DOĞAL İŞSİZLİK
ORANININDAKİ KEYNESYEN İSTERİ ÜZERİNE
KLASİK BİR
İNCELEME:
Kalman Filtre
Tahmin Tekniği ile Türkiye Örneği 1950-1995
Bu çalışmada, doğal işsizlik oranının bir önceki dönem gerçekleşen işsizlik oranını takip ettiği şeklinde özetlenebilecek olan “Hysteresis (İsteri) Hipotezi”nin Türkiye örneği için geçerliliği araştırılmıştır. Ele alınan dönem 1950-1995 olup, ilgili değişkenlere ilişkin yıllık veri setinden yararlanılmıştır. Çalışmada kullanılan teknik, parametreleri zamana göre değişen regresyon denklemlerini tahmin etmede etkin bir yöntem olarak kullanılan “Kalman-Filtre” tahmin tekniğidir. Elde edilen sonuçlar, hipotezin bazı zaman periyotlarında geçerli olmasına karşılık, çoğu zamanlarda, uygulanan politikaların ekonomik değişkenler arasındaki armoniyi bozması nedeniyle, geçersiz olduğunu göstermektedir. Hipotezin geçerliliği, bunun da ötesinde, ekonominin istenilen yapıya kavuşmasında gerekli olan ilk unsur, ekonomiye gereğinden çok müdahale edilmemesi olarak ortaya çıkmaktadır.
Herhangi bir ekonomik
değişkenin uzun dönem denge düzeyinin, para arzı ve faiz oranı gibi ekonomiye
yön veren değişkenlerin kısa dönem denge değerleri tarafından oluşturulan bir zaman
patikası yardımıyla belirlendiği şeklindeki Keynesyen görüş “Hysteresis
Hipotezi” (bundan böyle “İsteri Hipotezi”) olarak bilinmektedir[1].
Tobin (1972), işsizlik oranının da bu şekilde davranan bir değişken olduğunu
öne sürmüştür.
Tobin’in bu iddiasının
ardından, söz konusu iddiayı test etmeye yönelik muhtelif çalışmalar
yapılmıştır. Nelson ve Plosser (1982), Campbell ve Mankiw (1986) ve Hall
(1986)’un yaptığı çalışmalar, çıktı ve işsizlik gibi değişkenlerin kısa dönem
değerlerinin kendi uzun dönem istikrarlı trendlerine geri dönmediklerini
göstermiştir. Sabit terim içeren basit bir tesadüfi yürüyüş modeli, yazarlar
tarafından bu görüşü ispatlamak için yeterli görülmüştür.
Ut = a + b Trend + et (1)
Burada; Ut
işsizlik oranını, a sabit terimi, b Trend değişkeninin
katsayısını ve et de normal dağılım gösteren
kalıntıları temsil etmektedir. Yazarlara göre, b katsayısının tahmin değeri
istatistiksel kabul edilebilirlik sınırları dışında kalıyorsa, işsizlik oranı
uzun dönem istikrarlı trendine geri dönmeyecektir.
Blanchard ve Summers (1986)
ise işsizlik oranındaki isteriyi tahmin etmek üzere farklı modeller
geliştirmişlerdir. Blanchard ve Summers’ın geliştirdikleri en basit model (içerdekiler-dışarıdakiler hipotezi),
ücretlerin belirlenmesinde sendika üyelerinin (içerdekiler) daha etkin olduğu temel görüşüne dayanmaktadır. Bu
görüşe göre içerdekiler, sendika üyesi olduğu halde şu anda işsiz bulunan
işçilere (dışarıdakiler) ücretlerin
belirlenmesi konusunda fikir beyan etme ya da ücret görüşmelerine katılma hakkı
vermemektedir. Yazarlar, içerdekilerin ise, ücretlerin halen çalışmakta olan
işçilerin çalıştıkları işte kalabilmeleri için gerekli olan düzeye eşit
olmasını sağlayacak şekilde davrandıklarını iddia etmişlerdir. Yani bir bakıma,
bu dönemin istihdam hacmini geçen dönemin istihdam hacmine eşit tutmaya
çalıştıklarını vurgulamışlardır. Bu durumda, E(Nt) ile gösterilen bu dönemin beklenen istihdam hacmi,
Nt-1 ile gösterilen geçen
dönemin gerçekleşen istihdam hacmine eşit olacaktır. Beklenen istihdam hacminin
değeri, Blanchard ve Summers (1986)’a göre, emek talebi fonksiyonunun
tanımlanması yoluyla belirlenebilir görünmektedir. Ölçeğe göre sabit getiri
durumunda işçiler, ancak marjinal verimliliklerinin “1” bire eşit olması
durumunda işe alınacaklarından, Yt
= Nt ve Pt = Wt
olacaktır. Burada Yt
çıktıyı, Pt fiyatlar genel
düzeyini ve Wt de nominal
ücretleri temsil etmektedir. Çıktı, Yt
= c(Mt – Pt) şeklinde tanımlandığından, Nt = c(Mt – Wt)
olacaktır. Burada Mt para arzını
göstermektedir. Bu denklemin beklenen değerini bulup orijinal denklemden
çıkaran yazarlar E(Nt) = Nt
– c[Mt – E(Mt)] sonucunu bulmuşlardır. Ücretlerin
yapılan toplu iş görüşmeleri ile önceden belirlendiği düşünüldüğünden,
ücretlerin beklenen değeri yine kendisine eşit olarak alınmış ve sonuç
denkleminden düşürülmüştür. Denklemin istihdam için bir dönemlik gecikmesinin
alınması sonucunda, istihdamın izleyeceği zaman patikası aşağıdaki şekilde
belirlenmiştir.
