“Toplam Kalite Yönetimi, Kamuda Uygulanabilirliği ve Türk Vergi İdaresi İçin Bir Model Önerisi”

Nazmi KARYAĞDI/Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanı

 

          GİRİŞ

          Vergi kavramı insanoğlunun yaşantısına girdiğinden beri vergiciler, toplumun en az sevilen kesimleri arasında yer almıştır. Medeniyet ve akabinde hukuk sisteminde ortaya çıkan değişmeler birey ile devlet arasındaki ilişkilerin sınırlarını ve düzeyini belirlemiştir. Devlet ile birey arasındaki statü belirlemesinde vergi konusunda da bir takım düzenlemeler yapılması, bireylerin hak ve özgürlükleri açısından büyük önem arz etmektedir. Nitekim bu konuda Tanzimat Fermanı bizden, Magna Carta’da dışarıdan bir örnek olarak verilebilir.

Verginin tanımı tarih kitaplarında, 17.Yüzyılda Kral 14. Lui’nin maliye nazırı Jean Babtiste Cober’in söylediği “vergi kümesteki kazları bağırtmadan tüylerini yolmaktır” şeklinde yapılır ve bu tanım günümüzde de pek çok çevrede kullanılmaktadır. Maliye kitaplarında ise verginin klasik tanımı; “Vergi devletin egemenlik gücüne dayanarak yaptığı zor alımdır.” şeklindedir.

3’üncü milenyuma girdiğimiz bu zamanda maliye ve tarih kitaplarında yer alan bu iki tanımın elbette ki yeri olmadığı düşüncesindeyiz. Yeni bin yılda devlet mi birey için vardır, birey mi devlet için vardır şeklindeki sorunun devlet birey için vardır şeklinde anlaşılması gerekmektedir. Aksi bir anlayışa sahip olan ülkelerin küresel ekonominin nimetlerinden yararlanması ve gelişmiş ülkeler kulübünün onurlu bir üyesi olması mümkün değildir. Bu kapsamda yeni bin yılın vergi tanımını yurttaşı ön plana çıkartan bir yaklaşımla bize göre şu şekilde yapmak gerekmektedir “Vergi, Devletin etkinliği sağlanmış ve şeffaf kamu giderlerini karşılamada -ki bunlar eğitim, sağlık, adalet, iç ve dış güvenlik ve alt yapı harcamalarıdır- ekonomik faaliyetleri en az etkileyerek adalet, eşitlik ve yasallık ilkeleri çerçevesinde, toplumsal uzlaşmayı sağlamak koşuluyla almış olduğu parasal değerlerdir.”

1950’li yıllarda Türkiye, büyük vergi reformunu gerçekleştirmiştir. 1950’lerden günümüze doğru vergi sisteminde bir değişiklik gündeme geldiğinde sürekli olarak yasa maddeleri üzerinde kısmi düzeltmeler ya da eklemeler akla gelmiştir. Gelir idaresi, onun yapısı ve çalışanların nicelik ve nitelik durumu pek göz önüne alınmamıştır. Bugün gelinen noktada borçlanma ile ya da kamu kaynaklı enflasyonla (karşılıksız para basmakla ya da kamu tarafından üretilen temel girdi durumundaki ürünlerin fiyatlarına zam yapmak suretiyle) ekonomiyi idare etmenin imkanı kalmamıştır. Popülist nedenlerle tercih edilen “vergi alma borç al”, “kayıt dışı ekonomi iyidir ve ekonominin lokomotifidir” gibi politikaların ya da politikasızlıkların yarınlarımıza taşınabilmesi mümkün gözükmemektedir. Başvurulacak kaynak etkin, verimli, adil ve hukuksal temele dayanan vergisel uygulamalardır.

Bilindiği üzere vergi literatüründe vergicilik bir hizmet olarak görülmez. Az önce klasik tanımda da belirttiğimiz üzere bu bir zor alımdır. Dolayısıyla da zorla alınan bir şeyde hizmetten söz etmek mümkün değildir. Vergi vermek de tıpkı askerlik gibi oy vermek gibi bir vatandaşlık görevidir. Ne yazık ki gelir idaresinin bugünkü uygulamasına baktığımızda verginin bir zor alım değil “gönülden ne koparsa” ödenen bir bedel olduğunu söylemek pek yanlış olmasa gerektir.

Verginin hizmet olarak algılanmadığı bir ortamda çağdaşlıktan, etkinlikten, kaliteden ve yurttaş odaklı olmaktan söz etmek de mümkün değildir. Bize göre, gelir idaresinde en tepedeki kişiden en temeldeki memura kadar sahip olunması gereken temel düşünce, “yurttaşların hizmetine kullanılacak vergileri, yurttaşların temsilcisi olan yasama organının belirlediği yetki sınırları içinde toplamak ve yurttaşların istifadesine sunmak” olmalıdır. Esas itibariyle bu bakış açısı demokratik hukuk devletinin de temel amaçları arasındadır.

