Özet
Yeni yüzyılın başlangıcında Türkiye’nin yapısal problemlerinden bir tanesi de iç göçtür. 1950 yılında şiddetlenmeye başlayan iç göç beraberinde nüfus, istihdam, yaşam kalitesi ve kentleşme açılarından bir çok sorunlar getirmiştir. Nüfus, ekonomik problemler, Çevre şartlarında bozulmalar, siyasi problemler ve savaşlar gibi nedenler ile başlayan göç hareketleri gerek merkezi yönetimi gerekse yerel yönetimleri sosyo-ekonomik açıdan zorlamaktadır.
Bu çalışmanın amacı Türkiye’de iç göçün ekonometrik
modellerini kurmaktır. Bunun için panel verisi modelleri kullanılmıştır. Uygun
modellerden faydalanarak iki tane senaryo analizi yapılarak, iç göç üzerine
öngörüler yapılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Göç, İçgöç, Panel Verisi Modelleri
Göç bireylerin doğdukları
yerleri, özümsedikleri kültürü, akrabalarını ve değer verdiği bir çok şeyi
bırakarak yeni ufuklara doğru yürüyüş sürecidir.
Göç, Cumhuriyeti’nin
kuruluşundan önce ve sonra Türkiye’nin devamlı olarak gündeminde yer
almaktadır. Osmanlı imparatorluğunun çöküşü ile birlikte kaybedilen
topraklardan ana yurda göç hareketi olmuştur. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra
da bu hareket devam etmiştir. En son 1989 yılında Bulgaristan’dan zorla göç
ettirilen soydaşlarımız, bu hareketin son halkasını oluşturmuşlardır.
İkinci Dünya savaşından
sonra Almanya’nın yeniden yapılanması için ihtiyaç duyulan iş gücü nedeniyle
Türkiye’den Almanya’ya doğru işçi hareketi 1960’lı yıllarda başladı. Daha sonra
bu hareket diğer Avrupa ülkelerine doğru da yayıldı. Ve şu anda 5 milyon
civarında iş nedeniyle yurt dışına göç
etmiş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı vardır. Şu anda vize ve yaptırımlar
nedeniyle dış ülkelere yapılan göç asgari seviyeye inmiştir.
1950’de başlayan kalkınma
hareketleri Türkiye’de iller arası göçün ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Gelişmemiş bölgelerden gelişmekte olan ve gelişmiş bölgelere nüfus hareketleri
başlamıştır. Böylece ülke iç göç kavramıyla tanışmıştır. Bu hareketle beraber
sosyal ve ekonomik değişmeler olmuş ve sağlık, eğitim, kentleşme, sosyal
güvenlik ve benzeri problemler ortaya çıkmıştır.
Bugün Türkiye’nin yapısal
problemlerinin nedenlerinden biri de iç göçün beraberinde getirdiği
sorunlardır. İç göç ve etkileri pek çok araştırmaya konu edilmiştir. Bu çalışma
diğer çalışmalara katkı sağlamak ve
göçün nedenlerinin modelini ortaya koymak amacını taşımaktadır.
Çalışmada ilk önce göç
kavramı ve nedenleri açıklanmıştır. Daha sonra Türkiye’de iç göç nedenleri ve
sonuçları örnek çalışmalarla anlatılmıştır. Takip eden kısımda panel veri
analizinin teorik yapısı ortaya konulmuştur. Son kısımda ise veriler ve
Türkiye’nin iç göç model denemeleri yapılıp uygun modeller yorumlanmıştır.
Göç, kişinin, yeni koşullara
daha iyi uyum sağlayabilmek amacıyla ya da doğal, ekonomik, siyasal v.b.
zorunluluklar sonucunda, yaşadığı toplumu değiştirmesi olayına verilen genel
addır[1]. Göç olayının temelinde bulunan
ana faktör, insanların geçimlerini sağlamak için daha uygun yerlere gitmek ve burada iş bulmak, çeşitli imkanlardan
faydalanmak ve yerleşmektir[2]. Bir başka ifadeyle göç,
bir idari sınırı geçerek oturma yerini devamlı ya da uzun süreli olarak değiştirme
olayını ifade etmektedir[3]. Ya da göç kişilerin
gelecek yaşantılarının ya bir bölümünü yada tamamını geçirmek üzere bir
yerleşim biriminden diğerine yerleşmek amacıyla yapmış oldukları coğrafi
nitelikli yer değiştirme olayıdır[4]. Veya, göç, insanın içinde
yaşadığı bir coğrafi ve sosyo-kültürel çevreden ayrılarak başka bir coğrafi ve
sosyo-kültürel çevreye girmesidir[5].
Göç olgusunu incelerken
karşılaşılan en önemli güçlüklerden birisi de türlerini ayırt etmektir. Göçler,
mesafeye, olayın gerçekleştiği yerlere ve sürekliliğine göre ele alınabileceği
gibi , göç olayına yol açan nedenlere göre de ayırt edilebilirler. Ayrıca,
göçler arasında önemli bir ayırım da göçlerin isteğe bağlı ve zoraki göçlerdir
(Afrikalıların köle olarak Amerika’ya götürülmesi). Diğer taraftan, göçleri,
insanların başka taşınma ya da yer
değiştirme hareketlerinden ayırt etmek için , devamlı veya geçici olarak
yapılan ayırıma da rastlanmaktadır.[6]. Geçici olarak yapılan
göçe en iyi örnekler; göçebeler, mevsimlik tarımsal işçiler veya yazlık evlere
giden yazlıkçılar verilebilir.
Yukarıdaki açıklamalardan
sonra sosyo-ekonomik açıdan iç ve dış göç olmak üzere, göçü ikiye ayırabiliriz:
1.
İç göç: Bir ülke sınırları
içersinde, bireyin, bir yıldan az olmamak kaydıyla, yaşadığı ortamı değiştirmesine
iç göç denilmektedir.
2.
Dış Göç: birey ülke sınırlarının
dışında her hangi bir ülkeye yaşadığı ortamı değiştirmek amacıyla gidiyorsa, bu
durumda dış göç söz konusu
olmaktadır.