Nt = Nt-1 + c[Mt – E(Mt)] (2)
Bu denklem, toplam talepte
meydana gelen beklenmedik değişmelerin istihdam hacmini etkilediğini ve
istihdam hacminin belirli bir düzeye geri dönmesini sağlayacak herhangi bir
etkinin olmadığını ifade etmektedir. Ulaşılan son denklem, aynı zamanda, istihdam
hacminin ya da işsizliğin de “İsterik” olduğu şeklindeki Tobin (1972)
argümanının bir kanıtı durumundadır. Blanchard ve Summers (1986),
dışarıdakilerin de ücretlerin belirlenmesinde baskı unsuru olabileceği farklı
ve daha kompleks modeller de geliştirmişlerdir.
Bu çalışmada, işsizliğin
uzun dönem denge değerinin kısa dönem işsizlik oranından etkilendiği ya da
politika değişkenleri olarak adlandırılan para arzı veya enflasyon gibi
değişkenler tarafından oluşturulan zaman patikası üzerinde hareket ettiği şeklindeki
Tobin (1972) argümanı, Türkiye örneği için test edilmiştir. Çalışmanın giriş
bölümünde konunun kısa bir özeti sunulduktan sonra, ikinci bölümde argümanın
testi için kullanılan ekonometrik metodoloji kısaca tanıtılmıştır. Üçüncü
bölümde, ekonometrik analiz sonucunda elde edilen bulgular özetlendikten sonra,
dördüncü ve son bölümde bulgular yorumlanıp politika önerilerinde
bulunulmuştur.
2. EKONOMETRİK
METODOLOJİ
Uzun dönem işsizlik oranı
olarak da bilinen “Doğal İşsizlik Oranı” (3) nolu denklemde görüldüğü üzere
formüle edilebilir.
Ut = U* - y (Mt
- pt) + ht (3)
Burada; Ut,
t anında gerçekleşen işsizliği; U*, doğal işsizlik oranını; Mt, t anındaki para arzını; pt, t anındaki enflasyon oranını ve ht de ardışık bağımsız ve normal
dağıldığı varsayılan hata terimlerini göstermektedir. Klasik iktisatçıların
görüşleri doğrultusunda, uzun dönemde tek bir doğal işsizlik oranı olduğu
düşünüldüğünde, (3) nolu denklemin sıradan en küçük kareler yöntemi ile
çözülmesinde hiçbir sakınca bulunmamaktadır. Nitekim, denklemde ilgili değişken
katsayıları tahmin edildiğinde, denklemin sabit terimi doğal işsizlik oranını
verecektir. Ancak, Keynesyen iktisatçıların ileriye sürdüğü görüş
doğrultusunda, uzun dönemde sabit olmayan ya da hareketli bir doğal işsizlik
oranı dikkate alınıyorsa, bu sefer EKK yöntemi yetersiz kalacak ve
parametreleri zamana göre değişen daha farklı ekonometrik yöntemlerin
kullanılması gerekecektir. Bu çalışmada (3) nolu denklem, parametreleri zamana
göre değişen regresyon denklemlerini tahmin etmede etkin olarak kullanılan
Kalman-Filtre tahmin yöntemi kullanılarak tahmin edilmiştir. Bu yöntemin
kullanılmasıyla, periyot içerisindeki her bir yıl için farklı bir sabit terim,
yani farklı bir doğal işsizlik oranı bulunmuştur.
(3) nolu denklem yardımıyla
ele alınan periyot içerisindeki her bir yıl için doğal işsizlik oranları
bulunduktan sonra, isteri hipotezini test etmeye yönelik olarak kullanılan
yapısal model (4) nolu denklemde görüldüğü gibi oluşturulmuştur.
U*t = U*t-1 + a(Ut-1 – U*t-1)
+ et (4)
Denklemde, t anına ilişkin doğal işsizlik oranının,
geçen dönemki doğal işsizlik oranından ve geçen dönemki işsizlik ile geçen
dönemki doğal işsizlik oranları arasındaki farkın belli bir kısmından
etkilendiği ifade edilmektedir. Ancak (4) nolu denklem, elde mevcut olan veri
seti için tahmin edilmesi imkansız olan bir modeldir. Nitekim, doğal işsizlik
oranı bağımlı değişken olarak kullanılırken, doğal işsizliğin bir dönemlik
gecikmesi denklemin sabit terimi olarak görünmektedir. Oysa, zaman içerisinde
farklı değerler alan bir serinin sabit terim olarak kullanılması mümkün
değildir. Bu durumda, sabit terimin denklemin sol tarafına alınması ve doğal
işsizlik oranından çıkarılarak denklemin bir fark denklemine dönüştürülmesi
gerekmektedir. Bu durumda, elde edilen fark denklemi (5) nolu denklem
olacaktır.
U*t – U*t-1 = a(Ut-1 – U*t-1)
+ et
DU*t = aXt
+ et (5)
Burada; DU*t
= U*t – U*t-1 ve Xt
= Ut-1 – U*t-1’dir.
Model artık standart EKK yöntemi ile tahmin edilebilir bir yapıya kavuşmuştur.
Hipotez gereği a parametresinin pozitif
bulunması gerekmektedir. Bu durum şu şekilde açıklanabilir; Ut-1 > U*t-1
ise, doğal işsizlik oranı geçen dönemin gerçekleşen işsizlik oranını takip
edecek ve artış eğilimine girecektir. Bu durumda, bu dönemin doğal işsizlik
oranı geçen dönemin doğal işsizlik oranından büyük olacaktır. U*t > U*t-1 şartı
sağlandığında ise a > 0 olmak zorundadır.
(5) nolu denklemin bağımlı
değişkeni olarak kullanılan doğal işsizlik oranı, Kalman-Filtre tahmin tekniği
kullanılarak tahmin edilmiştir. Genel bir Kalman-Filtre sistemi çok değişkenli
bir zaman serisine uygulandığında, bağımlı değişken (yt) N adet
değişkenle ilişkilendirilebilir. Bu değişkenler (6) nolu denklemde Zt matrisinde gösterilmiştir.