İşte bu çerçevede Hesap Uzmanları Kurulu olarak, vergi mükelleflerini, müşteri memnuniyetini esas alan özel sektör işletmeleri gibi görmeyi hedefleyen vergi idaresine yönelik bir yeniden yapılandırma çalışması yaptık. Müşteri odaklı yönetim anlayışını içeren Toplam Kalite Yönetimini kamuya uyguladığımızda yurttaş odaklı, vergi idaresine uyguladığımızda ise mükellef odaklı bir anlayışa dönüşmektedir. Yaptığımız çalışmada hem mükellef hem de çalışan personel memnuniyeti temel esas alınmıştır. Ve inanıyoruz ki, bugünkü anlayışa göre birbirine hasım gibi gözüken bu iki kitlenin memnuniyeti etkin, verimli, adil ve tabana yayılmış vergi sistemine kavuşulmasını sağlayacaktır.

Neden “Toplam Kalite Yönetimi ve Türk Vergi İdaresi”? sorusu akla geldiğinde öncelikle Hesap Uzmanları Kurulu’nun geleneğinde yer alan yenilikçilik ve sadece ülke çıkarları doğrultusunda hizmet üretme misyonu bizi böyle bir çalışma yapmaya yönlendirmiştir.

“Toplam Kalite Yönetimi ve Türk Vergi İdaresi” isimli çalışmamızda, Türk Vergi İdaresinin bugünkü yapısı ve bu yapının değişim konusundaki gereksinimi ortaya konmaya çalışılmış, bu gereksinimin karşılanmasında modern çağın yönetim anlayışlarından Toplam Kalite Yönetiminin (TKY) uygulanabilirliği test edilmiştir. Suçlama ya da sorumluluğu üzerinden atma veya başka sorumlu arama anlayışından uzak, bilimsel yöntem ve pozitif yaklaşım, bu çalışmanın temel hareket noktaları olmuştur.

Bu çerçevede yapılmış olan çalışmalar ana hatlarıyla şöyledir;

·        Türkiye’nin farklı bölgelerinde yer alan 132 bağımsız vergi dairesi ile sorunların tespiti ve çözüm önerilerinin ortaya konulması amacıyla bağlantı kurulmuştur.

·        Vergi konusunun diğer tarafını temsil eden mükellef kitlesinin Türk Vergi İdaresi ve Türk Vergi Sistemi hakkındaki görüş ve önerilerini tespit etmek amacıyla sivil toplum örgütlerinden bilgi alınmıştır.

·        Mükelleflerin vergi idaresi hakkındaki görüşlerini tespit etmek amacıyla Ankara ve İzmir’de mükellef bazında anket yapılmıştır.

·        Ankara Defterdarlığı’na bağlı 31 bağımsız vergi dairesindeki 702 personele anket uygulaması yapılmıştır.

·        Danıştay 4. Dairesi nezdinde 1999 yılında karara bağlanan Ankara iline ait bütün vergi uyuşmazlıkları bazında araştırmalar yapılmış, vergi dairelerinde yapılan tarhiyatlar bazında rakamsal sonuçlara ulaşılmıştır

·        Ankara Defterdarlığı’na bağlı 6 vergi dairesi müdürü ile “vergi dairesi sorunları kalite çemberi” oluşturulmuş ve çalışmalar yapılmıştır.

·        TKY uygulamasının yapılabilmesi için iş akışlarının tespiti, iş tamamlanma sürelerinin tespiti, görev tanımlamalarının yapılması, iş standartlarının tespiti amacıyla Ankara’da bir vergi dairesi pilot uygulama vergi dairesi olarak tespit edilmiş ve adı geçen konularda yaklaşık 3 ay süre ile çalışmalar yapılmıştır. Daire personelinin katılımını sağlamak üzere servis bazında veya masa bazında kalite çemberleri oluşturulmuş ve verilere ilk elden ulaşılmaya çalışılmıştır.

·         “TKY ve Türk Vergi İdaresi” konusunda Hesap Uzmanları Kurulu Ankara, İstanbul ve İzmir Grup Başkanlıklarında Hesap Uzmanları ve diğer katılımcılara, Ankara Defterdarlığı’nda Defterdar, Defterdar Yardımcıları, Vergi Dairesi Müdürleri, Gelir Müdürleri ve Takdir Komisyonu Başkanlarına, İstanbul Yeminli Mali Müşavirler Odası’nda katılımlı-tartışmalı konferanslar verilmiş ve çalışmamız Maliye Bakanlığı üst yönetimine bir brifing şeklinde sunulmuştur.

TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ

Önce kısaca Toplam Kalite Yönetimi nedir ve niçin vergi daireleri için bu model çerçevesinde bir yeniden yapılanma önerisi getirmekteyiz bu konuya değinmek istiyorum.

Toplam Kalite Yönetimi (TKY), bir kuruluştaki tüm faaliyetlerin sürekli olarak iyileştirilmesi ve organizasyondaki tüm çalışanların kesin aktif katılımıyla çalışanlar, müşteriler ve toplum memnun edilerek kârlılığa ulaşılması olarak ifade edilmektedir.

TKY, özel sektörde mal üreten şirketlerde ortaya çıkmıştır. Daha sonraları ise, önce hizmet üreten özel şektör kurumlarında daha sonraları da kamuda uygulama alanları bulmaya başlamıştır. Esas itibariyle bir yönetim felsefesi olan TKY’nin hem özel sektörde hem de kamuda uygulanması mümkündür. Kamudaki uygulamalarının tarihçesi oldukça yenidir. ABD ordusunda, İskoçya İç Gelirler idaresinde, ABD İç Gelir İdaresinde, ABD kamu yönetiminde uygulama örnekleri mevcuttur.