İnsanların doğdukları toprakları
bırakıp yeni yerlere göç etmesinin temelinde yatan çok sayıda neden vardır.
Genellikle bu nedenleri; Nüfus
Problemleri, Ekonomik Problemler, Çevre Şartlarındaki Bozulmalar, Siyasi
Problemler ve Savaşlar olarak sıralaya biliriz. Bu nedenlerin en önemlileri
ekonomik ve siyasi problemlerdir. Gelir dağılımındaki dengesizlikler, işsizlik
ve yoksulluk gibi ekonomik nedenlerle çok sayıda kişi yaşadığı alanları devamlı
olarak terk etmektedir. Keza siyasi problemlerde insanların göç etmesinde
önemli olmuştur. 1989 yılında, Bulgaristan’dan göç etmek durumunda kalan
Türkler bunun yakın tarihimizdeki en iyi örneğidir. Yada 1947 yılında ayrılan
Pakistan ve Hindistan devletleri arasında karşılıklı kitlesel göç de Türkiye dışından bir örnek
olarak verilebilir. Bu göçle Müslümanlar
Pakistan’a Hindular ise Hindistan’a göç ederek çok büyük nüfus
hareketlerine neden olmuşlardır. Askeri çatışma ve savaşlar kitlesel göçlerin
oluşmasına neden olmuştur. 1980 yılında Rusya’nın Afganistan’ı işgal etmesi ve
1992 yılında Yugoslavya’da ortaya çıkan çatışmalar çok sayıda insanın göç
etmesine neden olmuştur. Çevre şartlarındaki bozulmalar da göçün
nedenlerindendir. İklim değişmeleri, erozyon, su baskınları, deprem ve volkanik
patlamalar gibi doğal olaylar insanların göç etmelerine neden olmuştur. 17
Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra çok sayıda kişi bölgeyi devamlı olarak
terk etmiştir. Yada 1986’da meydana gelen Çernobil Nükleer faciasından sonra
bölgeden çok sayıda insan göç etmiştir[7].
Savaşlar, insan hakları
ihlalleri, kötü ekonomi politikaları ve yönetimler, hızlı nüfus artışı ve doğal
kaynakların yok edilmesi göçe neden olan şartları meydana getirmektedir. Yani
göçün aslında, Dünya sorunlarıdır[8]. Göçle birlikte kültür,
gelenek, görenek ve yaşam biçimleri de hareket etmektedir. Böylece göç edilen
yerdeki sosyo-kültürel yapı getirilen sosyo-kültürel yapıyla genişlemektedir.
Bireylerin göç kararlarının
temelinde, göçün nedenlerini içeren, itici ve çekici faktörler vardır.
Bireylerin doğdukları ve alışkın oldukları yaşam tarzını bırakarak göç kararı
almasına neden olan etkenlere itici faktörler denilmektedir. Diğer taraftan göç
etmek üzere karar verilen yerin cazibelerine ise çekici faktörler adı
verilmektedir. Bireyler itici ve çekici faktörler arasında yaptıkları değerlendirme
çekici faktörler lehine sonuçlandığında yaşadığı yerleri terk etmektedirler. Bu
faktörler iç ve dış göçe göre değişmektedir.
Her göç kararında itici ve
çekici faktörlerin karışımı vardır. Bu karışıma karşılaşılabilecek güçlüklerde
eklenir. Bir göçmen kendi içinde yaşadığı yer hakkında, gideceği yere göre,
daha iyi bilgi sahibi olduğu için, itici faktörleri çekici faktörlere nazaran
daha iyi algılayacaktır. İtici faktörler ve kendinden önce göç edenlerden
edinilen bilgi karşı karşıya kalınacak güçlüklerin etkisinin kolayca aşılmasını
sağlamaktadır. Ancak mesafe kavramı göç hareketinin önemli bir kısıtı
olmaktadır. Çünkü mesafe göç edilecek yerin seçiminde etkili faktör olmaktadır.
Çoğu göçmen için yolculuğun maliyeti ne kadar uzağa gidileceğini tayin eder.
Mesafenin önemi 19.yüzyılın ikinci yarısında ilk defa belirten Ravenstein’a
göre gidilecek mesafe göç eden kişi sayısı ile ters orantılıdır. Ulaştırma
sektöründeki gelişmelere rağmen bu ilişki hala geçerlidir. Mesafenin bir başka
rolü de çıkış yeri ile varış yeri arasında araya giren başka imkanlar veya
engellerin bulunup bulunmadığıdır. Bunlar doğal engeller olabileceği gibi
beşeri engeller şeklinde de ortaya çıkar[9].
Türkiye’de iç göçü iki
başlıkta ele alabiliriz: 1.Devamlı göçler 2.Geçici göçler. Çalışmamızın amacı daimi göçler üzerine olduğu için,
mevsimlik göçleri gözardı ediyoruz.
Çalışmada, herhangi bir il
sınırı içersinden diğer bir il sınırları içersine yapılan göç ele alınacaktır.
Bu açıdan baktığımızda göç kavramının iki yönü olduğu görülmektedir. İlk yön,
göç alan iller iken ikinci yön ise göç veren illerdir. Bu durumda göçün mekan
boyutu oluşmaktadır. Yani mekan açısından farklılık söz konusu olduğunda, daha
iyi durumda olan mekana doğru nüfus hareketi gerçekleşmektedir.
Türkiye’de iç göçler
genellikle belli bir takım merkezlere yapılmaktadır. Daha çok kırsal
yerleşmelerden kentlere doğru olan iç göçün hep aynı merkezlere yapılması,
zamanla buralarda bir doygunluğa yol açmakta ve iç göç bu merkezlere yakın
yerlere doğru kayma göstermektedir[10].
Türkiye’de göç hareketi
özetle aşağıdaki gibidir:
1935 nüfus sayımına göre,
1.1 milyon civarında göç eden nüfusumuza sonraki yıllarda önemli katılımlar
olmuştur. Nitekim, göçe katılan nüfus, 1940-1945 yılları arasında 1.3 milyon,
1950-1955 yılları arasında 2.5 milyon (Toplam nüfustaki payı %10.4), 1955-1960
yılları arasında 3.1 milyona (toplam nüfustaki payı%11) çıkmıştır[11].