Gözlemlenebilir olan bu değişkenler m´1 büyüklüğündeki parametre vektörü (at) ile ilişkilendirilir. Bu denklem ölçüm
denklemi olarak bilinmektedir.
yt = Ztat + dt + et, t = 1,......,T (6)
Burada; Zt,
N´m
boyutunda bir matris; dt, N´1 boyutunda bir vektör ve et de ardışık bağımsız normal dağılım gösteren hata
terimlerinin N´1 boyutundaki vektörünü temsil etmektedir.
Hata terimlerinin kovaryans matrisi (6a)’da gösterildiği üzere Ht olarak adlandırılmıştır.
E(et) = 0 ve Var(et) = Ht (6a)
at matrisinin elemanları
gözlemlenememekle birlikte, birinci dereceden Markov süreci yardımıyla tahmin
edilebilir görünmektedir.
at = Ttat-1 + ct
+ Rtht, t =
1,........,T (7)
burada; Tt,
m´m
boyutunda bir matris; ct, m´1 boyutunda bir vektör; Rt, m´g boyutunda
bir matris ve ht ise g´1
boyutunda bir vektördür. Hata terimleri yine ardışık bağımsız olup normal
dağılım göstermektedir. Hata terimlerinin kovaryans matrisi bu sefer Qt olarak adlandırılmıştır.
E(ht) = 0 ve Var(ht) = Qt (7a)
Denklem
(7) geçiş
denklemi olarak adlandırılmaktadır. Kalman-Filtre sisteminin
tanımlanması ilave iki varsayımla tamamlanmaktadır. Bunlar;
·
Başlangıç vektörü olan a0’ın ortalaması a0 ve kovaryans matrisi P0’dır.
E(a0) = a0 ve Var(a0) = P0
·
Hata terimleri et ile ht birbirleriyle ve başlangıç değerleriyle
ilişkisizdir.
E(eths¢) = 0 E(eta0¢) = 0 ve E(hta0¢) = 0
Ölçüm denklemindeki Zt, dt ve Ht
matrisleri ile geçiş denklemindeki Tt,
ct, Rt ve Qt
matrisleri sistem matrisleri olarak adlandırılmaktadır. Bu matrislerin rastsal
olmadığı, yani, önceden belirlenen bir sistematik çerçevesinde farklı değerler
aldığı bilinmektedir. Sistem doğrusal ise, yt,
her bir t anında, et, ht ve a0’ın o anki ve geçmişteki değerlerinin bir bileşimi
ile açıklanabilen doğrusal bir değişken halini alacaktır. Sistem matrislerinde
herhangi bir değişikliğin olmadığı durumlarda ise, model, zamana göre homojen,
yani sabit terimli bir model olarak adlandırılacaktır.
Herhangi bir model yukarıda
kısaca açıklanan şekilde oluşturulduktan sonra, sıra bir dizi algoritmanın
koşulmasına ve zamana göre değişen parametrelerin elde edilmesine gelir. Kalman
filtre tahmin tekniği, t anında
mevcut olan bilgi setini kullanarak t
anındaki vektörlerin optimal tahminlerini veren bir tahmin sürecidir. t anında mevcut olan bilgi seti,
açıklayıcı değişkenlerin ve bağımlı değişkenin şu ana kadar olan tarihsel
verilerini içerir. P0 ve a0 sistem matrislerinin bütün
zaman periyotları için bilindiği kabul edildiğinden, bilgi setine ilave yapma
gereği yoktur. Denklem (6) ve (7)’de görüldüğü gibi bir sistemin oluşturulduğu
varsayılsın. at-1’in yt-1’i de içeren bilgi seti
temelinde at-1’in optimal tahmincisi olduğu kabul edilir. Pt-1, m´m
boyutundaki tahmin hatalarının kovaryans matrisini temsil etmektedir.
Pt-1 = E[(at-1 – at-1) (at-1 – at-1)¢] (8)
at-1 ve Pt-1 veri iken, at-1’in optimal tahmincisi,
at|t-1 = Ttat-1
+ ct (9)
şeklindedir. Tahmin hatalarının kovaryans matrisi
ise,
Pt|t-1 = TtPt-1T’t
+ RtQtR’t, t
= 1,.........,T (10)
şeklinde olacaktır. (9) ve (10) nolu denklemler tahmin
denklemleri olarak adlandırılır. Sisteme t anı için yeni bir gözlem eklendiğinde, at’nin optimal tahmincisi olan at|t-1 güncellenir. Güncelleme denklemleri aşağıda
verilmiştir.
at = at|t-1 + Pt|t-1Z’tFt-1(yt
– Ztat|t-1 – dt) (11)
Pt = Pt|t-1 – Pt|t-1Z’tFt-1ZtPt|t-1 (12)
burada,
Ft = ZtPt|t-1Z’t
+ Ht, t = 1,.........,T (13)
dir. Başlangıç verileri mevcut olduğunda, Kalman
Filtre tahmin tekniği, her bir t anı için
sisteme dahil olan yeni gözlemleri de dikkate alarak, optimal tahmincileri
tahmin eder. Algoritmanın son aşamasında, sistem hem o periyoda ilişkin optimal
tahminciyi vermiş hem de bir sonraki adım için gerekli olan bilgi setini
oluşturmuştur. Bütün gözlemler tamamlandığında da aynı işlem gerçekleşmiş
olduğundan, periyot dışı ve ileriye dönük tahminler yapmak da mümkündür.