Kamu hizmeti veren kuruluşlar, toplum yaşamında çok önemli bir işlevi yerine getirmektedirler. Bu kuruluşlarda hizmet kalitesinin iyileştirilmesi, kayıpların azaltılması, etkinliğin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu amaçların gerçekleştirilmesinde TKY çok önemli bir rol oynar.

Kamu örgütleri çok geniş personel ve bütçelere sahiptir. Verimlikte küçücük bir artış bile kamuda bir çok insanın ve büyük miktarlardaki kaynağın serbest kalması sonucunu doğurur. Bu kapsamda TKY, personelin zaman, enerji, motivasyon ve beyin gücünün boşa harcanmasını önleyecek bir yaklaşım ve araç olması dolayısıyla büyük bir önem kazanmaktadır.

Ülkemizde özel sektör kuruluşların öncülüğünü yürüttüğü kalite yarışından uzakta duran kamu yönetimimize hakim, değişime direnç, atalet ve çağın gereklerine duyarsız anlayış, gün geçtikçe kamu hizmetlerinin doğrudan veya dolaylı maliyetlerini yükselterek daha fazla vergi ve kaynak israfı ile enflasyon olarak karşımıza çıkmakta ve bundan birey ve kuruluş olarak sakınmamız da mümkün bulunmamaktadır.

Verimlilik, kalite, performans gibi kavramlardan uzak kamu yönetimimizin bu durumunun, küresel rekabette ülkemizin yer edinmesini engelleyen faktörlerin başında geldiğinde artık kimsenin kuşkusu yoktur.

Temelleri bugünden atılmaya başlanan önümüzdeki bin yılın, yeni yapılanmalar ve açılımlara sahne olacağı ve bütün ülkelerin, ulusal düzeyde yeniden örgütlenerek uluslararası rekabet ortamında yer edinme ya da varolan güçlerini arttırma yarışında oldukları dünyamızda, ülkemizin de özellikle kamu alanında olmak üzere topyekün değişim çabasına vakit geçirmeden başlayarak, tabuların yıkıldığı, sorgulama esaslı öğrenme, sürekli gelişme, sinerji oluşturan ekip çalışması, bilimsellik ve israfı ortadan kaldıran yalınlık ilkelerinin benimsendiği yeni bir devlet yapısına sahip olması, ancak bilgi toplumlarının saygın bir yer edineceği 21. yüzyılda ülkemizi hakettiği konuma getirebilecektir.[1]

Bürokrasimizin hastalığının temelinde de Toplam Kalite ilkelerine aykırı örgütlenme modeli yatmaktadır. Çoğu zaman tek bir iş niteliğindeki bir faaliyette bile yetkiler bölünmüş durumdadır. Her yetkili merci de kendi kurallarını ve yöntemlerini uygular. Hizmeti alan kişi veya kuruluş da bu merciler arasında ping-pong topu gibi mekik dokur.[2]

Günümüzün bürokratik yapılanmasında Bakanlık ve Genel Müdürlük gibi birimlerin tüm yetkileri elinde tutmak istemeleri ve yerel birimlere fazla inisiyatif vermemesi, destek hizmet veren birimleri ön plana çıkararak asıl üretim yapan yerel birimlerin ikinci plana düşmesine neden olmaktadır. Diğer bir deyimle icracı birimler ricacı, destek birimleri de icracı durumdadırlar. Bu durum hem yerel birimlerde çalışanların özgüvenini kaybetmesine hem de aşağıdan yukarıya bilgi akışının engellenmesine neden olmaktadır.[3]

TKY’nin başarıyla hayata geçirilebilmesi, öncelikle örgütlerin üst kademe yönetimlerinin konuya bakış açılarına bağlıdır. Değişimin gereğine inanmış, yurttaş odaklı bir kuruluşta üst yönetimin TKY düşüncesine tutkuyla sahip çıkması ve gereklerini yerine getirmesi halinde elde ettiği sonuçlar beklenmedik boyutlarda başarılı olabilmektedir.

Modelimize göre Türk Vergi İdaresi’nin misyonu “Yeterli verginin en az masrafla toplanması, artan bir kalite ile halka hizmet sunulması, Vergi İdaresinin adalet, etkinlik ve doğruluk ilkeleri ile halkın güvenini kazanarak görevini ifa etmesidir. ”

Türk vergi idaresinin vizyonu ise aşağıdaki gibi olmalıdır:

q       Mükellefleri hedef alan kalite ilkelerinin belirlenmesi,

q       Vergi idaresinin etkinliği için problemlerin teşhisi,

q       Çalışanların daha fazla yetkilendirilmesi,

q       Çağın araç ve gereçlerinin vergi konusunda hem idarenin hem de mükellefin kullanımına sunulması,

q       En etkin ve en yüksek düzeyde vergi toplanması,

q       İnsana önem veren, ancak idari işlemlerde insani zaafları ortadan kaldıran düzenlemeler yapılması,

q       Vergi hukukunun temel vergileme ilkelerinin İdarenin temel ilkeleri haline dönüştürülmesi,

q       Vergi yasalarının ve buna bağlı olarak İdarenin uygulamalarının “vergi vermek istemediği için kasten yanlış veya eksik beyanname verenler ya da hiç bildirimde bulunmayanlar”a göre değil “vergilerini doğru olarak ödemek isteyen ve bu yönde hareket eden mükellefler”e göre düzenlenmesi, buna rağmen yasalara riayet etmeyenlerin ise ağır bir şekilde cezalandırılması,

q       Çalışanların yaptıkları işten övünç duymaları ve işi sahiplenmeleri için gerekli maddi ve manevi motivatörlerin uygulanması.