Türkiye’de iç göç
hareketinin şiddetlenme dönemi 1950 olarak kabul edilmektedir. 1950 yılına
kadar il içi göç ve mevsimlik işçi göçü ile karşılaşılan ülkemizde, bu yıllarda
başlayan ekonomik canlanma ile il dışı göç ortaya çıkmıştır. 1950’den sonra
tarımda kaydedilen gelişmeler ile birlikte karayolu, liman, hidroelektrik
santrallerin inşası ve sanayi bölgelerinin oluşturulması gibi yeni iş
sahalarının açılması iç göçü tetiklemiştir.
1960-1965 yılları arasında
göç eden nüfus oransal olarak en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu dönemde , 4
milyona yakın kişi (toplam nüfustaki payı %16.1) göç etmiştir. 1970’den sonra
ise, iç göç artışında nispi bir azalma görülmüştür. 1975-1980 döneminde 2.7
milyon kişi göç etmiştir[12]. Toplam nüfustaki pay ise
%7.1’e gerilemiştir. 1980-1985 döneminde 2.8 milyon kişi göç ederken, iç göçün
toplam nüfustaki payı %6.5’e düşmüştür. Son olarak 1985-1990 dönemini dikkate
aldığımızda ise, göç eden kişi sayısının tekrar yükseldiğini görmekteyiz. Bu
dönemde 4.1 milyon kişi göç etmiş ve toplam nüfustaki pay %8.1’e çıkmıştır.
Gerçi iç göç değerlerinde 1960-1975 dönemine nazaran nispi olarak azalma söz konusudur.
Ancak Türkiye için iç göç hala vardır. Ve iç göçler ülke nüfusunun yeniden
dağılımını ortaya çıkartır. Bu nedenle her ne kadar nispi olarak düşmüş olsa da
sonuçları itibariyle iç göçler hem sosyal hem de ekonomik açıdan önemini
muhafaza etmektedir.
1955-1960 arasında göç
vermede ilçe merkezleri önemli yer tutarken 1970-1975 devresinde göç vermede
ilçe merkezleri yerine köy ve bucakların önem kazandığı görülmektedir. Söz
konusu değişim, eskiden beri nüfus çekim merkezleri olan büyük şehirlerin cazibelerinin
devam etmesiyle birlikte, artık iller içinde mahalli merkez durumunda olan bazı
ilçe merkezlerine de gitmenin önem kazandığını yansıtmaktadır. Böylece
Türkiye’deki iç göçlerde nüfus alanlarda da önemli değişim meydana gelmektedir[13].
Türkiye’de iç göçün başlamasına etki etken
temel faktörleri; Nüfus artışı, Tarım
tekniklerinin gelişmesi [14], Parçalanan Tarımsal
Alanlar[15],
Arazi kamulaştırma çalışmaları, Kalkınma projeleri [16],[17], İmalat sektörünün gelişmesi, Ulaştırmanın
gelişmesi [18],
Huzursuz ortam[19] olarak sıralayabiliriz.
Bu konuda ayrıntılı bilgi için dipnotlardaki kaynaklara bakılabilir.
Göçün meydana getirdiği ve
getireceği sosyo-ekonomik sonuçları vardır. Bu sonuçlar etkilerine göre aşağıda
açıklanmıştır. Bu açıklamaları Türkiye baz alınarak yapılmıştır. Yani bu
başlıkta Türkiye’deki göçün sonuçları incelenecektir.
Yaşlı nüfus göçten
etkileneceklerin başında gelmektedir. Bu nüfus, değişime hızlı bir biçimde ayak
uyduramamaktadır. Bunlar göç kararına duygusal ve hatıralar penceresinden
bakmaktadırlar. Hal böyle olunca göç fikrine yaşlı nüfus olumsuz bakmaktadır.
Yaşlılar göçe iştirak etmemektedirler. Eğer baraj projeleri gibi nedenlerden
ötürü göç etme durumuyla karşılaşırlarsa, yeni yerleşim yerlerine, fizik ve
sosyal çevreye daha güç alışma ve uyum sorunları ortaya çıkmaktadır[20]. Özellikle kırsal
kesimden göç edenler kent ve ilçe merkezlerinde yerinde üretim geleneklerini
devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Bu durum ise kır ve kent kültürü arasında
çatışma meydana getirmektedir. Yaşlıların göçten sonra etkilendikleri bir husus
kırsal alandaki meşguliyetlerini kaybetmeleridir. Yeni yerleşim yerlerinde iş
olarak nitelendirdikleri faaliyetlerde bulunamamaktadırlar.
Göç eden bireylerin,
geldikleri yerlerle bağlantıları kesilmediğinden, göç edilen ve varılan
yerlerin kültürlerini taşıyan, ara kültüre sahip bireyler oluşmaktadır. Böylece
kentlerin nüfus potansiyelini oluşturan geniş kitlelerin sahip oldukları
değerler kentlere yayılmaya başlamıştır. Sonuçta, kentler gün geçtikçe büyüyüp
köyün değerlerini taşımakta iken, köylerde de nüfus azalarak kentin ve
teknolojinin oluşturduğu gelişimlere açılmaktadır[21].
Göç eden nüfusun en büyük
problemi iş üzerinedir. Bu nüfusun eğitim düzeyi düşüktür. Sahip oldukları
bilgi birikimi tarımsal yapıya uygun olduğu için, bunların kent ortamında
kullanmalarına imkan bulamamaktadır. İlk aşamada vasıfsız işçi pozisyonunda
işsiz olarak yeni yerleşim birimine gelmektedirler. Mersin ili için yapılan 424
göç eden kişi ile ilgili araştırmada; bireylerin %85’i ilkokul ve daha alt
düzeyde eğitime sahiptir[22]. Bu araştırmada kente
gelenlerin vasıfsız olduğu düşüncesi doğrulanmaktadır. Sermaye birikimiyle
gelenler ticaret ile uğraşmaktadırlar. İşlerini büyütmek amacıyla göç edenler,
küçük ve orta ölçekli işletmeler kurarak üretim faaliyetlerinde
bulunmaktadırlar.