Parametreleri
zamana göre değişen bir regresyon denkleminin Kalman Filtre tahmin tekniği ile
tahmin edilebilmesi için, regresyon denklemine ilişkin parametrelerin başlangıç
değerlerinin bilinmesi gerekmektedir. Bu tahmin tekniği kullanıldığında,
başlangıç değerleri çoğunlukla Simplex Algoritma olarak bilinen
optimizasyon tekniği ile tahmin edilir. Optimizasyon sonucunda elde edilen tahmin
değerleri de Kalman Filtre sisteminin başlangıç değerleri olarak alınır. Bu
çalışmada maksimize edilen en yüksek olabilirlik denklemi (14) nolu denklemde
görüldüğü gibidir.
(14)
(14) nolu denklemde vt ile gösterilen matris, yt’nin kendi ortalamasından sapmaları ile oluşturulmuş
ve yeni yt serisini içeren
ortalamadan sapma matrisidir.
3. BULGULAR
(3) nolu denklemin
çözümünde, para arzı değişkeni olarak logaritmik M2 serisi kullanılırken,
enflasyon değişkeni olarak da logaritmik TEFE kullanılmıştır. İşsizlik oranı
için “İş ve İşçi Bulma Kurumu”na yapılan iş müracaatları dikkate alınmıştır. Bu
serinin işsizlik rakamlarını tam olarak yansıtmadığı bir gerçektir. Ne var ki,
çalışmada üzerinde durulan konu, işsizliğin tam rakamlarını ya da tam yüzde
dağılımını bilmeyi gerektiren bir konu olmaktan çok, işsizliğin seyrini, daha
doğrusu doğal işsizlik oranı ile gerçekleşen işsizlik oranının aynı yönde
hareket edip etmediklerini belirlemeye yönelik bir konudur. Bu nedenle, İş ve
İşçi Bulma Kurumu’nun kayıtlarını, işsizliğin seyrini veren yakınsak bir
gösterge olarak kullanmakta herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. Söz konusu
serinin 1960 yılı verisi, hiç müracaatın olmadığı anlamında 0 “sıfır” olarak
gösterilmiştir. Bunun mümkün olmadığı bilindiğinden, ilgili yıla ilişkin değer,
oluşturulan doğrusal trend denklemi ile tahmin edilmiştir.
Çalışmanın ekonometrik
metodoloji bölümünde kısaca açıklanan Kalman Filtre tekniğinin zaman serisi analizlerine
uygulanması durumunda, bilinmeyen parametrelere ilişkin iki grubun olduğu
görülür. Bunlardan, ölçüm denklemi değişken parametrelerinin başlangıç
değerleri, bu parametrelere ilişkin kovaryans matrisi ile ölçüm denklemindeki
hata terimlerinin varyansı birinci grup içerisinde yer alırken; geçiş
denklemlerindeki değişken parametreleri, bu parametrelerin kovaryans matrisi ve
geçiş denklemleri hata terimlerinin varyansları da ikinci grupta yer
almaktadır. Birinci grup içerisinde yer alan bilinmeyenler, ölçüm denkleminin
bütün periyot için EKK çözümü ile elde edilebilirken, ikinci gruba dahil olan
bilinmeyenler, aynı yöntemle tahmin edilemezler. Bu gruba giren bilinmeyenler
oluşturulan maksimum olabilirlik denkleminin simplex algoritma yardımıyla maksimize
edilmesi sonucunda tahmin edilmişlerdir.
Hatırlanacağı üzere, isteri
hipotezi, doğal işsizlik oranı ile gerçekleşen işsizlik oranı arasında bir
ilişkinin varlığını iddia etmektedir. Bu durumda, ilk olarak, her iki
değişkenin zaman serisi grafiklerinin incelenmesi gerekmektedir. Eğer ki, bu
iki değişken arasında iddia edildiği üzere bir ilişki söz konusu ise, bu
ilişkinin kaba taslak da olsa grafik üzerinden gözlemlenmesi mümkün
görünmektedir. Logaritmik işsizlik oranı ile doğal işsizlik oranının zaman serisi
grafikleri Şekil-1’de görülmektedir[2].
Şekil 1: İşsizlik ve Doğal İşsizlik
Oranları

Şekil-1’deki zaman serisi
grafiğine göre, işsizlik ile doğal işsizlik oranı arasında zayıf da olsa
pozitif bir ilişkinin varlığı görülebilmektedir. 1950’li yıllardan itibaren
yavaş ve dalgalı bir şekilde artış eğilimi gösteren işsizlik oranı ile birlikte
doğal işsizlik oranı da yavaş ve dalgalı bir artış eğilimine girmiştir.
İşsizlik oranında ani bir düşüş görülen 1960’lı yılların başlarında, doğal
işsizlik oranı da ani bir şekilde düşmüştür. 1970’li yıllarda tekrar artışa
geçen işsizlik oranına paralel olarak, doğal işsizlik oranı da artışa
geçmiştir. 1970’li yılların sonlarında işsizlik oranında gözlemlenen
dalgalanmanın bir benzeri de doğal işsizlik oranında ortaya çıkmıştır. 1980’li
yılların ortalarına kadar artışını sürdüren işsizlik oranı gibi doğal işsizlik
oranı da artışını sürdürmüş, 1990’lı yıllara doğru her iki seri de azalma
trendine girmiştir. Elde edilen bu görsel izlenimler, isteri hipotezinin
Türkiye örneği için geçerli olduğuna dair ilk bulgular olarak yorumlanabilir.
(3) nolu denklem
kullanılarak elde edilen doğal işsizlik oranları ile gerçekleşen işsizlik
oranları arasındaki teorik ilişkiyi, yani İsteri Hipotezini, test etmede
kullanılan (5) nolu yapısal modelin çözüm sonuçları Tablo-1’de özetlenmiştir.