Bu vizyonun TKY ile gerçekleştirilmesinde 5 yıllık bir süre öngörmekteyiz. TKY uygulamalarının devam etmesi ve kalite olgusunun yerleşmesi durumunda azami 10 yıl içinde gelişmiş ülkelerin standartlarına ulaşmamızın mümkün olduğu kanısındayız.

Toplam Kalİte Yöntemİnİn Türk Vergİ İdaresİnde Uygulama Aşamaları

Maliye Bakanlığı’nda TKY’nin uygulanabilmesi için aşağıdaki aşamaların takip edilmesinin uygun olacağı görüşündeyiz:

1. Aşama : Yöneticilerin İkna Edilmesi : Toplam Kalite yönetiminin uygulamaya konması, üst düzey yönetimin işin içine girmesini gerektirmektedir. Öncelikle Bakan, Müsteşar ve teşkilatın üst düzey tüm yetkililerinin bu konuda ikna edilmesi gerekmektedir.

2. Aşama; Kalite Organizasyonun Oluşturulması : Yöneticiler toplam kalite uygulaması faaliyetine katılır katılmaz bir kalite politikasını, stratejisini, programını, aksiyon planlarını ve özellikle örgüt yapısını oluşturmak zorundadırlar.

Bakana bağlı bir birim olarak “Maliye Kalite Ofisi” kurulabilir. Bu birim, Maliye Bakanlığı merkez teşkilatı ile taşra teşkilatında toplam kalite yönetimi çalışmalarını koordine etmeli, birimleri bilgilendirmeli ve yapılan çalışmaları desteklemelidir.

3. Aşama : Üst Düzey Yöneticilerin Katılımının Sağlanması : Üst düzey yönetimin onayının alınması, desteğinin ve katılımının sağlanmasında deneylerle olumlu sonuç verdiği bilinen, rasyonel iki aşamalı bir yöntem uygulanabilir.

Birincisi, üst yönetimin duyarlı hale getirilmesi, ikincisi de, kalite stratejisine üst yönetimin sahip çıkmasıdır. Toplam kalite yönteminin başarısı üst yönetimin katılımına bağlıdır. Duyarlılığın sağlanması sonucunda tepe yönetimin toplam kalite uygulaması kararı almış ve kabul etmiş olması, kalite konusunda aynı ortak dili konuşur hale gelmesi ve bu yeni kalite tanımını benimsemesi, kalite yönetiminde kullanılan araçlar hakkında ilk bilgilere sahip olması önemlidir. Kalite hareketine şahsen katılmaya hazır olması ve tepe yönetimi ile kalite sorumlusunun örgütte aksiyonu başlatmasına yardımcı olması zorunlu olmaktadır.

4. Aşama : Yöneticilerin Eğitimi: Toplam Kalite uygulamasına hazırlıkta dördüncü aşama, yöneticilerin yöntemler ve bununla uyumlu araçlar konusunda eğitilmesidir. Bu eğitimin içeriği beş başlık altında toplanabilir.

-         Toplam Kalite konusunda özel eğitim,

-         Grupları tanıma ve teşvik etme,

-         Sorunları çözme yöntemleri,

-         İç müşteri-tedarikçi ilişkisi,

-         Kalite yönetimi ile ilgili araçlar.

İlk dört aşama, toplam kalite zeminin oluşturulma safhasıdır. Bundan sonraki aşamalarda artık, uygulamaya konma aşamaları başlayacaktır.

5. Aşama : Bilgilendirme: Bu aşamada Maliye Bakanlığı'nda çalışan tüm personele gerekli bilginin verilmesi gerekmektedir. Zira şeffaflık toplam kalitenin kilit bileşenidir. Toplam kalite ile ilgili açıklamanın yapılması resmi bir açılış ve duyuru ile yapılmalıdır. Bunun bir çok nedeni vardır. Ancak en önemli nedenleri olarak; toplam kalite hareketinin genel yönetim nezdinde taşıdığı önemi onaylamak, aynı zamanda herkesin katılımına imkan verecek tarzda tüm çalışanlara doğrudan hitap etme imkanı vermek, yönetimin bu eyleme geri dönülmez şekilde angaje olmasını sağlamak.

6. Aşama : Personelin Eğitimi: Toplam kalite en üst düzeyde bulunan kişiden en alt kademede çalışan kişiye kadar herkesin katılımı ile gerçekleştirilebileceğinden tüm personel bu konuda eğitilmelidir. Ancak üst düzeye yapılacak eğitimden biraz farklılaşacak olan personelin eğitimi üç başlık altında toplanabilir: Örgütün kalite stratejisi eğitimi, müşteri tedarikçi ilişkisi eğitimi, grup çalışması eğitimi,

7. Aşama : Personelin Katılımının Sağlanması: Çalışanların beyin gücünü harekete geçirmek ve onların kamu hayatı ve sonuçlarına katılmalarını sağlamak temel arzudur. Bu aşamada temel motivasyon kuramlarından yararlanılmalıdır.