KARTAL’ın (1992)[23] 405 göç eden hanehalkının
toplam 2854 kişi üzerinde yaptığı çalışmada istihdam yapısı ortaya konulmuştur.
Deneklerin tümü göz önüne alındığında %15.7’si devlet memuru, %41’i işçi ve
%32.7’si serbest çalışmaktadır. Göç edenlerin istihdam yapısının ağırlığını işçi kesimi oluşturmaktadır.
Göç kararının temelinde
yatan düşünce yaşam kalitesinin arttırılmasıdır. Özellikle kıt doğal ve
ekonomik kaynakların bölüşümündeki dengesizlikler insanları göçe itmektedir.
Yeni yerleşim birimlerinde daha fazla elde edilmesi ümit edilen kaynaklarla göç
edilen yere nazaran yaşam kalitesinin artacağı düşünülmektedir. Ancak gözardı
edilen hususlar vardır. İlki kırsal bölgelerde ev için üretim yapılmaktadır.
Göç sonucu daha önce kendilerinin ürettikleri malzemelerin dışarıdan satın
alınması gerekmektedir. İkinci daha önce aile ekonomisi çerçevesinde üretici
olan aile bireyleri, kentlerde tüketici durumunda olmaktadırlar. Böylece
ailelerin geçimi daha da güçleşecektir. Üretime katkı sağlayan bireylerin, kent
yaşamında üretime katkı sağlamaları zaman alacak ya da kısa vadeli çözümler ile
katkı sağlanmaya çalışılacaktır.
Yaşam kalitesinin göç
üzerindeki etkisi bilinen bir gerçektir. Yaşam kalitesi yüksek olan kırsal
kesimlerden göç olmamaktadır. Bu durum
Oktik’in[24]yaptığı
alan çalışmasında ortaya konulmuştur. Çalışma Muğla’nın orman ve deniz
kıyısındaki beş köyünde göç olgusu üzerine yapılmış olup göç ile ilgili olarak
şu yorumlara yer verilmiştir:
“Araştırmanın yoğunlaştığı
bu beş köyde yurtdışına işçi olarak kimse gitmemiştir. Nedeni sorulduğunda
alınan cevap bu köylerdeki yaşam şeklinin Almanya’dan daha iyi olduğu
inancıdır. Ancak bu beş köyde göç olmamasının temel nedeni ekonomik girdilerin
Türkiye ortalamasından yüksek olmasıdır. Bu köylerin tümünde yol, su, yetersiz
telefon santrali gibi problemler olmasına karşın köylerin tümünde yöre
tüketimine, turizme ve sanayiye yönelik tarım yapılmakta olup bunun yanı sıra
köylerin arıcılık, hayvancılık ve zeytincilikten elde ettikleri gelirler hem
yüksektir, hem de köylüye bağımsız ve kaygısız hareket edebilme imkanı
vermektedir. Bu ürünlerin aracı olmaksızın ya yöre pazarları aracılığı ile yada
direk otellere satılması sonucu köylü kar mantığına dayalı olarak üretim
yapmaktadır.”
Bugün sanayileşme süreci
içersinde kabul edilen gerçek kentleşmenin bunun bir uzantısı olan göçün
durdurulamayacağıdır. 1920’lerde ülke nüfusunun
%90’ı kırsal kesimde yaşarken 1990’larda bu oran %50’ye düşmüştür. Kırsal
kesimin ülke genelinde ulusal gelirdeki payı 1960 yılında %55.4 iken 1990
yılında bu oran yaklaşık %16 civarına düşmüştür[25]. Kentlerde yaşayan nüfus
bakımından Dünyada 13.sırada bulunan Türkiye’de 1997 nüfus sayımına göre 62.8
milyon kişinin 40.6 milyonu kentlerde yaşamaktadır. Göçlerin bu hızla devam
etmesi sonucu 2000’li yıllarda Türkiye nüfusunun %85’inin kentlerde yaşaması
beklenmektedir.
Kentlerin hızlı bir biçimde
büyümesi kentsel gelişmenin kontrol edilmesini zorlaştırmıştır. Kontrolsuz
kentsel büyüme nedeniyle konut, su, kanalizasyon, ulaşım, okul ve sağlık
hizmetlerinin sağlanması daha pahalı olmuştur. Büyük kentlerin ulaşım, konut,
temiz içme suyu, kanalizasyon sorunu ile karşı karşıya bulunduğu bir gerçektir.
Kentlerin ısıtılmasında kullanılan yakıtlar ile ulaşım araçlarının havaya
bıraktıkları atıklar ve sınai kuruluşlarının kentler içinde bulunması
dolayısıyla ortaya çıkan atıklar kentlerin doğal çevresini bozan ve kentsel
çevre kirlenmesini tahammül edilemez boyutlara ulaştıran faktörler olmuştur[26].
Özellikle düzensiz
kentleşmeden ve göçlerden doğan sorunlar çok değişiktir. Aslında alt yapıdan
genellikle yoksun olan kentlerin, hızlı
bir nüfus artışı nedeniyle konut sağlama, temiz su ve sağlık hizmetleri, okul
ve ulaşım, eğitilmiş personel, çöp ve enerji sorunlarını çözme bakımından ne
kadar yetersiz kalacağını kestirmek zor değildir. Çünkü plansız yerleşim
bölgelerini düzeltmek, ilkel yaşam koşullarını iyileştirmek çok güç olduğu
gibi, kaybedilmiş sağlıklı bir çevreyi de özellikle fiziksel mekan olarak
yeniden kazanma olanağı hemen hemen hiç yok gibidir[27]. Bu etkilerin ortadan
kaldırılması için nüfus hareketlerine göre tedbirlerin alınması gereklidir. Bunun
için göç olgusunun nedenlerinin kentler ve bölgeler açısından tesbit edilip
yorumlanması gerekmektedir.