Tablo 1: İsteri Hipotezi Test
Sonuçları
|
Değişken |
Katsayı |
t-istatistiği |
|
a |
0.0000058298* |
3.76437 |
|
r |
0.9968179598* |
70.48403 |
|
R2 = 0.93 DW = 1.38 |
||
Not: (5) nolu denklemde ardışık bağımlılık problemi bulunduğundan, denklem Cochrane-Orcutt iteratif yöntemi ile çözülmüştür. r parametresi ardışık bağımlılık parametresini göstermektedir. “*” üst indisi ise ilgili katsayının istatistiksel olarak %1 düzeyinde anlamlı olduğunu ifade etmektedir.
Tablo-1’de özetlenen test
sonuçları, hipotezin doğruluğunu kanıtlayan bir görünüm arz etmiştir. a parametresi beklenildiği
gibi, pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ancak, çözüm
sonuçları da tıpkı görsel yorumlardan elde edilen sonuçlara benzer bir şekilde,
ilişkinin oldukça zayıf olduğunu göstermiştir. a ile gösterilen uyarlama
parametresinin sayısal değerinin oldukça küçük çıkması, doğal işsizlik oranının
gerçekleşen işsizlikten çok az etkilendiğini ortaya koymaktadır. Hiç şüphe yok
ki, bu durumun açıklanması, ancak ve ancak, ele alınan periyot içerisinde
uygulamaya konulmuş olunan diğer ekonomi politikalarının da gözden geçirilmesini gerektirmektedir. Doğal
işsizlik oranının sadece geçmiş dönemdeki gerçekleşen işsizlik oranları ile
açıklanması, bu değişkendeki değişmelerin diğer ekonomik değişkenlerdeki
değişmelerden soyut düşünülmesi olanaksızdır. Nitekim, bir sonraki bölümde, bu
durumun nedenleri, diğer ekonomik değişkenlerdeki değişmeler de dikkate
alınarak incelenmektedir.
4. İSTERİYİ
ETKİLEYEN DİĞER EKONOMİ POLİTİKALARI
İsteri hipotezini test
etmeye yönelik olarak oluşturulan denklemin çözüm sonuçlarını ve bunun yanı sıra
ilgili periyot içerisindeki ekonomi politikalarının doğal işsizlik oranı
üzerindeki etkilerini tartışıp yorumlamak için, test denkleminde kullanılan iki
değişkenin zaman serisi grafiklerinin incelenmesi gerekmektedir. Şekil-2’de
doğal işsizlik oranındaki değişim (DU*t
= U*t – U*t-1) ile uyarlama değişkeninin (Xt = Ut-1
– U*t-1) zaman serisi grafikleri görülmektedir.
Şekil-2: Doğal İşsizlik Oranı ile
Uyarlama Değişkenindeki Değişimler

Hipotez gereği, Şekil-2’deki
zaman serisi grafiklerinden uyarlama değişkeni etkileyen ve doğal işsizlik
oranındaki değişim değişkeni de etkilenen değişken olarak kabul edilmiştir. Bu
durumda, uyarlama değişkenindeki değişimin belli bir kısmı kadar doğal işsizlik
oranı değişim değişkeni de aynı yönde değişmek zorundadır. Uyarlama
değişkeninin 1950’li yıllardan itibaren 1960’lı yılların başlarına kadar azalma
eğiliminde olduğu düşünülürse, doğal işsizlik oranı değişim değişkeninin de
azalma eğiliminde olması gerektiği sonucuna varılır. Nitekim grafikte de bu
durum gözlemlenmektedir. Ancak, 1961 yılı incelendiğinde, doğal işsizlik
oranında düşüş olmasına karşın uyarlama değişkeni değerinde bir artış olduğu
görülmektedir. Bu durumda uyarlama katsayısının (a) 1961 yılı için negatif bir
değer aldığı söylenebilir. Nitekim, 1960’lı yılların başlarında da, doğal
işsizlikteki değişimin uyarlama değişkenindeki değişimle tam ters yönünde
olduğu dikkatleri çekmektedir. Bu tarihler arasında uyarlama değişkeninin
değeri azalırken, doğal işsizlikteki değişim, az da olsa artış yönündedir.
1970’li yılların başından itibaren, bozulan ilişkinin tekrar kurulduğu ve her
iki değişkenin de aynı yönde hareket etmeye başladıkları görülmektedir. 1980’li
yılların başları ile 1980’li yılların ortaları arasında kalan dönemde, ilişkinin
tekrar zayıfladığı, uyarlama değişkeni değerinin hızla düşmesine rağmen doğal
işsizlik oranının aynı hızla azalmadığı dikkatleri çekmektedir. 1980’li
yılların ortalarından günümüze kadar olan periyotta ise, bu sefer tam tersi bir
durumla karşılaşıldığı, uyarlama değişkeni hızla artış yönünde bir trend takip
ederken doğal işsizliğin düşüş trendine girdiği gözlemlenebilir.
Tarihsel perspektif
içerisinde kısaca yapılan bu gözlemlerin ardından, şimdi de ortaya çıkan bu
farklı durumların nedenleri üzerinde durmak gerekmektedir. İlk olarak, istisnai
bir yıl olan 1961 yılının incelenmesinde yarar olacaktır. Doğal işsizliğin
uyarlama değişkenindeki değişimden çok daha büyük bir değişim göstererek büyük
bir azalma sürecine girmesi, işsizlikle enflasyon arasındaki ödünleşmeyi
gösteren Phillips eğrisinin orijine yaklaşması ile açıklanabilir. Nitekim,
uyarlama değişkeni değerinin artması, gerçekleşen işsizlikle doğal işsizlik
oranı arasındaki farkın kapandığını gösterirken, doğal işsizlikteki değişimin
negatif olması, 1960 yılı doğal işsizlik oranının 1961 yılı doğal işsizlik
oranından daha büyük olduğunu göstermektedir. Şekil-3’te temsili bir Phillips
eğrisi üzerinde bu durum canlandırılmıştır.
