karşılık nüfusun sayısı arttıkça, bu artış sunulan hizmetin kalitesini düşerecektir. Kalabalıklaşma maliyeti olarak isimlendirilen bu durum aslında bir negatif dışsallıktır" (Nadaroğlu,1994:42). Diğer bir ifadeyle, topluluk sınırı, marjinal maliyet tasarrufunun, marjinal bölge sakinlerinin ortaya çıkaracağı marjinal kalabalıklaşma maliyetine eşit olduğu noktaya kadar genişleyecektir. Dolayısıyla her yönetim bölgesinin büyüklüğü, kamu hizmetlerinin en düşük ortalama kalabalıklaşma maliyeti artı vergi maliyetleri noktasına göre belirlenecektir (Pines,1991:21), (Golstein-Paully 1981:131).

Tiebout, böyle bir mekanizmanın daha çok kırsal ve banliyö (suburb)tipi yerleşmelerde mümkün olacağını söylerken R.Musgrave ve P. Musgrave metropolitan alanlar içerisinde de yer seçimi kararlarının, bu kararları etkileyen diğer faktörlerin aşağı yukarı aynı olması durumunda uygulanabilir olacağını belirtmektedir. Zadrow, hipotezin homojen küçük bölgelerde faydalı olmakla birlikte, yerinden yönetilen mali sistemin sosyal malların arzında etkinliği sağlamada yardımcı olmasına rağmen gerçeği tam olarak yansıtmadığı da düşünülmelidir şeklinde bir yorumda bulunmaktadır (Dikeç-Tekinbaş,1991:11).

Hughes, Tiebout etkisinin yerinden yönetim sonucu refah kazancını arttırdığını ileri sürer. Hanehalkının yerleşim birimleri arasında akışkanlığı, yerel yönetimlerden istenen hizmetleri ile yerel yönetim politikalarını etkilemekte ve farklı bölgelerde de olsa benzer istekler oluşmaktadır. Bu da benzer isteklerin giderek homojenlik kazanmasına neden olur diyerek Tiebout modeline destek vermektedir (Hughes,1987:5).

Aaronson ve Schwartz (1973) ile Aaronson (1974) çalışmalarında Amerika ve İngiltere'de yarı kamusal mallar ve vergi oranlarının nüfusun yönetim birimleri arasında dağılımını etkilediğini ve yerleşim birimleri arasındaki akışkanlık üzerinde etkili olduğunu belirtmektedir. (Cullis Jones,1992:303). Tiebout modelinde, kişi başına gelirlerin eşit olduğu, devletin yeniden gelir dağılımı fonksiyonunu yerine getirmediği ve devletin ister merkezi ister yerel düzeyde olsun, fonksiyonun yalnızca kaynak dağılımına ilişkin olduğu varsayılmaktadır.

Tiebout modeli gerçekçi olmayan varsayımlar yapmakta ve devletin fonksiyonlarını oldukça sınırlı bir şekilde ele almaktadır.Devlet fonksiyonlarının geleneksel kaynak dağılımı gelir bölüşümü ve istikrar amaçlarını içerecek şekilde genişletilmesi gözardı edilmektedir (Musgrave P,1991:2-5).

Modeli önemli hale getiren, varsayımlar ve önermelerden daha çok, neo-klasik yaklaşımın bireysel tercihlerden yola çıkan kamu malı tahsisine uygun bir yerinden yönetim çözümü önermesidir. Modelin varsayımları yoğun bir şekilde eleştirilmiştir. Stiglitz (1977), Scotchmer (1985), Bewley (1979) ve (1981), Epple ve Zelenitz (1981), Helpman (1988), Qates (1969), Gronberg (1979) Tiebout modeli çerçevesinde pek çok amprik çalışma yapmışlardır. Bu çalışmalarda Tiebout tipi modelin denge koşullarını sağlamadığını, sağladığı durumlarda ise etkin olmadığını ileri sürmüşlerdir (Pines,1991:469). Diger yandan bu konu ile ilgili yapılan çalışmaların bir bölümünde yerel yönetimler arasında kamu malı arzı açısından rekabet bulunduğu saptanırken, bir bölümünde de tekelci bir yapı bulunmuştur (Dikeç-Tekinbaş, 1991:11).

 G.F.Break bu konuyu belli bir sistematik yapı içerisinde ele alarak yerel hizmet programlarını üç temel ölçüte göre çözümlemeye çalışmakta, bunların yürütülmesi ile denetlenmesi aşamalarında yerellik ve bölgesellik boyutlarını açıklamaya çalışmaktadır (Güven,1982:38). Break'in üçe indirgediği ölçütler sırasıyla şunlardır:

i. Hizmetlerde ölçek ekonomileri (economies of Scale)

ii. Hizmetlerin yararlarının dışa taşması (benefit spilouts)

iii. Siyasal katılıma yatkınlık (political proximity)

Bu çözümlemede, ekonomik içerikli ölçütlerin uygulanmasında bir dizi sorun vardır. Bir yerel yönetim biriminin ürettiği belli bir hizmetin toplumsal faydasından ne kadarının diğer bir yerel yönetim birimi tarafından kullanıldığının saptanması her zaman olası değildir. Aynı şekilde bir temel hizmetin sunumu bir dizi alt işlevleri de içerdiğinden her bir alt hizmetin diğer topluluklara taşan yararının saptanması güçtür. Benzer bir güçlük çevre yönetimlerin faaliyetlerinden bu yönetime yansıyan toplumsal maliyetlerin ve dışşallıkların ölçülebilmesinde de söz konusudur. Çünkü fayda veya maliyetlerin tamamı ile ortadan kaldırılması oldukça güçtür. Yerel yönetimlerce görülen hizmetlerden hangilerinin yerel ölçekte, hangilerinin bölgesel ölçekte sunulması konusundaki diğer bir zorlukta bu hizmetlerin homojen olmayıp bir dizi alt hizmetleri ve uzmanlıkları içermesidir (Güven,1982:38).

Yerel ve bölgesel yönetimlerde her bir yerleşim birimi için optimal büyüklüğü belirleyecek tek bir yanıt bulmak güç görünmektedir. Ülkenin ya da bölgenin ekonomik gelişmişlik ölçütü, coğrafi özellikleri, ülkede var olan yerinden yönetim sisteminin şekli ve merkezi idare ile ilişkisi, toplumun siyasi karar alma sürecine katılımı ve kararların uygulama sürecindeki duyarlılığı, değişik yerel yönetim birimlerinin mali, idari ve teknik konulardaki farklı yapıları ve daha da önemlisi ülke düzeyindeki makro politikalar ile gösterdiği iç içelik gibi nedenler optimal büyüklüğün sağlıklı tesbiti önündeki ciddi engeller olarak görünmektedir.