8. Aşama : Çember Faaliyetlerin Başlatılması: Çember faaliyetleri Bakanlık birimlerinde başarı ile uygulama imkanını kazanması çalışanların bulundukları birimlere daha fazla bağlanmalarını sağlayacak ve çalıştıkları kurumlarda eğlenceli bir iş ortamının oluşmasına imkan verecektir. Tüm teşkilatta başlayan çember faaliyetleri Maliye yönetiminde yeni bir hareketlenmeye ve yeni bir dinamizm kazanılmasına neden olacaktır.

9. Aşama : Yetersizliklerle Mücadele Yollarının Öğretilmesi: Teşkilattaki yetersizliklere nelerin sebep olduğunun tüm çalışanlara öğretilmesi ve bu yetersizliklerle nasıl mücadele edileceğinin gösterilmesi, personelin bağlı bulunduğu birimlerde bu konularda odaklanmalarını ve mücadele etmelerini sağlayacaktır. Yetersizlik sebepleri, verimsizlik, kalitesizlik, maliyet vb. faktörler olabilir. Örgütlerde çalışanlar bunları sayısallaştırabildiği ve sapmaların sebeplerini bulabildikleri ölçüde yetersizliklerle mücadele etme imkanını sağlamış olacaktır. [4]

Maliye Kalite Ofisi, vergi dairelerindeki toplam kalite yönetimi çalışmalarının hem destekleyicisi hem de yönlendiricisi olmak durumundadır. Personelin yaptığı işe katılımını sağlama amacıyla kalite çemberleri faaliyetlerinin özendirilmesi, “ayın personeli”, “yılın personeli” gibi maddi ve manevi teşvik edici ödüller uygulanmalıdır. Vergi daireleri arasında rekabet ve yarışma havası yaratılmalı, belirli kriterleri yerine getiren vergi dairelerine “kalite bayrağı” ve/veya “kaliteli hizmet belgesi” verilmeli ve her iki yılda bir belge yenilenecek şekilde çalışmalar yapılmalıdır. Kaliteli hizmet belgesi alan vergi dairesi personeline ek ücret vb. gibi ödüllerin yanısıra Maliye Bakanlığı’nın sosyal tesislerinden belirli bir süre ücretsiz yararlanma imkanı sağlanmalıdır.

VERGİCİLİK HİZMETİNDE KALİTENİN UNSURLARI

Vergi dairelerinde sunulan hizmetin kalitesini nasıl ölçebiliriz. Bunun kriterleri nelerdir? Yapılan araştırmalarda tespit edilen kalite boyutları şunlardan oluşmaktadır:[5]

Görüntü :Vergi dairesindeki fiziki araç ve gereçlerin, personelin iletişim araçlarının görüntü açısından konumu nasıl?

Güvenilirlik : Vergi dairesi hizmeti zamanında ve güvenilir bir şekilde yapabiliyor mu?

Cevap verme : Vergi dairesi yurttaşların isteklerine uygun cevap ve hizmet verebilmekte midir?

Yeterlilik : Hizmetlerin yapılmasında kaliteli eleman istihdam edilmekte midir?

Nezaket : Personel mükelleflere nazik ve saygılı davranmakta mıdır?

Kredibilite : Vergi dairesinde istihdam edilen elemanların dürüstlüğü ve kredibilitesi yüksek midir?

Güvenlik : Vergi dairesinde yapılan hizmetlere güveniliyor mu? Üretilen hizmetlerde tehlike, risk ve şüphe var mı?

Ulaşılabilme : Gerek hizmete ve gerek personele kolayca ulaşabilmekte midir?

İletişim : Mükelleflerin anlayacağı dilden konuşma ve onları dinleme söz konusu mudur?

Mükellefi anlama : Mükellefleri ve ihtiyaçlarını tanımaya çalışılmakta mıdır?

Bu kriterlerin tamamına evet denilebiliyorsa o vergi dairesinde kaliteli hizmetten söz etmek mümkündür.

Ankara’da vergi dairelerindeki personele şu soruyu yöneltmiştim. “Eğer mükelleflerinizin seçme imkanı olsaydı vergi dairenize gelirler miydi?” hiç bir vergi dairesi personeli bana evet gelirlerdi diyemedi. Yasal olarak böyle bir seçme özgürlüğü olmamasına rağmen vergi dairesinde sunulan hizmetin doğruluğu ve hızı, fiziksel ortamın yaşanılabilirliliği bu soruya olumlu cevap verilmesini sağlayacak unsurların  başında gelmektedir. Aynı soruyu mükelleflere de sormak mümkündür.

Bize göre öncelikli olarak yapılması gereken; vergi dairelerinin mükellef ve personel odaklı olarak yeniden yapılandırılmasıdır. Esas itibariyle bu talep hem personelce hem de mükelleflerce dile getirilmektedir.