Şekil 3: 1961 Yılı Doğal İşsizlik
Oranındaki Düşüş

Şekil-3’de, Phillips eğrisi,
PE1 konumundan PE2 konumuna gerilemiş, doğal işsizlik
oranı (U*2) ile gerçekleşen işsizlik oranı (U60)
arasındaki fark kapanmıştır. Bu durumda, 1961 yılı enflasyon rakamlarının düşmesi
gerekmektedir. TEFE’den elde edilen enflasyon rakamlarına göre, 1950’li
yılların sonlarında %19-20 civarında seyreden enflasyonun 1960’lı yılların
başlarında %1’e kadar gerilediği görülebilir. Aslında bu dönemin başarılı gibi
görünen rakamlarının arkasında ekonomik nedenlerden daha çok askeri ve siyasi
nedenlerin yatıyor olması, bu konuda ekonomik bir yorum yapmayı
zorlaştırmaktadır. Yine de bu gelişmeye ekonomik bir açıklama getirilmeye
çalışılırsa, 1960-62 döneminin ihtilal nedeniyle gerileyen üretimi ve
üretimdeki düşüşe paralel olarak gerileyen talep düzeyi, açıkçası ekonominin küçülmesi, bu gelişmelere neden
olarak gösterilebilir.
1960’lı yıllarda, uyarlama
değişkeni değerinin azalmasına karşılık, doğal işsizlik oranı değişiminin artış
yönünde bir trende girmesi, doğal işsizlik oranının gerçekleşen işsizlik
oranından daha hızlı bir şekilde artması ile açıklanabilir. Gerçekleşen
işsizlik oranı artarken, doğal işsizlik oranının gerçekleşen işsizlik oranından
daha hızlı bir şekilde artması, Phillips eğrisinin orijinden uzaklaşırken aynı
zamanda yıllar itibariyle eğiminin azalması ile ya da Phillips eğrisi orijinden
uzaklaşırken enflasyon oranının yükselmesi ile ilişkilidir. 1960-70 döneminde
enflasyon oranlarının fazla bir değişim göstermediği, genelde %5-9 arasında
olduğu bilindiğinden, söz konusu durum ancak Phillips eğrisi eğiminin azalışı
ile açıklanabilir görünmektedir. Bu durum Şekil-4’de canlandırılmıştır. Şekil-4
hazırlanırken, eğimdeki azalışın daha açık bir şekilde yansıtılabilmesi için, Phillips
eğrisi doğrusal olarak çizilmiştir.
Şekil 4: 1960-70 Planlı Dönem
Gelişmeleri

Şekil-4’de, Phillips eğrisi,
PE1 konumundan PE2 konumuna hareket etmiş ve enflasyon
değişmeden p düzeyinde sabit kalmıştır.
Gerçekleşen işsizlikteki artış doğal işsizlik oranı artışından küçük olmuştur
(U2 – U1 < U*2 – U*1). İsteri
hipotezine oldukça ters olan bu gelişmeler, dönemin ekonomik konjonktürü ile
yakından ilgilidir. 1963 yılında uygulanmaya başlanan I. Beş Yıllık Kalkınma
Planı, fiyat istikrarını sağlamayı ve gelir bölüşümünde adaleti temel ilke
olarak benimsemiştir. Ancak dönemin ekonomi otoriteleri, fiyat istikrarından
taviz vermemek uğruna, oldukça sıkı para politikaları uygulamış, zaman zaman
piyasalarda nakit para darlığına yol açmışlardır. Bu nakit darlığını aşmak için
yapılan emisyon genişlemeleri de bazı yıllarda fiyatlar genel düzeyinin
yükselmesine yol açmıştır. Ancak, bu dönemin en karakteristik özelliği, iyi
hava şartları nedeniyle tarımsal üretimin oldukça büyük patlamalar
göstermesidir. Tesadüfi de olsa, tarımsal üretimdeki bu artışlar, fiyat
istikrarının sağlanmasına önemli ölçüde katkıda bulunmuştur. Ekonomideki bu
olumlu gelişmelere rağmen, isteri hipotezi bağlamında, beklenilmedik bir
şekilde işsizliğin hızlı bir artış göstermesi, fiyat istikrarını sağlamayı
hedefleyen ekonomi otoritelerinin sıkı para politikalarının etkileri ile
açıklanabilir bir görünüm arz etmektedir. Uygulanan sıkı para politikaları,
piyasada nakit darlığına yol açmış, önceden planlanan yatırımlar, kamu
yatırımları da dahil olmak üzere, gerçekleştirilememiştir. Dolayısıyla, bu
dönemin en belirgin özelliği olan, ödünç verilebilir fonlardaki darlık, bu
dönemde işsizliğin süratli bir şekilde artmasına yol açmış ve isteri
hipotezinin öngörüleri ile tam ters yönde bir sonuç vermiştir. Ekonomi
kurmaylarının fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikaları aynı zamanda
Phillips eğrisinin eğimini azaltmış, yani söz konusu eğrinin esnekliği
artmıştır. Artan esneklik doğal işsizlik oranının hızlı bir şekilde artış
göstermesine yol açmış, bu da hipotez ile ters düşülmesine neden olmuştur.