Özetle, hızlı kentleşmenin
kentsel arazi üzerindeki etkileri bozucu ve yıpratıcı niteliktedir. Zamanla
aşınma, yoğun ve hor kullanma, başıboş bırakma ve üzerine eğilmeme sonucu
kentsel yerleşmeler engellenemez biçimde çürümekte, bozulma bireysel ilişkilere
de yansımaktadır. Her ne kadar çürüme belli yörelerde gerçekleşiyor izlenimini
verse bile, etkisinin kentin tümü üzerine yayılmakta olduğu yadsınamaz. İşte
kentsel toprağın çevresel, sosyal ve ekonomik kalitelerinde hızla inişe geçiyor
olması kent plancısına yeni baştan
düzenleme ve onarma çabalarında, gelişmeleri ayrıntılarını anlama ve kavrama
sorumluluğunu yüklüyor. Fiziksel tasarlama ve yeniden yapılanma çalışmalarında
bir yöredeki binaların, sokakların, kanalizasyon sisteminin düzeltilmesi,
onarımı ya da yeni baştan yapılanmasından sorumlu planlamacının kenti tümüyle
sağlıklı bir yapıya kavuşturabilmesinin araçlarından biri kentsel yenilemedir. Yenileme çabaları çerçevesinde planlamacının
sorunu salt yöredeki çürümekte olan yapıların düzeltilip, onarımından ibaret
değildir. Aynı derecede önemli olan, değer kaybına uğramış kentsel yörelerde
toplumsal yozlaşmayla çürüme sonucu artan toplumsal sorunların önüne
geçebilmektir[28].
Bu durumda göçün sebep olduğu çevresel ve toplumsal maliyeti göstermektedir. Bu
maliyetin sonucu olarak, aslında, kentlerimiz birer şehirlileşemeyen şehirler
haline gelmiştir.
Zaman boyutuna sahip kesit
serilerini kullanarak ekonomik ilişkilerin tahmin edilmesi yöntemine panel
veri analizi adı verilmektedir. Bu analizde zaman serileri ile kesit
serileri bir araya getirilerek, hem zaman hem de kesit boyutuna sahip veri seti
oluşturulmaktadır. Kesitte yer alan gözlemlerin yıllar itibari ile tekrarı söz
konusudur. Bu açıdan bakıldığında, panel verisi analizinin temelinde tekrarlı
varyans analizi ile varyans analiz modellerinin bulunduğu görülecektir.
Özellikle OECD’nin
yayınladığı istatistiklerde bir çok ülke için yıllar bazında oluşturulmuş çok
sayıda ekonomik seriler mevcuttur. Son zamanlarda, her biri farklı zamanlarda
gözlenmiş, binlerce birey ya da aileye ait gözlemleri içeren dikey veri setleri
hazırlanmıştır. Bazı deneysel çalışmalarda, eş anlı olarak farklı firma, eyalet
ya da endüstrilere ait veri setleri analiz edilmiştir. Bu tür veri setleri
ekonomi hakkında zengin bilgi kaynağı sağlamaktadır. Ancak bunların
modellenmesi oldukça ayrıntılı stokastik tanımlamaları gerektirmektedir[29].
N sayıda ekonomik birimin ve
her birime ait T sayıda gözlem bulunduğunu varsayalım. Bu iki boyutun birlikte
ele alınması panel verilerini meydana getirir. Bu panelde, herhangi bir yıla
ait değerler panelin kesit boyutunu, ekonomik birimlerin yıllar itibari ile
aldıkları değerler ise zaman boyutunu ifade etmektedir. Yani her ekonomik
birime karşılık gelen bir zaman serisi vardır. Ancak bu noktadaki problem,
tahmin ve yorum amacıyla bir araya toplanan verilerde bireysel farklılıkları
muhafaza eden ekonometrik modelin nasıl tanımlanacağıdır.
Panel veri modeli 1 nolu
eşitlikteki gibi ifade edilsin:
yit = b1it + b2it x2it + b3it x3it + eit .................................................................1
i= 1,..., N ; t=1,..., T
Bu genel modelde, sabit ve
regresyon parametrelerinin her zaman periyodunda her bir birey için ayrılmasına
izin verilmektedir. Bu model, veri noktasından çok bilinmeyen parametre olduğu
için, yapısı kontrol edilememektedir. Modelin işleyişini sağlamak için
yapılabilecek çok sayıda basitleştirici varsayımlar vardır. Doğruluğu sağlama
veri üretme sürecinden meydana gelen ekonometrik modelin tanımlanmasıdır.
1’nolu eşitlikteki ekonometrik modelin basitleştirici yöntemlerinden ikisi bu
kısımda incelenecektir; Sabit Etkiler
Modeli ve Tesadüfi Etkiler Modeli. Her iki modelde de, eit
hatalarının tüm zaman dönemlerinde ve tüm bireyler için bağımsız ve N (0,
) şeklinde dağıldığı varsayılmaktadır[30]. Şimdi bu modelleri ele
alalım:
Modelin genel formülasyonu,
birimler arasındaki farklılıkların sabit terimdeki farklılıklarda
yakalanabildiğini varsaymaktadır[31]. Bu amaçla panel verisi
modeli kukla değişken yardımıyla tahmin edilmektedir. 1’nolu model ele
alındığında,
b1it= bit ; b2it= b2 ; b3it= b3 ...................................2
olduğu varsayılmaktadır. Burada yalnızca sabit parametre değişmekte ve sabit terim zamana göre değil ama kesit bazında farklılıklar göstermektedir. Yani zaman boyutu sabit tarafından muhafaza edilmesine rağmen bireyler arasındaki davranışlarında farklılık gösterdiği ifade edilmektedir. Hem kesit hem de zaman boyutu dikkate alındığında model,
yi = x1 b1j+XN bS + e ...................................................................................3
elde edilir [32]. 3 no’lu model ise genellikle
Kukla Değişkenli En Küçük Kareler Modeli (LSDV) olarak ifade edilmektedir. Son
eşitliği ele aldığımızda, farklı bireyler için farklı sabitler vardır. Modelin bu şekilde ele alınması uygun
mudur? Yada tüm parametrelerin N
birey için eşit olduğu varsayılan bir model uygun olacak mıdır? Eğer tüm
parametreler aynı ise ve diğer varsayımlar geçerliliğini sağlıyorlarsa, bu
takdirde bireyler ve zaman boyutlarında davranış farklılığı yoktur. Böylece
veriler, NT gözlemler seti bir örnek olarak ele alınabilir. Burada gruplar
arası farklılıklar söz konusu olduğundan, F testiyle sabit terimlerin eşit
olduğu hipotezini test edilebilir.