Örneğin İstanbul Sanayi Odası mükelleflerine bir ankette yöneltilen Vergi gelirlerinin artırılması ve vergi adaletinin sağlanması için alınması gereken tedbirlerin neler olduğu” şeklindeki soruya verilen cevapların dağılımı şu şekildedir (SLAYT 9):

Vergi gelirlerinin artırılması ve vergi adaletinin sağlanması için alınması gerekli bazı önlemlere katılma oranları (%)

Katılıyorum

Katılmıyorum

Kararsızım

Tek oranlı vergi sistemine geçilmelidir

50

40

10

Artan oranlı vergi sistemine devam edilmelidir

50

34

16

Gelir ve kurumlar vergisi oranları düşürülmelidir

71

24

5

Vergi oranları artırılmalıdır

16

80

4

Vergi denetimi etkinleştirilmelidir

88

7

5

Vergi kaçakçıları kamuoyuna duyurulmalıdır

83

9

8

Vergi cezaları yükseltilmelidir

75

6

9

Vergi idaresi modern bir yapıya kavuşturulmalıdır

98

0

2

Vergi tabanı genişletilmelidir

96

2

2

İstisna uygulaması olmaksızın tüm kazançlar vergilenmelidir.

56

30

14

 

Görüldüğü üzere vergi gelirlerinin arttırılması konusunda mükelleflerin başta gelen önerisi “vergi idaresinin modern bir yapıya kavuşturulması”dır.

YURTTAŞ MEMNUNİYETİ

Günümüzde hiç bir kamu kurumunda yurttaş memnuniyeti ölçütü gibi bir kavram bulunmamaktadır. Ancak gelişmiş ülkelerde belirli aralıklarla yapılan anketlerle yurttaş  memnuniyeti tespit edilmektedir. Örneğin ABD’nde Başkan Clinton döneminde yurttaş memnuniyetinin 2. dünya savaşı seviyelerine düşmesi sonucunda “reinventing government” kamuda yeniden yapılanma çalışmaları başlatılmıştır.

Yurttaş memnuniyetinin ölçülmesi, yapılan çalışmaların sonuçlarının ölçülmesi demektir. Ankara’da yaptığımız anketlerde vergi dairesi hizmetlerinde mükellef memnuniyeti derecesi %34 olarak tespit edilmiştir. Bir başka ifadeyle mükelleflerin %66’sı vergi dairesi hizmetlerinden yeterince memnun değildir. Böyle bir verinin elimizde olması ve belirli aralıklarla ölçülmesi durumunda kurumsal performansımızı tespit etmek mümkün olacak ve neticede ne kadar doğru yolda olduğumuzu bir anlamda müşterilerimiz konumunda olan mükelleflerden alacağımız bilgilerle sağlamış olacağız.

Toplam kalite yönetimi uyarınca iç müşteri konumunda olan personelin memnuniyetini anketlerle araştırdığımızda ise personel memnuniyeti %49 olarak tespit edilmektedir.

ARAŞTIRMA KAPSAMINDAKİ TESPİTLER

Vergi mükelleflerin en fazla şikayetçi oldukları konuların başında vergi mevzuatının çok sık değişmesi gelmektedir. Ekonomik değişmelere paralel olarak diğer yasalar gibi vergi yasalarının da değişmesi doğaldır. Ancak bu değişikliklerin çok sık aralıklarla yapılması ve genelde yapılan değişikliğin bir önceki değişikliğin eksikliklerini gidermek ya da onu ortadan kaldırmak için yapıldığı dikkate alındığında olumsuz bir görüntü ortaya çıkmaktadır.

1999 yılına ilişkin vergisel değişiklikleri içeren rakamlar irdelendiğinde konu bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmaktadır.

Mükelleflere göre vergi mevzuatındaki değişiklikler verginin daha adil ve daha basit bir şekilde toplanmasını sağlamamaktadır. Bu konudaki anket sonuçlarını irdelediğimizde mükelleflerin %36’sı olumlu yönde görüş bildirirken %64’ü olumsuz yönde görüş bildirmiştir.

Personele aynı soruyu yönelttiğimizde %14 oranında olumlu bir yanıt alınmıştır.

Öte yandan yapılan değişikliklerin mükellef üzerinde yarattığı en büyük sıkıntı, mükelleflerin ekonomik planlarının alt üst olmasıdır. Mükelleflerin %86’sına göre vergi mevzuatında yapılan değişiklikler ekonomik planları büyük ölçüde etkilemektedir.

Vergi mevzuatında yapılması  düşünülen değişikliklerde mutlak surette hedef mükellef kitlesinin yanısıra vergi idaresinin de görüşü alınmalıdır. Esas itibariyle gelir idaresinde yapılacak toplam kalite yönetimi uygulamaları da bunu gerektirmektedir. Yaptığımız ankette personelin %97’sine göre mevzuatın hazırlanmasında (yasa, tebliğ, yönetmelik, genelge vb.)vergi dairelerinin görüşü alınmalıdır.(PERSONEL Anket 26) Mükellefler üzerinde yaptığımız ankete göre ise mükelleflerin %91’ine göre vergisel düzenlemelerde mükellef kitlesinin görüşü alınmamaktadır.

Mükellef kitlesinin en fazla şikayetçi olduğu konulardan bir diğeri de vergi dairesine çok sık gitmek zorunda kalınmasıdır. Sadece beyanname vermek amacıyla yılda 29 ila 42 kez arasında mükellefler vergi dairesine gitmek zorunda kalmaktadırlar. Keza bu beyanlarını ödemek için de 31 ila 46 kez arasında vergi dairesine gitmek zorunda kalmaktadırlar.