1970’li yıllarda; petrol
şoku ve dünya borç krizi gibi global gelişmelerin yanı sıra, siyasi
istikrarsızlık ve Barış Harekatı gibi iç gelişmelere de maruz kalan Türkiye
ekonomisi, ilginçtir ki, hipotezin öngördüğü ilişkiyi yakalamış, işsizlik oranı
ile doğal işsizlik oranı aynı yönde hareket etmişlerdir. 1980-85 döneminde ise
ilişkinin yeniden bozulduğu dikkatleri çekmektedir. Bu dönemde de yine, tıpkı
1960-70 planlı ekonomi döneminde yaşanan olguya benzer bir şekilde, uyarlama
değişkeninin değeri azalırken doğal işsizlik oranı değişim değeri artmış, yani
her iki değişken birbirlerinin ters yönünde hareket etmiştir. Ele alınan
periyot farklı da olsa, 1960-70 dönemi için çizilen Şekil-4, hiç
değiştirilmeden bu dönem için de kullanılabilir görünmektedir. Birbirlerinden
oldukça farklı gibi görünen bu iki zaman dilimi, ekonomik göstergelerdeki değişimlerin
seyri açısından, aynı karakteristik özellikleri göstermektedir. O halde, bu
dönemlerin ortak bir özelliği bulunmalıdır. Bu ortak özelliklerden ilki, her
iki dönemde de fiyat istikrarını sağlamayı amaç edinen programların yürürlüğe
konulması ve bu programların kısmen de olsa başarı göstererek fiyatlar genel
seviyesindeki hızlı artışların önüne geçilmesidir. Fiyat istikrarını sağlamayı
amaç edinen politikaların Phillips eğrisinin eğimini düşürdüğü hatırlanırsa,
işsizlikteki hızlı artışlara rağmen doğal işsizlik oranının neden daha fazla
yükseldiği sorusu kendiliğinden cevap bulmaktadır. İkinci ve belki de daha
önemli olan ortak özellik ise, her iki dönemde de önemli yapısal değişiklikleri
beraberinde getiren ekonomik önlemlerin alınmış olmasıdır. Ekonomi genelinde
bir tür şok etkisi yapan bu önlemler, bir önceki ortak özellikte olduğu gibi,
Phillips eğrisinin eğimini değiştirmekte, bu da beklenilmeyen sonuçlarla
karşılaşılmasına zemin hazırlamaktadır. 1960-70 döneminde planlı ekonomiye
geçilmesi Phillips eğrisinin eğimini azaltmış, bu da hızlı işsizliği
beraberinde getirirken doğal işsizliğin daha fazla artmasına yol açmıştır.
1980’li yılların başlarında da 24 Ocak Kararları olarak bilinen kararların
açıklandığı, ve bu kararların ekonomide yapısal dönüşüme yol açan önemli
kilometre taşlarından biri olduğu herkes tarafından bilinmektedir. İşte, 24
Ocak kararları ile birlikte yaşanan yapısal değişim, yine Phillips eğrisinin
eğimini azaltmış, bu da hızlı işsizlik sorununu beraberinde getirerek, isteri hipotezinin
öngördüğü ilişkiyi bozmuştur.
1985’e kadar süren bu etki,
bu tarihten itibaren tam ters yönde bir etki göstererek devam etmiştir. Doğal
işsizlik oranındaki değişim giderek azalırken, uyarlama değişkeninin değeri
giderek artmıştır. Yukarıda ele alınan iki uç noktaya tam ters düşen bir
görünüm ile, gerçekleşen işsizlik oranı doğal işsizlik oranından daha hızlı bir
şekilde artmaktadır. Bu durum ise (Şekil-5), Phillips eğrisinin orijinden
uzaklaşırken eğiminin yükselmeye başlaması ile ya da eğri orijinden
uzaklaşırken enflasyon oranının düşmesi ile açıklanabilir. Ele alınan bu
dönemde enflasyon oranının azalmadığı, aksine, yükseldiği herkes tarafından
bilinmektedir. O halde, bu durumu açıklayabilecek tek gelişme, Phillips eğrisi
eğiminin çok büyük bir oranda azalması ve neredeyse dik bir hale gelmesidir.
Phillips eğrisindeki bu değişim, son yıllarda, fiyat istikrarından
uzaklaşılmasını ve/veya fiyat istikrarını sağlamaya yönelik olarak çok sık
aralıklarla amacına ulaşmayan programların yürürlüğe konulmasını neden olarak
akla getirmektedir. İstikrarı sağlamayı amaç edinmiş her program yeni bir şoku
beraberinde getirirken, programlardaki başarısızlık da ilave şoklara yol
açmaktadır. Her bir şok ekonomik değişkenler arasındaki ilişkileri zedelemekte,
bu durum giderek daha da içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.
Şekil 5: 1980 Yapısal Dönüşümü ve
Sonrası

SONUÇ
Keynesyen iktisatçılar, bazı
ekonomik değişkenlerin uzun dönem denge değerlerinin sabit bir düzeyde kalmadığını,
mevcut şartların değişmesi durumunda, bu değişkenlerin uzun dönem denge
düzeylerinin de değiştiğini iddia etmektedirler. Bu görüş, literatürde
“Hysteresis Hipotezi” olarak bilinmektedir. Tobin (1972), istihdam ve buna
bağlı olarak işsizlik oranının da bu türden ekonomik değişkenler olduğunu
ileriye sürmüştür. Türkiye örneğine ilişkin 1950-1995 dönemi yıllık veri
setinden yararlanılarak yapılan bu çalışmada, söz konusu hipotezin geçerliliği
test edilmiştir. Test sonuçları, hipotezin bazı dönemlerde geçerli olduğunu,
bazı dönemlerde ise geçerliliğini yitirdiğini göstermektedir. Hipotezin, bu
şekilde, kimi zamanlar geçerli ve kimi zamanlarda da geçersiz olması,
araştırmayı bu tutarsızlığın üzerinde yoğunlaşmaya yöneltmiştir. Yapılan
incelemeler, ekonomide önemli yapısal değişmelerin olduğu periyotlarda ortaya
konulan ekonomi politikalarının, Phillips eğrisinin eğimini değiştirdiğini ve
bu yüzden de ilişkinin geçici olarak ortadan kalktığını göstermektedir.