Farklı sabit parametreye
sahip her bir bireyin davranışlarındaki farklılıklar kukla değişkenli model ile
yukarıda açıklanmıştır. Bu başlıkta ise, örnekteki bireyler tesadüfi olarak
çekilmişlerse ya da birey ana kütlesinden temsilci olarak alındıklarında daha
kullanışlı olan bir diğer model ele alınmaktadır. Burada, bireyler tesadüfi
olarak seçildiklerinde, gözlenen bireysel (birey açısından gerçekleşen)
farklılıklar tesadüfidir. Belirtilen farklılıklara tesadüfi etkiler
denilmektedir. Tesadüfi etkiler örnekleme sürecinin bir sonucudur. Böylece 1
no’lu eşitlikteki,
yit= b1i+b x2it+b3 x3it+eit ............................................................................1
b1i’nin tesadüfi değişken
olarak alınıp,
b1i =
+mi .............................................................................................4
şeklinde modellenmektedir. Sistematik dönüşümlü parametre modellerindeki gibi, 4 no’lu eşitlikteki parametre dönüşüm modeli 3 no’lu modelde yerine konulduğunda,
Yit
= (
+ mi) + b2 x2it + b3 x3it + eit .........................................................5a
=
+
bk xkit
+ (eit + mi) .................................................................5b
elde edilir. 5b’ deki ifade hata
bileşen modelinin genel biçimidir. “hata bileşen” ifadesi
eit + mi
teriminden kaynaklanmaktadır. Bu terim iki bileşenden meydana gelmektedir: eit
tüm hataları gösterirken, mi, bireysel “spesifik” hata, bireysel farklılıkları
ve sabit zamana göre bireyler arasındaki değişmeyi gösterir.
5 a-ve b eşitliklerindeki
ifadelerin matris gösterimi;
yi= Xi
b
+ mi x1 + ei. ..................................................................................6
Tesadüfi
Etkiler Testi :
Breusch-Pagan (1980)[33] EKK hatalarına dayanan,
tesadüfi etkiler modeli için Lagrange Çarpan testi geliştirmişlerdir. “Tesadüfi
etkilerin sıfır olduğu” sıfır hipotezi yani,
=0 araştırılmaktır.
Hausman
Testi : Sabit ya da tesadüfi
etkiler modelleri arasındaki belirgin fark, sabit-zaman etkisinin bağımsız
değişkenlerle ilişkili ya da ilişkisiz olup olmadığıdır. Tesadüfi etkiler
modeli geçerli olduğunda , sabit etkiler tahmincileri hala tutarlı
tanımlanabilen parametre tahminleri verir. Sabit etkiler tahmincisi, diğer bağımsız
değişkenlerle ilişkili sabit-zaman faktörlerinin hepsinin ölçülebildiğinden
emin olmadıkça tesadüfi etkiler tahmincisine tercih edilmemelidir[34].
Bir çok araştırmacı, sabit
etkileri tahmin etmeyi tesadüfi etkileri tahmin etmekten daha ikna edici bulur.
Bu tercih (tam deneme ve yarı deneme
durumları hariç) sabit etkilerin ilgili açıklayıcı değişkenlerle
ilişkisiz olması mümkün değildir düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Aslında ne
sabit etkiler tahmincisi ne de tesadüfi etkiler tahmincisi mükemmeldir. Tesadüfi
etkiler tahmincisi gerçek etkinin üzerinde sapmalı tahminler verirken, sabit
etkiler tahmincisi gerçek etkinin altında sapmalı tahminler verdiği
bilinmektedir[35].
Bu durumda, “hangi model kullanılmalıdır?” kaçınılmaz
bir sorudur. Şu ana kadar b1i ve açıklayıcı değişkenler arasındaki
ilişkiye bağlı olarak farklı özelliklere sahip iki tahminci geliştirilmiştir.
Özellikle ,
-
Eğer etkiler açıklayıcı değişkenler ile ilişkisiz ise, tesadüfi etkiler
(RE) tahmincisi tutarlı ve etkindir. Sabit etkiler (FE) tahmincisi ise tutarlı
fakat etkin değildir.
-
Eğer etkiler açıklayıcı
değişkenler ile ilişkiliyse, sabit etkiler tahmincisi tutarlı ve etkin fakat
tesadüfi etkiler tahmincisi tutarsızdır.
Hausman test istatistiği
“Tesadüfi etkiler tahmincisi doğrudur.” Sıfır hipotezi altında k serbestlik
dereceli ki-kare dağılımı göstermektedir.
Türkiye’de iç göç hakkında
genellikle sosyal analizler ile alan araştırmaları sonucunda elde edilen
verilerden hareketle yapılan istatistiksel analiz çalışmaları vardır. Çalışmada
iç göçü etkileyen faktörler arasında nedensellik ilişkileri ortaya konulmaya
çalışılacaktır. Bu nedensel ilişkileri gösteren ekonometrik modeller tahmin
edilecektir.
Son yıllarda “Beşeri”
coğrafya akımı gelişerek, insanı tüm incelemelerin temeline koymaya başlamıştır. Beşeri coğrafya
akımının beşeri coğrafyaya yaptığı en büyük katkı yalnızca araştırmacıların
insanların üzerinde yaşadıkları mekanla ilgili fenomolojik ve existansiyal
ilişkilerini görmelerini sağlamak olmamıştır. Coğrafyacıların, her tür insanın
gündelik ve oldukça özgün sayılan konularıyla ilgilenen çok sayıda araştırma
yapmasına da katkı yapmıştır. Gündelik yaşamın, coğrafyanın çalışma objesi
olması nedeniyle bu gün artık sosyal ve kültürel coğrafya dalları ortaya
çıkmıştır. Bu bağlamda beslenmek, çalışmak, arkadaş bulmak için zaman
içinde ve mekan üzerinde hareket etmek
zorundadırlar. İşte zaman ve coğrafya , birey ve mekan buluşmasına, dolayısıyla
da bu ilişkinin kavramlaştırılmasına imkan sağladığı için önem kazanmaktadır.