Vergi idaresine ilişkin pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da mükellefler ile vergi dairesi personeli de aynı görüşü paylaşmaktadır. “Mükellefler vergi dairesine çok sık gitmek zorunda kalmamalıdır. Çünkü vergi dairesine gelen mükellef sayısının artması vergi dairesinin günlük işlerinin yapılmasını engellemektedir. Bu sorunun çözümüne yönelik olarak TKY uygulamaları çerçevesinde iki öneride bulunmak istiyorum. Birincisi beyannamelerin posta ya da dijital ortamda internet aracılığıyla alınmasına yönelik. Ankara’da yaptığımız araştırmada mükelleflerin %1-10 arasındaki bir kısmının  beyannamelerini posta yoluyla gönderdiğini tespit ettik. Şehrin merkezindeki vergi dairelerinde posta ile gönderme oranının %10 kenar semt olarak tabir edeceğimiz yerlerde ise %1 olduğunu görmekteyiz.

Beyannamelerin posta yerine elden vergi dairesine gönderilmesindeki temel neden vatandaştaki güvensizlik duygusudur. “Postaya verilen beyannamenin kaybolması nedeniyle sonradan daha fazla uğraşmak yerine sıra beklemeye  razı olmak” şeklinde özetleyebileceğimiz bu düşünce tarzının güven arttırıcı önlemlerle giderilmesi gerekmektedir.

Ankara’da vergi dairelerinde yaptığımız araştırmada bugüne kadar posta ile gönderilen beyannamenin vergi dairesine ulaşmaması gibi bir durumla karşılaşılmadığını tespit ettik. Bu durumda yapılması gereken Gelirler Genel Müdürlüğü ile PTT Genel Müdürlüğü arasında bir protokol düzenleyerek kamuoyuna “Beyannamelerin posta ile gönderilmesindeki sorumluluk bilinci” halka deklare edilmelidir. Bu uygulamayı teşvik etmek amacıyla aynı zamanda posta ile beyanname gönderme ücretsiz hale getirilmelidir.

Mükelleflerin vergi dairesine daha az gelmelerini sağlayacak bir diğer düzenleme de cebri tahsilat dışındaki tüm tahsilatın bankalar ve özel finans kuruluşları aracılığı ile yapılmasını sağlamaktır. Günümüzde mükelleflerin sayıca çoğunluğu vergi ödemek için vergi dairesine gelmesine rağmen tahsil edilen tutarın parasal büyüklüğü oldukça düşüktür.

Mükellef neden vergi dairesini tercih ediyor sorusunun cevabı yine güven eksikliğidir. İkinci sıradaki neden de eğitim ve gelir seviyesinden kaynaklanmaktadır.  Mükellef kitlesinin eğitim ve gelir seviyesi yükseldikçe vergi ödemeleri banka aracılığıyla ya da çekle yapılmaktadır.

TKY’nin temelinde insan unsuru yatmaktadır. Sadece fiziksel ortamın iyileştirilmesi, işlemlerin bilgisayar ortamında yapılmasının sağlanması gelişme için tek başına yeterli unsur değildir. Bunlarla birlikte hatta daha da öncelikli olarak insan unsuruna önem verilmesi gerekmektedir. İnsan unsuruna önem verilmesi ise bilimsel yöntemlerle onun maddi ve manevi gelişime katkı sağlayacak eğitim vb. gibi çalışmaların yapılması ile sağlanabilir. Bu açıdan baktığımızda vergi dairesi personelinin belirli mesleki ve ahlaki değerler ile yeteneğe sahip olması gerektiğini söylemek mümkündür. Ancak günümüzün personel uygulamasında bu konulara yeterince dikkat edildiği söylenemez.

TKY’nin de temelinde yer alan insan kaynakları biriminin gelir idaresinde kurulması gereklidir. Hizmet üreten kurumların en önemli kaynağı olan insanın belirli vasıfta ve yeterlilikte olması, beklenen hizmet kalitesini doğrudan etkilemektedir. Kurulacak insan kaynakları birimi ile insan kaynağının planlaması, hizmet üretim sürecinin başlangıcında yapılmış olacaktır.

Vergi idaresi personelinin maddi yönden durumunun düzeltilmesinin yanında, Gelir İdaresinin üst biriminde yer alan yöneticilerin, alt kademede görev yapan personele kadar tüm çalışanları manevi yönden desteklemelerinin de onları motive edecektir. Mevcut iş yükünün yoğunluğunda insanların önemsendiklerini bilmeleri, kişilerin motivasyonunu arttıracağı gibi sonuçta vergi idaresinin etkinliğini de arttıracaktır. TKY ile mükemmel sonuçların alındığı Japonya’da manevi motivatörlerin personel üzerinde çok etkili olduğu tespit edilmiştir. Bizim personelimize uyguladığımız ankette ise durum  şu şekildedir.

 

Belirli zamanlardaki iş yoğunluğuna karşı personelin performansını artıracak önlemleri önem sırasına göre sıralayınız

1- Ek ücretle destekleme

2- Tam bir iş bölümü

3- Yüksek motivasyon

4- Personel takviyesi

5- Sıkı denetim ve baskı

 

Personelin iyi yetiştirilmesinin yanısıra yetişmiş personelin elde tutulması da büyük önem taşımaktadır. Vergicilik işlemlerinin ve hizmetlerinin temel girdisinin insan olduğunu gözardı etmemek gerekmektedir.