Nitekim, Yapısal İktisatçılar olarak adlandırılan iktisatçıların görüşleri de
aynı sonuca ulaşmaktadır. Yapısal iktisatçılara göre, enflasyon oranını hedef
alan ekonomi politikaları gerçekleşen işsizliğe etkide bulunacak, ulaşılan yeni
işsizlik oranı ekonomi bünyesinde yapısal bir hal alarak kalıcı hale geldikten
sonra, enflasyon oranı kendiliğinden düşmeye başlayacaktır. Bu çalışmada
yapılan teorik incelemeler de aynı sonucu vermekle birlikte, enflasyonun yeni
işsizlik oranını benimseyerek düşme eğilimine girmediğine işaret etmektedir.
Ulaşılan yeni işsizlik
düzeylerinde enflasyon beklentilerinin kırılması sonucunda enflasyon
oranlarının düşmesi beklenirken, bu durumun gerçekleşmemesi, özellikle son
yıllarda, enflasyon oranlarını hedef alan ve bir türlü istenilen sonuca
ulaşmayan çok sayıda tedbir paketinin açıklanmasıyla ilişkilidir. Oluşturulan
her istikrar paketi, ekonomide yeni bir yapısal dönüşüme yol açmakta, bu da,
ekonomik birimlerin önceki beklentilerinin yerini yeni bir şokla ikame etmesine
neden olmaktadır. Her şok, Phillips eğrisinin eğimini biraz daha değiştirmekte,
bunun sonucu olarak da, alternatif maliyeti aslında daha düşük olan anti
enflasyonist politikaların maliyetini (işsizlikle enflasyon arasındaki
ödünleşmenin alternatif maliyetini) yükseltmektedir. Ekonominin dengeli bir
yapıya kavuşması için, bu sıklıkta istikrar paketlerinin oluşturulmaması
gerekmektedir. Ya da, oluşturulan istikrar paketlerinin başarıya ulaşması için
her yol denenmelidir. 2000-2001 döneminde uygulanmakta olan istikrar
tedbirleri, IMF’nin katkılarıyla da olsa, bir ara başarılı gibi görünmüş, en
azından başarılı olması için gereken özveri gösterilmiştir. Ancak, Kasım 2000
krizi ve hemen ardından ortaya çıkan Şubat 2001 krizi, tabiri caizse, işlemekte
olan ekonomik çarka çomak sokmanın çok ağır bir faturası olarak önümüze
gelmiştir. Son istikrar programında yaşananlar, adeta, bu çalışmada da ele
alınan, 1960 dönemi yapısal krizini anımsatmaktadır. Fiyat istikrarını sağlamak
gibi iyi bir niyetle başlamış olsa da, uygulanan program, bütün dengeleri
içinden çıkılmaz bir şekilde sarsmıştır. Bu durum, ekonomi bilimiyle ilgilenen
herkesin, “Ekonomiye müdahale etmekten vazgeçin. O kendi dengesini bulur!”
şeklinde bir görüşe sahip hale getirmiştir.
Bu çalışmadan elde edilen
sonuçlar, şu şekilde özetlenebilir: “(i) İsteri hipotezi, Türkiye örneği için,
zayıf kanıtlar bulunmuş olsa da, geçerlidir, (ii) istikrarı sağlama amacıyla
oluşturulan her program, ekonomik değişkenler arasındaki armoniyi bozmakta, bu
da daha büyük istikrarsızlıklara zemin hazırlamaktadır” ve (iii) Keynesyen
iktisatçılar isteri hipotezi konusunda haklı bile olsalar, aslında ekonomiyi
kendi haline bırakmak daha iyidir şeklinde özetlenebilir.
Campbell, J. ve Mankiw, N. G.,
(1986), “Are Output Fluctuations Transitory?”, National Bureau of Economic
Research Working Paper.
Frisch, H., (1989), Enflasyon Teorileri, Çev: Ertan Oktay, Elif Neşriyat, Ankara.
Hall, R. E., (1978), “Stochastic Implications of the Life Cycle-Permanent Income Hypothesis: Theory and
Evidence”, Journal of Political Economy, Vol. 86, ss: 971-988.
Harvey, A. C., (1991), Forecasting, Structural Time Series Models
and the Kalman Filter, Cambridge
University Press.
Parasız. İ., (1998), Makro Ekonomi – Teori ve Politika, Ezgi Kitapevi, Bursa.
Scarth, W. M., (1988), Macroeconomics – An Introduction to Advanced Methods, Harcourt Brace Jovanovich,
Canada.
Tobin, J., (1972), “Inflation and Unemployment”, The American Economic Review, Vol. 62, ss: 1-18.
In this study, “Hysteresis Hypothesis” that assumes the natural rate of unemployment fallows the last period’s realized unemployment was examined for the Turkish case by using annual data for the period of 1950-1995. The technique used in this study is the Kalman – Filter that is using as an influential technique to estimate the parameters of the time varying regressions. Obtaining results show that the hypothesis is valid for some periods. They show also, however, it is not valid for some periods, because the applying policies by the policy makers deteriorate the harmony among the economical variables. The first necessity for the validity of the hypothesis, moreover to reach the wishing economical performance is not to interfere to the economy much more than needed.
* Yrd. Doç. Dr., Karadeniz Teknik Üniversitesi, Ünye İİBF, İktisat Bölümü, Ordu.
[1] “Hysteresis (Hysteresis)” eski yunancada “arkadan gelen” ya da “gerisinde” anlamında kullanılan bir kelimedir. Fizik biliminde mıknatıs etkisini tanımlamak için de kullanılmaktadır.
[2] Doğal işsizlik oranını tahmin etmek için kullanılan (3) nolu denklem logaritmik bir denklem olduğundan, doğal işsizlik oranını veren sabit terim de logaritmik olarak bulunmuştur. Bu nedenle, doğal işsizlik oranının tekrar logaritmasının alınması gerekmemekte, doğrudan doğruya kullanılabilir bir görünüm arz etmektedir.