Zaman-coğrafya, hem zaman ve mekan içinde hareket eden bireyi izlememizi hem de
aynı zamanda onun sosyal, ekonomik, kültürel ve politik koşullar tarafından
yönlendirilen ve belirli yollar ve yerler arasında geçen düzenli hareketlerini,
zaman-mekan yapısı içinde anlamlandırmamızı sağladığı için önem taşımaktadır[36]. Göç, beşeri coğrafyanın
ilgi alanına girmektedir. Zaman-coğrafya tanımının başlığında ele alındığında
bu olgunun hem zaman-mekan boyutu hem de sosyo-ekonomik boyutu ile bunlar
arasındaki ilişkiler açıkça görülebilecektir. Bu nedenle Türkiye’de iç göçün
ekonometrik modellemesi çalışmasında panel veri analizi kullanılmıştır.
Ülkemizde 1927 yılından bu
yana sonu 0 ve 5 ile biten yıllarda nüfus sayımı yapılmaktadır. Yalnızca 1995
yılında sayım yapılmamış ise de 1997 yılında nüfus sayımı yapılmıştır. 1950
yılında yapılan sayıma ait yayınlarda iç göçler ile ilgili dolaylı bilgiler
verilmesine rağmen 1955 ve 1960 yıllarında yapılan sayımlarına ait yayınlarda
hiç değinilmemiştir. 1985 yılına kadar yapılan iç göçler ile ilgili
araştırmalarda kişinin doğduğu yer baz alınmaktaydı. Ancak 1985 yılında DİE
tarafından yayınlanan “Nüfus sayımı 12.10.1980 Daimi İkametgaha Göre İç Göçler”
yayını ile araştırmacıların daha güvenilir çalışma yapmasına zemin hazırlayan
bir veri tabanı oluşturulmuştu. Aynı yayın DİE tarafından 1985 ve 1990
yıllarına ait nüfus sayımları içinde yayınlanarak veri tabanının sürekliliğini
sağlanmıştır. Bu nedenle, iç göçler ile ilgili olarak üç döneme ait veri
bulunduğu için çalışmamız 1980-1990 dönemi ile sınırlanmaktadır. 1980, 1985 ve
1990 yıllarına ait göç istatistiklerinden Net
Göç Hızları (GO= göç oranı) verileri elde edilmiştir. Net göç hızları bağımlı
değişken olarak modellerde yer almaktadır. Bu değerler alınan göç ile verilen göç
arasındaki farkın toplam nüfusa oranı şeklinde hesaplanmaktadır.
İllerin gelir değerlerini
ifade etmek üzere Gayri Safi Yurtİçi Hasıla değerleri alınmıştır. 1980 ve 1985
yıllarına ait değerler ÖZÖTÜN (1988)[37]’nün çalışmasından 1990 yılına ait değerleri ise
DİE yayınladığı istatistiklerden elde edilmiştir. Elde edilen bu değerler
caridir. Cari değerler 1968[38] bazlı TÜFE ile sabit
değer haline getirilmiştir. Daha sonra bu değerler ilin nüfusuna bölünerek Kişi Başına Gayri Safi Yurt İçi Hasıla
(KBGSYH) değerleri elde edilmiştir[39].
İllerin servet değerlerini
ifade etmek üzere Elektrik Tüketim Değerleri kullanılmıştır. Böylece elektrik
tüketimi servetin yerine vekil değişken olarak ele alınmıştır. Bu değişkenin
servet yerine kullanılmasının temel mantığı, hem evlerdeki elektrikli aletler
açısından serveti hem de sanayide temel enerji girdisi olması nedeniyle sermaye
birikimini göstermesidir. Ya da daha geniş ifadeyle, eğer elektrik enerjisini
kullanıyorsanız., bunun kullanıldığı bir ürün mutlaka olacaktır. Bu ürün
evlerde bulaşık makinesi, klima veya bunun benzeri bir cihaz olurken, sanayide
üretim sürecinde kullanılan plastik enjeksiyon makinesi, üretim bandı ve bunun
benzeri aletlere karşılık gelecektir. Böylece bir ilin servetini ve bu ilin
çekici-itici etkisini tesbit etmek üzere elektrik tüketimi ele alınacaktır.
Güngör(1997)[40]
çalışmasında elektrik tüketimini benzer şekilde sermaye değişkeni olarak üretim
fonksiyonunda ikame etmiştir. İllerin elektrik tüketimleri nüfusa bölünerek Kişi Başına Elektrik Tüketim Değerleri
(KBELEK) bulunmuştur.
İnsan sermayesi değişkeni
için eğitim indeksi hesaplanmıştır. Burada eğitim derecesindeki artış insan
sermayesindeki artışa eşdeğer görülmektedir. Böylece kazanılan diploma derecesi
arttıkça insan sermayesinin etkinliği de
artmaktadır. İldeki eğitim seviyesi dikkate alınarak Eğitim İndeksi (EGTOR) değişkeni
oluşturulmuştur. Bu değişken oluşturulurken aşağıdaki formül kullanılmıştır:
Ortalama Eğitim yılı = SYjMSj
Burada Yj ile
kazanılan diploma derecesi için harcanan yıl sayısını ifade etmektedir. MSj
ise anılan diploma derecesine kaç kişinin sahip olduğunu göstermektedir.
Harcanan yıl sayıları aşağıdaki Tablo 1’de verilmiştir[41]. Her il için elde edilen
Ortalama Eğitim Yılı ilin toplam nüfusuna oranlanarak EGTOR değişkeni elde
edilmiştir. Eğitim ile ilgili veriler DİE’nin 1980, 1985 ve 1990 yılları için
yayınladığı Genel Nüfus Sayımı – Sosyal ve Ekonomik Nitelikler isimli
istatistiklerden derlenmiştir.
|
J= Eğitim Düzeyi |
Harcanan Yıl Sayısı |
|
Okuma Yazma Bilmeyen |
0 |
|
Bir öğretim kurumundan
Mezun Olmayan |
2 |
|
İlkokul |
5 |
|
Ortaokul |
8 |
|
Lise |
11 |
|
Fakülte |
15 |
Göçün nedenlerinden
birisinin de işsizlik olduğu daha önce belirtilmişti. Bu nedenle model
tahminlerinde işsizlik Oranı (İSOR)’na
değişken olarak yer verilmiştir. İSOR değişkeni, Son haftada tuttuğu iş
tablolarından elde edilen işsizlik değerleri 12 yaş ve üstü iş gücüne
oranlanarak elde edilmiştir. İşsizlik Oranı ile ilgili veriler DİE’nin 1980,
1985 ve 1990 yılları için yayınladığı Genel Nüfus Sayımı – Sosyal ve Ekonomik
Nitelikler isimli istatistiklerden derlenmiştir.