Mükelleflerin en fazla şikayetçi oldukları konulardan bir diğeri de vergi dairesine gittiklerinde personelin kendileriyle yeterince ilgilenmemesi yada personelin kendi aralarında sohbet etmeleri veyahutta masaların pek çoğunun boş olmasıdır. Yaptığımız anketlerde en çok şikayet bu konudan gelmiştir Biz de bu şikayetin nedenini vergi dairelerinde araştırdık. ABD’nde uygulanan genel amaçlı iş örneklemesi metodunu bir vergi dairesinde uyguladık. Bu metod bir işyerinde çalışan çalışmayan analizini yapmaya yöneliktir.

Çalışma sonucunda gün boyunca %33 oranında personelin yerinde olmadığı, %21 oranında personelin yerinde olduğu ancak çalışmadığı, %46 oranındaki personelin ise çalışmakta olduğu tespit edilmiştir. Yapılan ölçümleme sonucunda personelin %54’nün çalışmadığı bir anlamda gizli işsiz durumunda olduğu ortaya çıkmıştır.

Uygulamasını önerdiğimiz toplam kalite yönetimi suçlayıcı veya sorumluluğu başkalarında arayıcı bir yönetim anlayışı değildir. Diğer taraftan bu yönetim anlayışına göre “sonuçları değiştirmek için başlangıçları değiştirmek” gerekmektedir. Yukarıdaki ölçümleme bir sonuçtur. Dolayısıyla değiştirilmesi gereken, bu sonuca neden olan başlangıçlardır. Yapılan araştırma soncunda bu durumun nedenleri;

·        Bilgisayar sayısının yetersiz olması nedeniyle personelin sıra ile bilgisayarlarda çalışmak durumunda olması (30 kişilik bir serviste 5 adet bilgisayar bulunmaktadır.),

·        Görev tanımlaması, iş tanımlaması ve iş standartlarının olmaması nedeniyle işleri kimin, nasıl ve ne kadar sürede yapacağının belli olmaması,

·        Bu tanımlar ve standartlar olmadığı için performans değerlemesinin yapılamaması ve az çalışanın da çok çalışanın da aynı ücret düzeyinden ve aynı sosyal haklardan yararlanması,

·        Servis içinde sigara içme yasağının olması ancak vergi dairelerinde sigara içme salonlarının olmaması ve bu konuda bir süre standardının olmaması vb.

şeklinde tespit edilmiştir.

Bu konudaki önerimiz, vergi dairelerindeki banko sistemini kaldırmak ve bölümlenmiş servis modeline geçmek mükellefe ilişkin tüm bilgilerin dijital ortamda arşivlenmesinin sağlanması ve bir mükellefin dosyasıyla ilgili işlemi daima aynı personelin değil bilgisayar aracılığıyla bütün personelin yapabilmesine olanak sağlanmalıdır.

Vergi dairelerinde mükelleflerin yaşadığı bir diğer sıkıntı da bir işlemin birden fazla aşamada tamamlanmasıdır. Örneğin mükellef olduğunuzu belgelemek için 8 ayrı aşamayı tamamlamanız gerekmektedir. Çok katlı bir vergi dairesinde bu işlem yapılıyorsa katlar arasındaki koşuşturma ortalama 1 ila 3 saat arasında tamamlanmaktadır. Yapılması gereken işlemleri mümkün olan en az aşamada mümkünse 1 defada tamamlamak ve evrak takibini mükellefe yaptırmaksızın evrakın dijital ortamda daire içindeki işlemlerinin tamamlanması olmalıdır.

Günümüzde verginin toplanmasından ziyade harcanması daha önemli hale gelmiştir. Bu çerçevede vergi dairesi personelinin %97’si toplanan vergilerin etkin olarak kullanılmadığı inancındadır.

Harcamacı kuruluşların yapmış oldukları harcamaların sosyal faydaya hizmet ettiğini göstermeleri ve bunun için de son derece şeffaf olmaları gerekmektedir. Yolsuzlukların yaygınlaştığı veya en azından yolsuzluk söylentilerinin çoğaldığı bir ortamda kişilerin devlete olan güvenleri sarsılmakta ve verginin sosyal yönünü halka anlatabilmek için harcanan çabaların büyük bir kısmı boşa çıkmaktadır. Nitekim mükelleflere uygulamış olduğumuz anketlerde, vergisini eksik beyan etme vb. durumların temelinde yatan düşüncenin, “ödediği verginin yolsuzluklarla çarçur edildiği ve kendisine hizmet olarak dönmediği” şeklindeki inanış olduğu tespit edilmiştir. Örneğin bu konuda İstanbul Sanayi Odası üyelerinin yapılan ankete verdikleri cevaplar aşağıdaki gibidir.

Vergi kaçırmada rol oynadığı düşünülen bazı faktörlere sanayicilerin katılma oranı (%)

Katılıyorum

Katılmıyorum

Kararsızım

Vergi yükünün adil dağıtılmadığı

94

4

2

Ödenen vergilerin etkin kullanılmadığı inancı

90

5

5

 Vergilemede enflasyondan doğan kazançların vergi dışı kalmasını sağlayan düzenlemelerin yetersizliği

88

4

8

Vergi oranlarının yüksek olması

85

11

4

 Vergilemede haksız uygulamalar (Af ve erteleme)

80

12

8

Giderlerin çok sınırlı ölçüde dikkate alınması

70

20

10

İlke olarak vergi ödemeyi benimsememe

69

21

10

Mükellef olmanın getirdiği maliyet ve bürokrasiden kaçınma

66

23

11