Tarım işkolu gizli
işsizliğin en yoğun olduğu sektördür. Bu nedenle tarım iş gücünün yüksek olduğu
bölgelerde göç hareketini etkilemesi beklenir. Burada illere ait tarımsal iş
gücü nüfusu, toplam iş gücü nüfusuna oranlanarak Tarımsal İş gücü Oranı (TAROR) değişkeni elde edilmiştir. Tarımsal
iş gücü oranı ile ilgili veriler DİE’nin 1980, 1985 ve 1990 yılları için
yayınladığı Genel Nüfus Sayımı – Sosyal ve Ekonomik Nitelikler isimli
istatistiklerden derlenmiştir.
Sağlık hizmetlerinin
gelişmesi, refahın bir göstergesidir. Özellikle kişi başına düşen hekim sayısı
gelişmişlik karşılaştırmalarında kullanılmaktadır. Bu nedenle iller bazında,
Uzman hekim, Pratisyen hekim ve diş hekimi verileri kullanılarak Sağlık İndeksi (SAGOR) değişkeni
oluşturulmuştur. Bu indeks 10 000 kişiye düşen doktor-hekim sayısını
göstermektedir. Sağlık İndeksi ile ilgili veriler DİE’nin ilgili Türkiye
İstatistik Yıllığı yayınlarından derlenmiştir.
Terörün,Türkiye’de iç göç
nedenlerinden olduğunu belirtmiştik. Bu nedenle terörden doğrudan etkilenen
iller kukla değişken olarak model çalışmalarında kullanılmıştır. Bu iller Ağrı,
Bingöl, Bitlis, Hakkari, Mardin, Muş, Siirt, Tunceli ve Van illeridir.
Türkiye’de iç göç dönemler
itibariyle ele alındığında inişler çıkışlar olduğu belirtilmişti. Bu nedenle
göç oranının zaman içersindeki değişmeleri görmek, modelde yer alması
sağlanamayan değişkenlerin etkisini tespit etmek için zaman değişkeni de
(TREND) modellerde yer almıştır.
Bu kısımda farklı model
tahminlerinden istatistiki ve ekonometrik kriterlere uygun olan verilmiştir.
Her modele ait üç tahmin seti verilecektir. Bu tahmin setleri;
- Sınırlı En Küçük Kareler: Bu
modelde bireysel etkilerin tümünün eşit olduğu kabul edilmiş ve EKK
uygulanmıştır.
- Sabit Etkiler: Sabit terimin
bireysel etkilere göre ayırarak tahmin edilen Kukla Değişkenli EKK sonuçlarını
içermektedir. Ancak il sayısı fazla olduğu için senaryo analizinde kullanılacak
modellerin kukla değişken değerleri ayrı olarak verilecektir.
- Tesadüfi Etkiler: Tesadüfi
etkiler GEKK ile tahmin edilmiştir.
Analizde grup ve değişken
etkilerini ortaya koymak için kullanılacak Chow testleri için dört model ele
alınacaktır. Bu modeller,
Model 1 Þ yit = b1 + eit (Grup ve
değişken etkileri yoktur)
Model 2 Þ yit = b1i + eit (Yalnızca grup
etkileri söz konusudur)
Model 3 Þ yit = b1 + b´Xit + eit (Yalnızca değişkenlerin etkisi
vardır)
Model 4 Þ yit = b1i + b´Xit + eit (Hem değişkenlerin hem de grup
etkisi söz konusudur)
İlk modelde grup ve bağımsız
değişkenlerin etkisinin olmadığı, ikincisinde ise yalnızca grup etkilerinin
bulunduğu görülmektedir. Üçüncü model ise EKK regresyonudur. Son model ise,
bireysel etkilerle birlikte değişkenlerin de etkisinin söz konusu olduğu
modeldir. Bu dört modele ait log-olabilirlik fonksiyon ve EKK’den elde edilen
hata kareler toplamlarına dayanan Chow test sonuçları verilecektir. Bu testler
ile,
Model 1 ve 2 Þ H0: “Grup
etkileri yoktur”,
Model 1 ve 3 Þ H0: “Bağımsız
değişkenlerin etkisi yoktur”
Model 1 ve 4 Þ H0: “Ne grup
etkisi ne de açıklayıcı değişkenlerin etkisi yoktur”
Model 3 ve 4 Þ H0: “Açıklayıcı
değişkenlerin etkisi var fakat grup etkileri yoktur”
Sıfır hipotezlerinin ki-kare
ve F dağılımlarına göre anlamlılıkları araştırılacaktır. Sabit-Tesadüfi etkiler
LM testi ile araştırılacak ve sabit etki modelinin mi yoksa tesadüfi etki
modelinin mi uygun olduğu, Hausman testi ile araştırılacaktır.
Analizde zaman boyutunun üç
dönem içermesi modelde yer alan değişken
sayısını kısıtlamaktadır. Bu nedenle modellerde en fazla üç açıklayıcı değişkene
yer verilmiştir[42].
T®¥ olduğunda sabit etkiler
tahmincileri tutarlıdır. Bununla birlikte, T sabit ve N®¥ ise bu taktirde yalnızca sabit etkilerin b tahmincisi tutarlı, bireysel etkilerin (b1i+mi) sabit etkiler tahmincisi N
artarken bu parametrelerin sayısı da arttığı için tutarlı değildir[43].
Yukarıda tanımlanan değişkenlerle KBGSYIH ve/veya KBELEK değişkenleri yer almak üzere tüm mümkün modeller denenmiştir. Özellikle ele alınan modellerin hiç birinde terör değişkeni anlamlı bulunmamıştır